Reklam
Kategoriler: Köşe Yazıları

Çin ve Sosyalizm

Reklam

Benim gibi Sovyetik gelenekten gelen sosyalistler için Çin deyince uzun yıllar boyunca aklımıza köycülük, Türkiye’yi “yarı feodal” sayma sığlığı, akıllara zarar “kırlardan şehirleri kuşatma” stratejisi, “baş çelişki” tutarsızlığı, “üç dünya teorisi” ve hepsinden daha vahimi, tam da bu teori nedeniyle Sovyet düşmanlığı geliyor. Bu siyasi çizginin artık geçmişte kalan pratikleri yazının konusu değil. Ama özellikle SSCB’ye düşmanlıkta öylesine ileri gitmişlerdi ki SSCB’ye karşı ABD ile bile işbirliği yapılır diyorlardı. Kuşkusuz Türkiye’de Maoculuk yiğit devrimciler de üretti ancak Çin ve Maoculuk deyince ilk akla gelen bunlar oluyor. 1960’larda Hruşçov revizyonizmine karşı kısmen devrimci bir çizgiyi savunan Mao, 1970’lerin başında sağa savruldu, ABD başkanı Nixon ile SSCB düşmanlığı temelinde ilkesiz bir yumuşama siyasetini uyguladı. Mao’dan sonra gelen Dınğ (adamın adını İngilizcede Deng diye yazıyorlar çünkü İngilizcede ı ve ğ harfleri yok) ise adeta revizyonizmin simgesi oldu. Türkiye’de ise SSCB sosyalist iken ona düşman olan bazı malum Maocular, SSCB dağıldıktan sonra kapitalist oligarşik Rusya’nın dostu oluverdiler! Bu denli tutarsız bir grubun savunduğu Çin’e uzun süre kuşkuyla baktık. Zaten Çin’in ne idüğü belirsizdi, sosyalist mi kapitalist mi belli değildi. Ne var ki biz dogmatik olmayan Sovyetikler de hata ettik ve Çin’deki yarım sosyalizmi yeterince incelemedik, bardağın dolu tarafına bakmayı beceremedik ve deyim yerindeyse pireye kızıp koca Çin yorganını yaktık!

Kendi adıma ben bu yanlıştan dönmeye ve Çin’deki sosyalizmin başarılarını anlamaya çalışıyorum. Hiç kuşkusuz özellikle SSCB’de sosyalizmin çözülüşü deneyinden sonra hiçbir sosyalist devlete veya partiye körü körüne bağlılığı savunacak halimiz yok, eleştirel mesafemizi ve kendi bağımsız Marksist Leninist bakışımızı korumaktan vazgeçmeyeceğiz. Ancak Çin konusunda artık kafamızı netleştirmemiz gerektiğini ve Çin’deki sosyalizmin yarım haliyle bile çok değerli olduğunu savunmamız gerektiğini düşünüyorum. Gördüğüm kadarıyla Çin’de uzatılmış bir NEP yaşanıyor. Bütün stratejik sektörler ve stratejik üretim araçları devlet tekelinde, bunun yanında özel sermaye ve hatta milyarder işadamları da mevcut. İşte bu yüzden Çin’deki sosyalizm tam değil yarım. Ancak Çin Komünist Partisi de Çin’deki ekonomik sistemi “sosyalist piyasa ekonomisi” olarak tanımlıyor. İlk bakışta bu bize ters geliyor, ama Lenin dönemindeki NEP’i düşünelim: Lenin de güç toplamak için bir süre özel sermayeye izin vermemiş miydi? Biz bilimsel sosyalistlerin maksimalist ve mükemmeliyetçi bir bakışla Çin’deki sosyalist temeli ve sosyalist planlamanın başarılarını küçümsememiz doğru olmaz. Çin’in ekonomik başarısı bugün o kadar barizdir ki emperyalist haydut başı Trump bile “bizim iş idaresi okullarında okuduğumuz teorilerin tersini yapmalarına rağmen başarılı oluyorlar” diyerek bu başarıyı kabul etmek zorunda kalıyor. Çin son otuz yılda dünya tarihinde görülmemiş bir ölçekte dev bir kalkınma hamlesi yaptı: Yaklaşık 800 milyon insanı yoksulluk sınırında yaşamaktan kurtarıp orta sınıf haline getirdi. Dünyadaki hızlı tren ağının % 70’i Çin’de. ABD emperyalizmi son yirmi yılda San Francisco ile Los Angeles arasında bir hızlı tren hattı bile inşa edemezken Çin binlerce kilometre tren hattıyla ülkeyi demir ağlarla ördü. Çin şirketleri artık sadece ucuz mallar üretmiyorlar, birçok sektörde, örneğin otomotivde doğrudan en ileri teknolojiyi üretiyorlar. ABD emperyalizmi devlet eliyle tekkeleri beslerken, Çin’de dev devlet şirketleri rakipsiz değil, yine devlet şirketi olan birkaç rakipleri var. Çin kapitalizmin bir ölçüde devam etmesine izin verirken kapitalist sınıfın devlet yönetiminde söz sahibi olmasına izin vermiyor. Bu ilginç ve klasik Marksist şemaya uymayan yeni ve nüanslı bir durumdur. ÇKP, SSCB’nin çözülüşünden ders çıkarmaya çalışıyor ki bu da olumlu bir şeydir. Esasen SSCB’de sosyalizmin çözülüşünün sebebi ekonomik değildi, birtakım piyasa mekanizmalarını kullanmak sosyalizmi yıkmaz. SSCB’de sorun piyasayı kullanmak değil doğrudan piyasaya ve emperyalizme teslim olmak, alçakça ve haince sosyalizmin ve devletin bütün stratejik mevzilerini terk etmek oldu. Çin bu hatadan ders almış görünüyor.

