Oyun bitti

Sendikal hareket dâhil olmak üzere, sınıf hareketine esas aşının farklı bir düzlem üzerinden gerçekleştirilmesi gerekli. Bu düzlem, sınıf sendikacılığı ilkelerini içeren, sendikal örgütlenmenin dışında kalan örgütlenme biçimlerini de kapsayan, mücadelelerde biriken deneyimlerin üzerine basan ve en önemli işçi sınıfının tarihsel-güncel çıkarlarını birleştiren bir zemine sahip.

Irmak Ildır

 

Türkiye, dışarıdan bakan biri için, siyasetinden ekonomisine, kültürel yaşantısından sportif dünyasına kadar bir dizi farklı alanda “oyun oynanıyor herhalde” düşüncesine kapılabilir. Haksız da sayılmaz. Ülkemizdeki en yaygın meslek “-mış gibi yapma” sanatıdır. “-Mış gibi yapan” akademisyen, sanatçı, siyasetçi, gazeteci, avukat ya da sendikacı her yerde “görevlerini” layıkıyla yerine getirirler. Yalnız unuttukları tek bir nokta var; çevirdikleri film, oynadıkları oyun pek izlenmeye değmiyor.

Gene de oyun oynanmaya devam ediyor. “İşler tıkırında” olduğu sürece herkes durumundan memnun. Ancak, bazı durumlar var ki; oyunun sadece izlenmeye değer olmaması yetersiz kalıyor. İnsanın da içinden “oyun bitti” demek geliyor.

Kamudaki son toplu sözleşme süreci, tam da bu duruma iyi bir örnek. İki yüz bin işçiyi doğrudan ilgilendiren, yüzbinlerce işçi için ise “emsal” olabilecek bir süreç, sendika-iktidar ilişkilerine meze edildi. Sürecin en çok rahatsızlık veren noktası ise, işçileri temsilen masaya oturan Türk-İş Genel Başkanı’nın mikrofonundan “sızanlar” oldu. “İşler karışmadan anlaşabildik” sözleri, bir itirafın da kulaklarımıza gelen yansıması oldu.

Bu sözlerden sonra, konu çokça konuşuldu. Türk-İş Başkanı Ergün Atalay’ın zaten inandırıcı gelmeyen, “laf olsun torba dolsun” misali “anlaşamazsak, grev yaparız” sözleri, anlaşmayla beraber buharlaştı. Bu durum üzerine tepkiler de büyük oldu.

Durumun şaşırtıcı olmadığını söylememiz gerekiyor. Sürecin Türk-iş açısından hangi olasılıkları taşıdığını şu şekilde ifade etmeye çalışmıştık:  “Türk-İş’in buradaki hesabı çok belli. 20 Ağustos’ta açıklanacak kararla toplu sözleşme masasından “ikna olmuş” kalkmayı bekliyorlar. Eğer bu gerçekleşmezse, işkollarında alınacak kararların “grev erteleme” kararı ile yasaklanacağını düşünüyorlar. Böylece bir taşla iki kuş vurmanın peşinde Türk-İş yöneticileri. Buradaki küçük hesapların, sendikal çevrelerdeki “klasik taktiklerin” bir kez daha yinelenmesinden ibaret.”[1]

Gerçekten de öyle oldu. Anlaşma 20 Ağustos’tan önce sağlanırken, sendikal çevreler kendi küçük taktikleriyle süreci aşmaya çalıştılar. Şimdi benzer bir durum memur sendikaları için de yaşanabilir. Memurlar adına masadan olan Memur-Sen’in doğrudan siyasi iktidarın uzantısı olması taktiklerin genişlemesini sağlıyor. Masadan anlaşmadan kalkan Memur-Sen, süreci biraz daha uzatarak geçiştirme amacında.

Gelinen noktada, sendikal hareketin bunalımlı halinin ne denli ağır bir hastalığa sebebiyet verdiğini gösteriyor. Toplu sözleşme süreci, bu bunalımlı halin sendikal hareketin kendi iç dinamikleriyle bu süreçten kurtulamayacağını gösteriyor. Bu nedenle, Türk-İş içinden yükselen “istifa” seslerinin, ciddi bir karşılığının olmadığı bilinmeli.

Esas çözüm, bizzat düzenin bir parçası haline dönüşen sendikal yönetimleri aşacak bir sınıf hareketinin yaratılmasından geçiyor. Sendikal hareket dâhil olmak üzere, sınıf hareketine esas aşının farklı bir düzlem üzerinden gerçekleştirilmesi gerekli. Bu düzlem, sınıf sendikacılığı ilkelerini içeren, sendikal örgütlenmenin dışında kalan örgütlenme biçimlerini de kapsayan, mücadelelerde biriken deneyimlerin üzerine basan ve en önemli işçi sınıfının tarihsel-güncel çıkarlarını birleştiren bir zemine sahip.

Peki, bu zemin nasıl sağlanacak?

Bu zemini sağlamak için birikimin olup olmadığına bakmak gerekiyor. Bize göre, şöyle ya da böyle yeni bir sınıf hareketini yaratacak bir birikimin varlığı mevcuttur. Birikimin farklı noktalara dağılmış unsurları, belirli bir programın ekseninde yan yana gelmesi mümkündür. Ancak bir ufak kayıt koyarak; bu birikimin taşıyıcılarının kendi dar çevrelerinden, sendikaların genel kurullarından, küçük hesaplardan sıyrılması ile yeni bir sınıf hareketinin kapısı aralanabilir.

Bunun için atılacak her adım, koyulacak her tuğla kriz ortamında işçi sınıfının daha fazla mevzi kaybetmesini engelleyecektir. Aksi durumda, bunalımlı halin daha fazla devam etmesi mümkün olmaz ve yeni bir iflas ile karşı karşıya kalınır.

O nedenle artık “oyun bitti” deme zamanı, hem de en güçlü şekilde!

[1] https://gazetemanifesto.com/2019/bu-is-boyle-gitmez-285503/