ORHAN DENİZ
“Kitap okuyor mahkûm Halil.
Çevirirken dizinde duran kitabın yapraklarını
çok rahat bir ustalıkla kullanıyor
bileklerinden demirli parmaklarını.”
Türkiye sosyalist hareketinin en önemli isimlerinden biri olan Dr. Hikmet Kıvılcımlı’yı 55 yıl önce, 11 Ekim 1971’de kaybettik.
Hikmet Kıvılcımlı gençlik yıllarında bir parçası olduğu sosyalist mücadeleyi ömrünün sonuna kadar imrenilecek bir direnç, kararlılık ve üretkenlikle devam ettirmiş, Türkiye’de bilimsel sosyalist teorinin gelişimi konusunda özel olarak çaba harcamış, kendine bunu bir görev bellemiş ilk kuşak komünistlerindendir.
Marksizmi ülke gerçekliğine uygun olarak yeniden üretmenin zorunluluğuna inanan Kıvılcımlı’nın çalışmalarının, bu bağlama uygun olarak, şüphesiz birbiriyle ilişkili, iki kanaldan ilerlediğini söyleyebiliriz. İlk kanal tarih, toplumsal yapı, din ve Osmanlı Devleti’nin yapısından, ikinci kanalsa Marksizm-Leninizm, komünist partinin yapısı, çalışmaları ve işleyişi gibi tartışmalardan gelişir. Kıvılcımlı’nın sergilediği bu disiplinli çalışmaların ürünleri çok sayıda kitap, makale ve çeviri olmuştur. Ürettiği yazılı külliyatın bir kısmı gözaltı/tutukluluk süreçlerinde kolluk kuvvetlerince yok edilmişken bir kısmı da halen derlenip toparlanmayı beklemektedir.
TEORİ VE PRATİĞİN BİRLİĞİ
Kıvılcımlı’nın tüm bu çalışmaları yaparken çıkış noktası çok nettir, kendi ifadesiyle:
“Marks’ın dediği gibi, insan emeğinin hayvan çabasından (mühendisin arıdan ve örümcekten) ayırımı: Yapacağını önce kafasında tasarlayışında toplaşır. Engels’in dediği gibi, insan yemeyi içmeyi bile önce kafasından geçirerek yapar. Yapılacak işin kafada BİLİNÇLE tasarlanışına ve planlanışına TEORİ denir. Pratiksiz teori, YARAMAZ KURUNTUCULUK olduğu gibi, teorisiz pratik de, bir ustanın deyimi ile ‘KAFASIZ İŞGÜZARLIK’tır. (…)
Demek, nasıl teorisiz pratik ve pratiksiz teori olamazsa tıpkı öyle gerçekliksiz Tarih ve Tarihsiz gerçeklik de bulunamaz. Bir ülkenin TARİHİ (dünkü olayları) GEREĞİ GİBİ bilinmedikçe, o ülkenin GERÇEKLİĞİ (bugünkü olayları) iyi kavranamaz. Kavramak iddiasına kalkışılınca, gösterilen çaba veresiye alışverişe benzer. Teori ezbere kuruntuya döner, Pratik karanlığa kubur sıkmaya.”
Nitekim, Kıvılcımlı’nın hayatı da teori ile pratik arasındaki bu birlik üzerinden çok rahat okunabilir. Yörük Ali Efe çetesinde genç bir Kuvayi Milliyeci olarak işgale karşı savaşırken de, genç bir tıbbiyeli olarak öğrenci grevlerine katılırken de, Türkiye Komünist Partisi’nin gençlik sorumlusu merkez komite üyesi olarak yargılanırken de, 1930’larda Marksizm Bibliyoteği Yayınevi’ni, 1960’larda Tarihsel Maddecilik Yayınları’nı kurarken de, ömrünün 22 yılını hapishanelerde geçirirken de, olanak gördüğü her durumda dergi çıkararak, dernek ya da parti kurarak emekçiden yana bir çözüm ararken de teori ile pratik arasındaki bu birliği görürüz.
Tabi tüm bu arayışın, emeğin, çabanın sonuçlarına bir “kutsallık” atfetmek doğru olmaz; doğru olan anlamaya çalışmaktır. Doktor Hikmet Kıvılcımlı’nın her komüniste örnek olması gereken iradeciliği, sosyalizm mücadelesine adanmışlığı, kendi vücudunu bile “vakıf malı” saymasıyla, teorik/düşünsel çalışmalarını yaparken yaşadığı yalnızlığı tespit edilmeli ve gerekiyorsa birbirinden ayrılmalıdır.
