DİSK, KESK, TMMOB ve TTB'den ortak açıklama: NATO'ya hayır!

7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara'da gerçekleşecek NATO Zirvesi'ne ilişkin basın açıklaması gerçekleştiren DİSK, KESK, TMMOB ve TTB " "Emek, barış ve demokrasi için NATO’ya hayır" dedi.

DİSK, KESK, TMMOB ve TTB'den ortak açıklama: NATO'ya hayır!

DİSK, KESK, TMMOB ve TTB 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da gerçekleşecek NATO Zirvesi’ne ilişkin basın açıklaması yaptı.

Açıklamada “Emek, barış ve demokrasi için NATO’ya hayır” ifadeleri kullanıldı.

NATO Zirvesi öncesi Ankara’da yapılan ev baskınları ve gözaltılar hatırlatılan yapılan açıklamada “Kent yaşamının baskıcı uygulamalarla kuşatılması, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün fiilen sınırlandırılması kabul edilemez! NATO Zirvesi öncesinde gerçekleştirilen bu saldırılar yalnızca belirli kesimleri değil, toplumun tamamını susturmaya dönük bir gözdağı politikasının parçasıdır” denildi.

Açıklamada şunlar denildi:

“Emperyalizmin savaş örgütü NATO’nun 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştireceği zirve öncesinde, ülkemizde temel hak ve özgürlükleri hedef alan baskı politikaları giderek ağırlaşmaktadır.

NATO Zirvesi gerekçe gösterilerek günlerdir ev baskınları yapılmakta, çok sayıda kişi gözaltına alınmakta, toplantı ve gösteri yürüyüşleri yasaklanmakta, demokratik kamuoyu üzerinde baskı kurulmaktadır. Kent yaşamının baskıcı uygulamalarla kuşatılması, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün fiilen sınırlandırılması kabul edilemez! NATO Zirvesi öncesinde gerçekleştirilen bu saldırılar yalnızca belirli kesimleri değil, toplumun tamamını susturmaya dönük bir gözdağı politikasının parçasıdır. Demokratik hakların kullanılmasının suç gibi gösterilmesine, barış ve demokrasi talebinin baskıyla bastırılmak istenmesine sessiz kalmayacağız.

Bizler DİSK, KESK, TMMOB ve TTB olarak; savaş politikalarının, baskı rejimlerinin ve emperyalist müdahalelerin karşısında; emekten, barıştan, demokrasiden ve halkların kardeşliğinden yana tutum almaya devam edeceğiz.

NATO HALKLARA SAVAŞ GETİRMİŞTİR”

“Çünkü biliyoruz ki NATO, kuruluşundan bu yana halklara barış değil savaş, güvenlik değil istikrarsızlık getirmiştir. Darbelerden işgallere, kontrgerilla faaliyetlerinden vekâlet savaşlarına uzanan tarihi bunun en açık kanıtıdır. Bugün de dünya, enerji kaynakları, ticaret yolları ve jeopolitik çıkarlar uğruna yürütülen çatışmaların ve savaş politikalarının ağır sonuçlarıyla karşı karşıyadır.

Türkiye de bu tablodan bağımsız değildir. Siyasal iktidar, kendi siyasal varlığını sürdürmek ve içeride yaşanan ekonomik, toplumsal ve siyasal krizleri baskı politikalarıyla yönetmek adına ülkemizi NATO’nun güvenlikçi ve saldırgan stratejileriyle daha fazla uyumlu hale getirmektedir. Emperyalist merkezlerle kurulan bu bağımlılık ilişkisi, dış politikadan ekonomiye kadar pek çok alanda ülkemizin geleceğinin uluslararası güç odaklarının ve sermaye çevrelerinin çıkarları doğrultusunda şekillendirilmesine hizmet etmektedir. Halkın barış, demokrasi ve özgürlük taleplerinin bastırılmaya çalışılması; savaş politikaları ile içerideki baskı politikalarının birbirini beslediğini açıkça göstermektedir.

Başta ABD olmak üzere emperyalist güçler, kendi ekonomik ve siyasal çıkarları doğrultusunda halkları yeni savaşların içine sürüklemektedir. Uluslararası hukuku hiçe sayan, işgalleri ve saldırıları meşrulaştırmaya çalışan bu anlayış; dünyanın dört bir yanında otoriter rejimleri güçlendirmekte, halkların iradesini yok saymakta ve demokratik değerleri aşındırmaktadır. Ortadoğu’da süren savaşlar, bölge halkına yönelik saldırılar ve bölgeyi daha büyük çatışmalara sürükleyen müdahaleler bunun en güncel örnekleridir.

Bu emperyalist barbarlığın bedelini ise halklar ödemektedir. Milyonlarca insan yoksulluk, göç, açlık ve ölümle karşı karşıya bırakılmaktadır. Savaşlardan ve gerilimlerden kazanç sağlayanlar silah tekelleri, enerji şirketleri ve uluslararası sermaye çevreleri olurken; bedeli işçiler, emekçiler, kadınlar, gençler ve halklar ödemektedir.

Silahlanmaya ve askeri harcamalara ayrılan kaynaklar; eğitimden sağlığa, sosyal güvenlikten barınma hakkına kadar halkın temel ihtiyaçlarından eksiltilmektedir. Emperyalist-kapitalist sistemin yarattığı krizlerin faturası daha fazla yoksulluk, güvencesizlik ve geleceksizlik olarak emekçilere çıkarılmaktadır. Emekçiler daha düşük ücretlere, daha güvencesiz çalışma koşullarına ve daha ağır yaşam koşullarına mahkûm edilirken; savaş sanayii şirketleri ve küresel sermaye çevreleri servetlerine servet katmaktadır.

Oysa halkların ihtiyacı daha fazla savaş değil barış; daha fazla sömürü değil eşitlik; daha fazla baskı değil demokrasi ve özgürlüktür. İşçilerin, emekçilerin, gençlerin ve halkların gerçek çıkarı savaşta değil barışta, rekabette değil dayanışmada, sömürüde değil eşitliktedir.

Bir kez daha hatırlatıyoruz: Ülkemizin geleceği emperyalist merkezlerde, NATO karargâhlarında ya da uluslararası sermayenin çıkar hesaplarında değil; emeğiyle yaşayan milyonların ortak mücadelesinde, halkın iradesinde, demokraside ve barışta yatmaktadır.

“NATO’DAN DERHAL ÇIKILMALIDIR”

“Siyasi iktidara çağrımızdır:

NATO Zirvesi gerekçe gösterilerek sürdürülen gözaltılar, ev baskınları, hak ihlalleri ve tüm antidemokratik uygulamalar derhal son bulmalıdır.

Ülkemizdeki NATO üsleri kapatılmalıdır.

Türkiye, bir savaş örgütü olan NATO’dan derhal çıkmalıdır.

Savaş politikalarına, emperyalist müdahalelere ve baskı rejimlerine karşı; emek, barış, demokrasi ve halkların kardeşliği mücadelesini büyütmeye devam edeceğiz.

Kahrolsun Emperyalizm, Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye!

Yaşasın Halkların Kardeşliği!”