Çin dış politikada sosyalizm ihracına çalışmıyor, komünist propaganda yapmıyor, aktif bir dış politikası yok, ABD emperyalizmiyle sıcak bir çatışmadan kaçınıyor. SSCB’nin ABD emperyalizmine karşı oluşturduğu dengeyi Çin ve Rusya birlikte hareket etseler bile oluşturamıyorlar. Çin, Stalin’in 1930’larda sanayileşme hamlesiyle ileri kapitalist ülkelere yetişmeye çalışırken kullandığı zaman kazanma stratejini uyguluyor bir açıdan. Bu hızla giderse Çin on ya da yirmi yıl içinde ABD hegemonyasını yıkabilir. Onun için şu anda ABD emperyalizmine aktif bir şekilde karşı koyamayışını anlayışla karşılamak gerekiyor. Çünkü hazır değil. Bununla birlikte Çin’in haydut Trump’ın petrol ambargosuyla boğuşan Küba’ya gıda ve güneş paneli yardımında bulunduğunu da unutmayalım.

Burada yeri gelmişken biz bilimsel sosyalistlerin uluslararası dayanışmasının biçimini de konuşmakta yarar var. Bence günümüzde bir Komünist Enternasyonal’e kesinlikle ihtiyaç yok ve hatta bir Komünist Enternasyonal kurup bunu ilan etmek komünizme yarar değil zarar getirir. Çünkü birincisi dünya artık çok daha karmaşık bir yer ve bütün dünyadaki sosyalist hareketleri tek bir merkezden yönetmek mümkün değildir. Zaten böyle bir merkezi kuracak devrimci bir dalga da yok. İkincisi, tek bir merkezden yönetilmek tek tek ülkelerdeki komünist partilere falanca merkezin ajanı suçlamasını getirir ki bu da sermayenin eline yok yere bir koz vermekten başka bir şey değildir. Günümüzün iletişim koşullarında komünist partiler kendi aralarında her konuda çok hızlı bir biçimde görüşüp kararlar alabilirler ve bunu da açıktan ve belli bir merkezden yapmaları gerekmiyor. Troçkistlerin bilmem kaçıncı enternasyonali kurma ve “dünya devrimi” hayallerinin gerçek hayatta uygulanabilir bir yanı ve işçi sınıfının davasına bir yararı yoktur.

Kısaca özetlersek biz bilimsel sosyalistler Çin’deki sosyalizmin başarılarını yakından incelemeliyiz ve kendi sosyalizm propagandamızda kullanmalıyız. Kuşkusuz bunu bir zamanlar ülkemizde Maocuların yaptığı gibi Çin’i taklit ederek ve körü körüne Çin’in her politikasını savunarak değil, eleştirel mesafemizi koruyarak ve rasyonel bir biçimde yapmalıyız. Türkiye Çin değil ama Çin’den öğreneceğimiz çok şey var. En basitinden Çin’de yol yapma maliyetinin nasıl olup da Türkiye’den en az on kat daha düşük olduğunu sorgularsak hem planlı ekonominin üstünlüğünü hem de Türkiye’deki dinci rejimin yolsuzluğunu halka gösterebiliriz.