DOKTORUN YOLU
Burada, Doktor’un yalnızlığından kasıt Doktor’un seçmiş olduğu yol ile ilgilidir. İki nokta özellikle önemlidir Kıvılcımlı için: 1) Lenin’e referansla “öteki ülkelerin deneyimlerini sindirmedikçe verimli olunamayacağını” işaret ederken, bunun “yalnızca o deneyimleri tanımak, ezberlemek ve kopya etmek olmadığını” da ısrarla vurgular ve bağlantılı olarak her ülkenin kendi özgün yolunu bulması gerektiği söyler ve 2) yukarıdaki alıntıda vurguladığı gibi bir ülkenin bugününü kavramanın yolunun o ülkenin tarihini bilmekle mümkün olduğuna inanır. Yolu yürürken nasıl davranacağını da en baştan söyler: “Sen yoluna git de, bırak elalem söylensin!”
Doktor’un bu yaklaşımı dünya üzerindeki hiçbir Marksist-Leninist için itiraz edilecek bir yan içermiyordur herhalde. Öte yandan kendisine böyle bir misyon biçip, bu misyonun hakkını verebilmiş kaç hareket vardır; o da ayrı bir tartışma. Kıvılcımlı açısından bakıldığında ise, bu misyonla yapılan çalışmaların İslam ile sosyalizm arasında benzerlikler ya da Osmanlı’da ilerici unsurlar keşfetmek gibi noktalara ulaşması ve politik olarak askeri darbeleri destekleyen bir konuma düşülmesi gerçekten acıdır. Özellikle politik alandaki savruluşların büyük emek verilmiş teorik/düşünsel çalışmalara gölge düşürdüğünü de söylersek, sanırız haksızlık etmiş olmayız.
AYNI RAHATLIKLA…
Nâzım Hikmet, Doktor Hikmet ile hem yoldaş hem hapishane arkadaşıdır. Memleketimden İnsan Manzaraları’ndaki mahkum Halil gerçek hayattaki Doktor Hikmet Kıvılcımlı’dır. Yazının başındaki 4 mısra da alttaki mısralar da Manzaralar’da Nâzım’ın gözünden Doktor Hikmet’i anlatır. Doktor’u da, sanırız, en güzel yine Nâzım anlatır…
“Evinin her basılışında
aynı rahatlıkla açtı kapıyı.
Ve müdüriyette her kalkışında sopanın altından
(yanaklarında parçalanmış gözlüğü
ve tabanlarında ayıpladığı bir sızı)
yüreğinde fakat
hiçbir şey söylememiş
hiç kimseyi ele vermemiş olmanın rahatlığı,
aynı rahatlık…
Ve galiba üçüncü girişinde İstanbul Cezaevi’ne
aynı rahatlıkla yattı açlık grevine
arkadaşlarla beraber,
ve tayınları yastık yaptılar
ayaklarında pıranga
ve ıslak çimentoya uzandılar yarı çıplak.
Ve şarkta
akrepleri, toprak koğuşları, karpuzlarıyla ünlü hapisanede
Halil’in üstüne uşaklarını saldırdı Kürt beyleri
ve beline inen odunla devrilmeden önce Halil
aynı rahatlıkla yardı üçünün kafasını.
Ve Ankara’da, münferitte
-kitapsız, kalemsiz ve insansız-
gündüzleri bir avuç leblebiyi yere atıp sayarak
ve geceleri sayarak pencereden şehrin ışıklarını
aynı rahatlıkla tek mi çift mi oynadı kendi kendine.
Anlamak:
en büyük rahatlık.
Karşı konulmaz zoru sosyal zaruretlerin
ve kavga:
akıl,
yürek,
yumruk,
alabildiğine nefret,
kin,
alabildiğine merhamet,
sevgi,
insan insanı sömürmesin diye
ve daha âdil bir dünya
daha güzel bir memleket için…”
Kamu yönetiminde çok önemli bir değer ve uygulama olan liyakat, devlet dışına itilmiş ve adeta…
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay AKP'ye katılım sürecine dair konuştu. İlk geçiş teklifini Murat…
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi devlete ait borsasını özelleştirmeye hazırlanırken Tel Aviv Borsası satın alma yarışında…
Önce belediye başkanı Onursal Adıgüzel, sonra başkan vekili Murat Güneş’in tutuklanması sonrası yapılan Ataşehir Belediyesi,…
Erdoğan, son dönemde okullarda meydana gelen saldırılara ilişkin "yeni nesil elitler" olarak tanımladığı "tekno oligarklar"a…
Antalya’nın Gazipaşa ilçesinde hafriyat çalışması sırasında iş makinesinin bomunun sıkıştırması sonucu ağır yaralanan 15 yaşındaki…