Reklam
Kategoriler: Serbest Kürsü

Soma: Yastan kavgaya

Reklam

Özgür Karadaş – Sınıf Tavrı YK üyesi

Soma katliamının ardından çokça bilgi, belge edindik ve bunun yanı sıra somut bir durum olarak çıkan mahkeme kararlarının tanığı ve elbette tarafıyız. Yaşanan büyük acının ardından gelen yas, bahsedilen verilerle birlikte yerini öfkeye, öfke ise kavgaya bıraktı. Tabi ki yas da bizim kavga da; çünkü her kavga bir uğrakta, yasın izlerini taşır ve ondan beslenir. Ancak bu durum, ileri bir uğrakta her yönüyle kavgaya içkin hale gelir. Bunun bir potansiyele dönüştüğü alan ise politik mecradır. Başta belirttiğimiz ampirik veriler ya da tarihi bilgi, belgeler yan yana geldiğinde sadece kuru bir tarih çıkar. Fakat bunların içine kavga ögesi yerleştiğinde ve başka olgularla arasındaki ilişki (niceliksel ve niteliksel) ortaya konduğunda kuru tarih söner ve tarihsellik çıkar. Örneğin, Zonguldak’ta yaşanan iş cinayetlerinin koşulları kaldırılamadığı için Soma katliamı yaşandı. Koşullar, ampirik tarihi tarihsel kılar.

Politik mecra bizce, tarihsel olanın güncel olanla sentezlendiği yerdir. İşçi sınıfı bu zeminden burjuvaziye karşı mücadele ettiği sürece burjuva siyasetinin alanı daralır. Aksi durumda, burjuva siyaseti ilericilik iddiasındaki özneyi kapsar ve dönüştürür.

Soma’ya tersten bakmak

Türkiye tarihinin en büyük işçi katliamı hala hafızamızda tüm “gerçek”liği ile duruyor: 301 maden emekçisinin cinayeti. Katliamın sorumluları, sermaye devletinin mahkemeleri tarafından korunup kollanırken, Erdoğan’ın Soma’da bir işçiyi tokatlaması, dönemin Başbakanlık müşavirinin bir maden işçisini tekmelemesi de diğer “gerçek”lerden bazıları. Karşı tarafta ise, göçükten çıkarılan bir maden işçisinin sedyeye yatırılırken “çizmelerimi çıkartayım mı?” diye unutamadığımız ifadesi…

AKP iktidarı işçi sınıfına yönelik bütün saldırıları alenen yapsa da karşımıza sürekli “fıtrat”, “kader” vb. argümanlarla çıkıyor. Nitekim bütün iş cinayetlerinde AKP iktidarının yöneticileri ağız birliği yaptılar. Bu da sermaye devletinin iktidarı açısından ideolojik bir “gerçek”lik.

“Gerçek”ler üzerinden devam edersek, geçtiğimiz yıl, katliamın yaşandığı ocağın sahibi olduğu Soma Kömür İşletmeleri AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan’ın tahliyesi ve üstelik 3 yıl maden işletememe cezasının da kaldırılması gözümüzün içine sokulan bir hukuk, adalet “gerçeği”ydi.

Peki farklı alanlardan yansıyan bu “gerçek”likleri nasıl kavrayacağız? Bu olgular yukarıda belirtilen politik alanda “gerçek”leştiğinde tarihsel, köklü kırılmaları mı besleyecek? Yoksa bunlar, burjuva siyasetine kapı mı açacak? Bu problemlerin berraklaşacağı temel mesele gerçekliklerin/olguların nasıl kavrandığı ile bağlantılıdır. Örneğin, Soma katliamının politik çıktısı olarak “adaletsizlik, hukuksuzluk” çatısında birleşen/sıkışan bir mücadele alanı politik bir söylem olarak doğru olsa da “tarihsel olan” ile sentezlenmediği sürece, onu boğar. Diğer yandan işçi sınıfının devrimci rolü -niyetlerden bağımsız- olarak yadsınmış olur. O halde elimizde devrimci içerikten yoksun, “gerçek”ler kalır. Son tahlilde, devrimci içerik kazanamayan olgular, ilk başta vurgulanan “kuru tarihe” dönüşür ve böylece salt gündelik taleplere evrilir.

