Reklam
Kategoriler: Köşe Yazıları

Neredesin ey liyakat?

Reklam

Türk Dil Kurumu sözlüğünde liyakat, yeterlilik, iş bilirlik, ehil olma ve yaraşırlık anlamına geliyormuş. Biraz daha açıklamalı hali ise, bir kişinin üstleneceği görev veya pozisyon için gereken bilgi, beceri, yetenek ve yeterliliğe sahip olması, yani o işe layık ve uygun olma durumu olarak tanımlanıyor. Kısacası, belli bir işi yapacak ya da bir görevi üstlenecek olan kişinin o iş veya görev için gereken tüm nitelikleri taşıması, o iş ya da görevin kişi tarafından en yetkin şekilde gerçekleştirileceği inancını sağlaması diye de açıklanabilir. Bu türden bir tanımlamanın evrensel bir kapsamı olduğunu da eklemek gerekir. Çünkü, dünyada neredeyse tüm ülkelerde, yönetim şekli nasıl olursa olsun, kamu veya özel sektörde çalışacak ya da çalıştırılacak kişilerde, o iş veya göreve uygunluk, yeterlilik, kısaca liyakat mutlaka aranmaktadır. Genel olarak dünya çapında durum bu olmakla beraber ülkemize baktığımızda durum nedir? 40 yılı aşkın bir süre kamuda çalışmış biri olarak, özel sektörü bir kenara koyduğumuzda, kamu sektöründeki durumun öteden beri gittikçe kötüye gittiğini, hatta “fecaat “düzeyine kadar düştüğünü rahatlıkla söyleyebiliriz.

Uzak geçmişte de vardı kuşkusuz, fakat yakın geçmiş ve günümüze geldiğimizde, özellikle toplumsal/siyasal gelişmelerin büyük ölçüde baskın olmasının etkisiyle, kamusal iş, işlem ve görevlerde liyakatın “hak getire “düzeyinde olduğunu belirtmek kaçınılmazdır. Elbette bu sonuçta eğitim ve kültür düzeyinin düşüklüğünün de büyük etkisi vardır. Ekonomik ve toplumsal gelişmeler ile bunlara bağlı olarak değişen eğitim ve kültür düzeyimizin, bireyleri en yetkin biçimde eğitip yetiştirecek koşullardan oldukça uzak kalması ayrıca bir etken olarak gözetilmelidir. Toplumsallığa önem verilmeyen bir ortamda insanların kişisel davranışlarının da bireyselliğe dönük olması normal olduğuna göre; birey olarak iyi eğitimli, kültürlü, dürüst ve ahlaklı insanlar yetiştiremeyen toplumda bir de, siyasal ve kültürel olarak olumsuz etkiler yayan çeşitli ideoloji, inanç ve düşüncelerin etkili olması da sorunun başka bir yönünü oluşturmaktadır. Örneğin, postmodern düşünce ve eylem çeşitlerinin topluma sürekli olarak dayatılmasının olumsuz sonuçlarından biri, kuşkusuz, toplumuna yabancı, duyarsız, alabildiğine bireyci ve kendini kurtarma derdine düşmüş kişilerin çoğunlukta olmasıdır. Bu tip insanların bireyci/bencil düşünce yapısını taşımaları kaçınılmaz olduğuna göre, her iş veya görevde, liyakatlı olup olmadıklarına bakılmaksızın, ön planda yer almaları ve her göreve talip olmaları sık rastlanan bir durumdur. Sorunun diğer yönü de seçim yapma konumundaki görevli ve yetkililerin, bu seçimi yaparken liyakatı gözetip gözetmedikleridir. Bizdeki uygulama, seçimi yapacak olanın “keyfine göre “davranarak seçimi yapmasıdır. Tabii bu durumda, seçilen de “ben bu göreve layık değilim, liyakatım yok “demediği için, o iş ya da görevin yürütülmesi, sağlıklı ve verimli bir şekilde işlev görmesi ve sonuçlanması mucizelere kalıyor.

