Behiç Oktay yazdı: Arnavutluk’ta Halk Trump’a karşı ayakta
Yaklaşık 1 haftadır Arnavutluk’un başkenti Tiran sokaklarında binlerce insan “Arnavutluk satılık değil” sloganları ile yürüyor. Karşılarında ise yalnızca bir inşaat projesi yok, bizzat emperyalizmin kendisi var. Arnavutluk kıyılarının tapusunu bizzat Trump’ın kızı ve damadı teslim almaya çalışıyor.
Bu direnişi anlamak için bugünden geriye, Arnavutluk kıyılarının halkın mülkü haline geldiği döneme, Arnavutluk Emek Partisi’nin kuruluşuna ve sosyalist inşanın somut kazanımlarına bakmak gerekiyor. Çünkü sokaktaki öfkenin kökleri, yalnızca bir tatil köyüne karşı çıkışla açıklanamaz. Bu öfke, onlarca yılın birikimi olan bir bilincin ifadesidir.
Kıyılar Halkın Malı Olduğunda
Arnavutluk, 1944’te Enver Hoca önderliğindeki partizan hareketin zaferiyle sosyalist bir cumhuriyet olarak yeniden kuruldu. Sosyalist iktidarın ilk yıllarında gerçekleştirilen kapsamlı toprak reformu, feodal mülkiyet ilişkilerini kökten tasfiye etti. Büyük toprak sahiplerinin ve yabancı şirketlerin elindeki araziler kamulaştırıldı; üretim araçları, kıyı şeritleri ve doğal kaynaklar devlet mülkiyetine alındı. 1976 Anayasası bu kazanımları anayasal güvence altına aldı. Üretim araçları üzerindeki özel mülkiyet kesinlikle yasaklandı, yabancı sermayenin ülkeye girişi engellendi.
Arnavutluk kıyıları bu dönemde hiçbir spekülatörün, hiçbir lüks resort şirketinin ulaşamayacağı bir kamusal alan olarak kaldı. Adriyatik ve İyon kıyılarındaki yaklaşık 450 kilometrelik şerit işçilere, köylülere yani tüm halka açık ortak bir kamusal alan niteliği taşıyordu. Bu sosyalist mülkiyet anlayışının doğrudan bir yansımasıydı. Doğal kaynaklar satılamaz ve halkın kullanımına yasaklanamaz.
1985’te Enver Hoca’nın ölümünün ardından ülkenin yönetimine geçen Ramiz Alia, değişen uluslararası dengeleri ve Doğu Avrupa’daki çözülmeyi görerek Batı ile ilişkileri normalleştirme yolunu seçti. Arnavutluk Emek Partisi, 1991’de kendini feshederek Arnavutluk Sosyalist Partisi adıyla yeniden örgütlendi. Bu yalnızca bir isim değişikliği değildi; Marksist-Leninist programa sahip çıkıldığı iddiasından sosyal demokrasi çizgisine geçişin açık ilanıydı. Sosyalist adı taşımasına karşın parti, NATO üyeliğini destekledi ve Arnavutluk 2009’da NATO’ya katıldı. AB üyeliği süreci, Batı yatırımlarına kapıların açılması, uluslararası finans kuruluşlarıyla imzalanan serbestleştirme anlaşmaları bu partinin iktidar dönemlerinde hayata geçirildi.
Bugünkü Başbakan Edi Rama, bu dönüşümün sembolik zirvesidir. Sanatçı kökenli imajıyla neoliberal ekonomi politikalarını sol söylemiyle harmanlayan Rama, Trump projesine yeşil ışık yakan aktördür. Hem adını taşıdığı sosyalist tarihten hem de temsil ettiği iddia edilen halkın çıkarlarından bütünüyle kopmuş olan bu figür, emperyalist sermayenin güvenilir bir yerel ortağına dönüşmüştür.
Kushner ve Ivanka’nın Kıyıya El Koyma Girişimi
Jared Kushner ve Ivanka Trump bir yat gezisinde Arnavutluk’un güney kıyısına uğrarlar. Ivanka Trump, katıldığı bir podcast programında Arnavutluk kıyılarını yatlarıyla gezerken keşfettikleri yere olan hayranlığını hemen buraya bir otel dikerek taçlandırmak istediğini ballandıra ballandıra anlatıyor.
Bu proje için damat Kushner’ın şirketi Affinity Partners, 2024’te Arnavutluk hükümetinden ön onay almıştı. Söz konusu proje, güney Adriyatik kıyısındaki Vjosa-Narta lagünü ile Sazan Adası’nı kapsayan ve değeri 1,4 ile 4,6 milyar dolar arasında tahmin edilen devasa bir lüks tatil ve gayrimenkul kompleksiydi. Kushner’ın şirketiyle ortak çalışan Sazan Real Estate Development LLC ise proje için “çevreye duyarlı yönetim” ve “yerel değer yaratma” gibi boş söylemler öne sürdü.