İlber Ortaylı’nın ardından

Tarihçi İlber Ortaylı ölünce bazı ilerici ve yurtsever insanların dahi onu hayırla andıklarını gördük. Oysa bizim ölülere karşı tek borcumuz hakikati söylemektir. İlber Ortaylı’yı iyi bir adam ve iyi bir tarihçi olarak bilmezdik. Siyasette eyyamcıydı, bulunduğu yere göre konuşurdu, Atatürkçülerle Atatürkçü, İslamcılarla İslamcı olurdu. Ortaylı, Fethullah Gülen yılanının okullarına övgüler düzdü. Fethullah Gülen denen teröristin Pensilvanya’daki evinde defalarca görüştüğünü kendi ağzından ifade etti ve hiçbir soruşturmaya uğramadı. Mustafa Armağan denen “derin” unsur, Ortaylı hakkında “onu ben meşhur ettim” dedi. Bir tarihçi için bu çok utanılacak bir durumdur.  Ortaylı’nın tarihçi olarak son yirmi yılında önemli bir eseri yoktu, sermayeden yiyordu. Ortaylı, Stalin “Azeri diye bir millet uydurdu” diyerek yalanlar söyledi, cehaletini sergiledi. Stalin’e hakaret ederek de cibilliyetini sergiledi. Sovyetler Birliği hakkında yalanlar söyledi, örneğin Baltık ülkelerine Kiril alfabesinin dayatıldığı palavrasını uydurdu. Bunların yanıtını ben zamanında onun sağlığında vermiş olduğum için içim rahat. Ayrıca Çarlık Yönetiminde Kars, Ardahan, Artvin adlı kitabımda kendisinin konuyla ilgili bir makalesindeki bariz maddi hataları gösterdim, bunlara tek yanıtı ise “ilginç bir üslup” demek oldu. Makalesinin bir derleme kitaptaki yeniden basımında bir dipnot ile olsun hatasını düzeltmeye tenezzül etmedi. Solcuları “klasik musiki bilmezler” diye aşağılayan Ortaylı, Deniz Gezmiş’in idamdan önceki son isteğinin Rodrigo’nun gitar konçertosunu dinlemek olduğunu da bilmiyordu ya da unutmuştu. Aynı Ortaylı hayatının son yıllarında “kişisel gelişim zirvesi” gibi organizasyonlarda boy gösterdi.

Bu haber en son değiştirildi 31 Mart 2026 09:16 09:16

Reklam

Önceki Haberler

Öcalan: Uygun yöntemlerle tüm kamuoyuna ulaşmayı önemli görüyorum

DEM Parti İmralı Heyeti’nin 27 Mart’taki görüşmesinin ardından Abdullah Öcalan’ın mesajı paylaşıldı. Mesajda, sürecin yeni…

31 Mart 2026 10:10

Emeklinin Sesi Derneği, Maltepe’de tanışma toplantısı düzenledi

Emeklinin Sesi Derneği, Maltepe’de düzenlediği toplantıda 1 Mayıs öncesi dayanışma çağrısı yaptı. Toplantıda emeklilerin ekonomik…

31 Mart 2026 10:03

İran’da kadın olmaya dair Türkiye’den bir ahkam kesme yazısı: Emperyalizm ve mollalar arasında bertaraf olmak

Küresel ölçekte yakın zamanda kız çocuklarını nasıl iğrenç sapık emellerine alet ettikleri belgelerle ortaya konmuş…

31 Mart 2026 09:45

Abluka altındaki Küba

Emperyalizmin tüm baskılarına rağmen kadın hakları, sağlık ve eğitimde dünyadaki pek çok ülkenin önüne geçmeyi…

31 Mart 2026 09:32

İran’ın Hürmüz Boğazı’yla ilgili ücret uygulamasında yeni gelişme: Tasarı ilgili komisyondan geçti

İran Meclisi Ulusal Güvenlik Komisyonu üyesi Mücteba Zarii, Hürmüz Boğazı'ndaki geçişlerden ücret alınmasının önünü açan…

31 Mart 2026 08:52

Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey gözaltına alındı

Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yürüttüğü soruşturma kapsamında aralarında Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey'in de olduğu…

31 Mart 2026 08:46
Reklam