Günümüzün ilerici yayın organlarında dahi gerçekliğe boğularak “öz”ünden uzaklaşan ya da sınıf mücadelelerinin deneyimlerinden ayrışan yaklaşımlar Soma’ya, Gezi direnişine, Koronavirüs salgınına bakarken “adalet” talebini “eşitlik” mücadelesinde içkinleştiremediği sürece her mücadele başlığı tersine döner.

Soma’nın ateşi

Şu günlerde, AKP ve MHP ortaklığıyla çıkarılan infaz yasasıyla Soma katliamının bütün sorumlularının aklanacağı öngörülmektedir. Zaten bugüne kadar en basit cezaları alan, elini kolunu sallayarak dışarıda gezen birçok sorumlu, sermaye egemenliğinin kanatları altında olmaya güveniyor. Ancak Soma’nın ateşi işçi sınıfının belleğinde hala harlı durmakta ve Prometheus’un ateşi gibi yol gösterici, aydınlatıcı olmaya devam ediyor.

Sorumluların kendiliğinden hesap vermeyeceğini elbette biliyoruz, ama mücadele Soma nezdinde ortada olan tüm gerçekliklerin işçi sınıfı çıkarıyla birleştiği politik alanda kazanımla sonuçlanacaktır!

Büyük Ekim Devrimi’nin lideri Lenin, devrimden hemen önce Nisan Tezleri’ nde şunları ifade etmişti: “Ve biz kendi kendimizden korkuyoruz. Sevdiğimiz, alıştığımız kirli gömleğimizden ayrılmıyoruz!.. Kirli gömleği atmanın zamanıdır…” Kömür karasının ölüme karıştığı Soma’yı anarken büyük önder Lenin’e kulak vermenin zamanıdır!

Reklam

Önceki Haberler

TKH; Özel karar versin: Kuvayı Milliye mi NATO mu?

Türkiye Komünist Hareketi (TKH) Özgür Özel'in NATO zirvesi öncesinde yazdığı yazıya "Her platformda Kuvayı Milliye…

1 Temmuz 2026 16:55

NATO operasyonunda tutuklanan Ayten Yakut tahliye edildi

7-8 Temmuz'da Ankara'da düzenlenecek NATO zirvesi öncesi gerçekleştirilen operasyonlarda gözaltına alınan ve ardından tutuklanan 75…

1 Temmuz 2026 16:41

Gebze’deki işçilerin NATO protestosunda gerici provokasyon

Gebze Sendikalar Birliği'nin 7-8 Temmuz'da Ankara'da düzenlenecek NATO Zirvesi'ne karşı gerçekleştirdiği yürüyüşte kısa süreli gerginlik…

1 Temmuz 2026 15:59

Gıda Mühendisleri Odası taban ücretin kaldırılmasına yönelik iptal davalarına karşı imza kampanyası başlattı

Gıda Mühendisleri Odası, Çalıştırılması Zorunlu Personel taban ücret uygulamasına yönelik iptal davalarına karşı imza kampanyası…

1 Temmuz 2026 15:51

Tamar Tanrıyar’a ait YouTube kanalına erişim engeli

Hakkında başlatılan soruşturma kapsamında adli kontrol hükümleri uygulanarak serbest bırakılan Tamar Tanrıyar'a ait Siber Haber…

1 Temmuz 2026 13:35

Kayyum Gürsel Tekin hesapları karıştırdı: Sahte hesaptan kendisini mi savunuyor?

CHP'deki butlan yönetiminin destekçisi olan Gürsel Tekin, farklı bir sosyal medya hesabından kendisine yönelik övgü…

1 Temmuz 2026 13:24
Reklam