Burada dikkat edilmesi gereken birkaç kritik husus vardır. Birincisi, söz konusu alan yalnızca bir kıyı parçası değil, 70’den fazla nesli tehlikede olan türe ev sahipliği yapan, 200’den fazla kuş türünün yaşadığı ve özellikle flamingolarla özdeşleşen koruma altındaki bölgedir. İkincisi, Kushner’a “özel yatırımcı statüsü” tanınmış, yani olağan bürokratik denetim mekanizmaları devre dışı bırakılmıştır.
Bu, kıyı rantı için yürütülen sıradan bir yatırım girişimi değildir. Bu, bir devlet aygıtını arkasına almış, siyasi dokunulmazlıkla donanmış emperyalist sermayenin doğal ve kamusal bir kaynağa doğrudan el koyma girişimidir.
Halkın Trump’a Direnişi
3 Haziran 2026’dan itibaren Tiran sokaklarında başlayan protestolar, günler içinde güney kıyısına kadar yayıldı; göstericiler Arnavutluk bayrakları, yolsuzluk karşıtı sloganlar ve pembe flamingo görselleriyle sokaklara dökülerek projenin iptali ve Kushner-Trump çiftinin “ülkelerine dönmesi” çağrısında bulundu. Vjosa-Narta lagününde protestocuların özel güvenlik görevlileri tarafından sürüklenmesi görüntüleri yayılınca öfke büyüdü, kalabalıklar daha da arttı.
Başbakan Edi Rama ilk etapta “endişelenecek bir şey yok, proje henüz onaylanmadı” diyerek mesafeli bir tutum sergiledi. Ancak protestolar dinmeyince tonu sertleşti ve çevresel kaygıları önemsizleştirerek projeyle ilerlemeye devam edeceklerini açıkça ilan etti. ABD’den ise herhangi bir resmi açıklama gelmedi. Kushner’ın şirketi Affinity Partners tüm yorum taleplerine yanıtsız kaldı.
Avrupa Birliği cephesinde ise Avrupa Komisyonu 9 Haziran’da Arnavutluk’u, söz konusu projenin AB çevre mevzuatıyla uyumunu gecikmeksizin sağlaması için uyardı ve aksi hâlde üyelik sürecinin tehlikeye girebileceğini vurguladı.
Başbakan Edi Rama’nın tutumu halk sokaklara döküldükçe önce “proje henüz onaylanmadı” söylemine sığındı. Ancak bu açıklama, daha önce Kushner şirketine verilen “özel yatırımcı statüsü”nü geri almadı, ne de sürecin neden bu kadar hızlı ve şeffaflıktan uzak yürütüldüğünü açıkladı. Hükümetin tutumu, sınıf çıkarlarının hangi tarafta durduğunu yeterince gözler önüne seriyor.
Dünyanın dört bir yanında kıyılar, ormanlar, su kaynakları ve doğal alanlar emperyalizme peşkeş çekilen birer meta haline getirilmektedir. Bu süreçler kalkınma, yatırım, istihdam, dış kaynak söylemleriyle meşrulaştırılmaktadır; ancak özünde, kamusal varlıkların özel şirketlerin karları için gasp edilmesinden başka bir şey değildir.
Arnavutluk halkının bu direnişi haklıdır, çünkü emperyalizme ve sömürüye karşı çıkmak haklıdır. “Trump Go Home” sloganı bireye değil, bir sisteme karşı atılıyor. O sistem, dünyayı kar elde edilecek araziler ve hammadde kaynakları olarak gören, halkı ise bu süreçte dikkate alınmaya değmez birer engel olarak konumlandıran emperyalizmin ta
Yeni Ülke Dergisi, bir yandan ülke ve dünyadaki gelişmeleri analiz etmeye diğer yandan önümüzdeki mücadele…
Emperyalizmin savaş örgütü NATO'nun 7-8 Temmuz'da Ankara'da düzenleyeceği zirve nedeniyle Gençlik ve Spor Bakanlığı'na bağlı…
CHP'nin mahkeme kararıyla atanan genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Genel Merkezi'nde kendisine destek veren bir…
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş 'mutlak butlan' sonrası tartışmaları ve politik gelişmeleri değerlendirdi.
Partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulunan CHP lideri Özgür Özel, "Bedeller ödeyeceğiz ama yürüyüşümüzden asla vazgeçmeyeceğiz"…
"Mutlak butlan" kararının ardından yeniden genel başkanlığa gelen Kemal Kılıçdaroğlu, TBMM Grup Toplantısı'nı iptal ederek…