Devlet aklı!
İşte devlet aklı olarak pazarladıkları tam olarak budur. Talan ve rant üzerine kurulu haramiler düzeninin bozulmasından, çok büyük yetkilerle donattıkları cumhurbaşkanlığı makamının başkalarının eline geçmesinden ölesiye korkuyorlar çünkü!
CHP’yi bölecek ya da kilitleyecek bir adım atıldı. CHP’nin cumhurbaşkanı adayı İmamoğlu, üstelik İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı iken, 31 Mart tarihinde tutuklandı. Şimdi de doğrudan CHP yönetimi, yargı kararıyla görevden alındı.
AKP tarafı, “bizimle ilgisi” yok diyor, “Bu yargının konusu.” Şimdi ise “demek ki devletin bir bildiği var ama AKP ile yine de ilgisi yok” demeye getiriyorlar. Bir kısmı “bu operasyonlar devlet ve yargı içindeki bazı güç merkezlerinin tercihiyle şekilleniyor” derken bir kısmı daha ileriye gidip “devlet, Özel-İmamoğlu’nun CHP’yi yönetmesini, eğer kazanırlarsa Türkiye’yi yönetmesini istemiyorlar” tezini ileri sürüyor. AKP’nin bu işin tarafı olmadığını söyleminin ince yolu. Siyasi maliyeti ödemek istemedikleri gibi yaşanan sürecin taşlarını döşemeyi de ihmal etmiyorlar.
Daha önce de “beka sorunu” demişlerdi. AKP-MHP, kendisini Türkiye sanıyor. Yani kendisi iktidarda kalırsa Türkiye var, iktidarda olmazlarsa Türkiye’nin batacağını, bölüneceğini, yok olacağını anlatıyorlar.
Fransa kralı, XIV. Louis’in “Fransa benim” ya da “devlet benim” sözünü hatırlatmıyor mu? Mutlak monarşinin ülkeyle kendisini eşitlemesi yeni bir durum değil.
Anlatılan hikâyeyi biraz daha geliştirirsek “İsrail ve ABD aslında Türkiye’yi kuşatıyor, İran’dan sonra sıra Türkiye’ye gelecek, içeride de kendileriyle uyumlu yönetim getirmek istiyorlar, amaç Türkiye’yi bölmek, devlet de buna karşı önlem alıyor” çerçevesini okuyoruz. CHP’ye yargı eliyle vurulan darbeyi, devlet aklına bağlayıp, tereyağından kıl çeker gibi AKP’yi aklamaya girişiyorlar.
Kabaca tasvir edilen yukarıdaki hikâye AKP’yi anlatmıyor mu? Yıllardır, AKP iktidarının doğrudan emperyalist güçlerle uyumlu bir biçimde 1923 Cumhuriyeti’nin temellerini yıkmakla meşgul olduğunu söyleyenlere yöneltilen aynı tez bu sefer butlan darbesiyle CHP’ye yöneltiliyor.
Sanki Erdoğan ve AKP seyirci! Polis, istihbarat, yargı AKP iktidarına bağlı değil, devlet içinde başka güçler var! Demek ki “milli irade” tesis edilmemiş “vesayet rejimi” devam mı ediyor? Erdoğan, o zaman neyi temsil ediyor?
Peki operasyonları yürüten savcı Akın Gürlek’in bugün bakan koltuğunda oturması sizce neyi gösteriyor? Türkiye’de tek adam rejiminde Erdoğan’ın bilgisi ve onayı olmadan bu tür büyük siyasal operasyonların yürütülebileceğini düşünen var mı? Devlet aklını Devlet Bahçeli temsil ediyorsa eğer, Bahçeli’nin CHP’ye butlan atanmasına “karşı” sözlerini bu durumda nereye koyacaksınız?
İşin bir başka komik tarafı ise bugün devlet aklını öne çıkaran, bunu söylem haline getirenlerin özünde “yeni bir vesayet” rejimi önerdiklerinin farkında bile olmadıkları!
27 Mayıs, Menderes döneminde yaşanan “sapmaya” karşı yeni bir anayasa ile Cumhuriyet’i ve kurumlarını korumaya almaya çalışmıştı.
Yıllardır yandaşların ağzında sakız olan vesayet rejiminin dayanağını burası oluşturuyordu. Siyaset, yani onların deyimiyle milli irade, devlet bürokrasisini yönetmiyor, tersinden bürokrasi siyaseti yönetiyor diyorlardı. Bugün CHP’ye yönelik butlan kararını meşrulaştırmak için AKP’lilerin ve yandaşların sarıldığı ve savunduğu “devlet aklı” tam da vesayet anlamına gelmiyor mu?
Dün 27 Mayısçıların yaptığını belki bugün anayasayı değiştirerek AKP yapmak istiyor. Tek adam rejiminin, gerici rejimin, İkinci Cumhuriyet rejiminin bekası! Anayasa değişikliği laikliği silecek, Erdoğan’ın yeniden seçiminin yolunu açacak!
İşte devlet aklı olarak pazarladıkları tam olarak budur. Talan ve rant üzerine kurulu haramiler düzeninin bozulmasından, çok büyük yetkilerle donattıkları cumhurbaşkanlığı makamının başkalarının eline geçmesinden ölesiye korkuyorlar çünkü!
Sormazlar mı, 28 Şubat süreci de bir devlet aklı değil miydi?
Sormazlar mı, 12 Eylül askeri darbesi bir devlet aklı değil miydi?
Sormazlar mı, 6-7 Eylül’de yaşananlar derin devletin aklıyla yapılmadı mı diye?
Sormazlar mı, devlet aklı Kürt sorununda, MGK kararlarında bugüne kadar yok muydu diye?
Sormazlar mı, Halk Bankası davası öncesinde devlet aklı neredeydi diye?
Sormazlar mı, bu enflasyon ve ekonomik kriz başlığında devletin hiç mi aklı yok diye?
28 Şubat sürecini karşınıza aldığınızda “müesses nizama”, Kürt sorununda çözüm derken “derin devlete” karşı çıkarken devlet aklı aklınıza gelmezken, enflasyon almış başını giderken devlete akıl sormazken, bugün CHP’ye yönelik butlan kararının altında devlet aklı aramak ne kadar tutarlı?
İşinize geldiğince.
AKP, 1923 Cumhuriyeti’nin temel paradigmalarını ortadan kaldırırken yerine yenisini koyamamıştır. Bugün devletin, liyakatsız yandaşların, gerici tarikatçıların elinde pay edildiği, yargının siyasetin sopasına dönüştüğü, Meclisin hükümsüz kılındığı, anayasanın rafa kaldırıldığı bir rejimde devlet aklından bahsediyoruz.
Devlet dediğimiz, sınıfsal karakteriyle var olur. Sermaye birikim modelleri ve sınıf mücadelesi devletin rejimini belir. Merkezileşme anlamına gelen tek adam rejiminin, sermaye devletinde nasıl bir birikim modeli yarattığını ve nasıl bir baskı rejimine dönüştüğünü görüyoruz.
Engels’in sözüyle, devletin çekirdeği “silahlı kuvvetler, istihbarat” ise eğer bu “akıl” önce S-400 üzerine yaptığı hesabın içinden bir çıkmalıdır!
Kimse kimseyi kandırmasın. Bugün devlet artık AKP devletidir. Parti devletine dönüşen bir rejimden bahsediyoruz. AKP eliyle kurulan yeni bir rejimin devletinden… Mafya, baron, tarikat, patron rejiminden…
CHP’ye yargı eliyle yapılan darbenin amacı rejimin ve AKP iktidarının bekasıdır. Ortada bir akıl varsa, o da budur!