Yakın zamanda patlak veren Fon skandalı ve sonrasındaki gelişmeler bunun iyi bir göstergesi niteliğinde. Bakanlar, üst düzey bürokratlar, AKP’li siyasiler, çeşitli iş adamları ve şirket yetkililerinin karıştığı bu rezaletin bir boyutunu liyakat, daha doğrusu “liyakatsizlik “oluşturuyor. En yukarıdan başlarsak, Cumhurbaşkanlığı Yönetim Sistemi’nin gereği ve sonucu olarak, Cumhurbaşkanı tarafından yapılan tercihlerin sağlıksızlığı çok açık olarak ortaya döküldü.

Hazine ve Maliye Bakanı, Sermaye Piyasası Kurulu Başkan ve Üyeleri, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu Başkan ve Üyeleri, İstanbul Borsası Başkan ve Yönetim Kurulu Üyeleri, doğrudan görevli ve sorumlu olmalarına rağmen, bu görevlerini liyakat çerçevesinde yapmadıkları için (daha ötesini düşünmek istemiyorum!) ortaya çıkan büyük mağduriyetten doğrudan suçlanmaları gereken görevli ve yetkililerdir. Liyakatsiz davranışlarının izahı yoktur ve makul bir açıklaması da bulunmamaktadır.

Bu kurul ve kuruluşlarda görevlendirilenlerin kimlikleri bellidir, ancak mesleki yeterlilikleri, konu uzmanı olup olmadıkları, liyakat açısından sorunlarının bulunup bulunmadığı belli değildir. Üstelik yetkili mevkide bulunanlar tarafından kamuoyunu aydınlatacak hiçbir açıklama yapılmamaktadır. Bu görevlerde bulunanların önemli bir kısmı Cumhurbaşkanı tarafından atandığına göre liyakatlı olmaları gerektiğini düşünmek normaldir. Fakat, bu görevlerde bulunanların kimilerinin meslek ve sıfatları kuşkuya düşmeyi gerektirmektedir. Örneğin, Adalet Bakanı’nın eşi olan bir hanımefendi, SPK üyesi olarak atanmış ise de mesleğinin hâkim olduğu bilindiğine göre, tamamen farklı ve karmaşık bir mevzuatı ve işleyişi bulunan sermaye piyasası konusunda hiçbir uzmanlığının olmaması itibariyle bu göreve layık ve liyakatlı sayılabilir mi? Benzer durumda daha kaç bürokrat bulunmaktadır? Salt iktidar partisine yakınlıkları nedeniyle bu görevlere atanan kaç bürokrat vardır? Ya, Cumhurbaşkanı tarafından, fon skandalının soruşturulması için Devlet Denetleme Kurulu Başkanlığı’na atanan bürokratın son görevinin İstanbul Menkul Kıymetler Borsası Başkanlığı olduğu dikkate alındığında, kendisi çok kısa süre önce görev yaptığı Borsa yönetimini nasıl denetleyecektir? Bu atama ve görevlendirme liyakat ilkelerine uygun mudur? Öte yandan, siyasi iktidar mensuplarının, Fon skandalında adları geçen şirketlerin sahip ve yöneticileri ile içli dışlı olmaları normal midir? Bir yere kadar kapitalist ekonomi ve düzenin olağan sonucu desek de iktidar partisi yetkililerinin isimlerinin bu skandalla anılması, hangi makul ölçütlerle açıklanabilir? Demek ki, en yukarıdan en aşağıya kadar ciddi ve ağır liyakat ihlalleri yaşanmaktadır.

Devletin tüm kurumlarında liyakat sorunu bulunduğunu söylemek, sadece gerçeğin bir yüzünü açıklamak anlamına gelmektedir. Bazı kuruluşlardaki liyakat sorunu iyice ileri düzeyde olup ağır ve mağduriyet yaratıcı bir görüntü sergilemektedir. Bu noktada, özellikle yargıda liyakat görüntüsüne baktığımızda, hiç de olumlu bir yansıma olmadığını kolayca görürüz. Daha geçtiğimiz günlerde 5 hâkim ve savcının rüşvet iddiaları ile ilgili olarak HSK tarafından görevden uzaklaştırıldıkları, hatta bir tanesinin tutuklandığı haberleri basına yansıdı. Bu görevlileri atayan HSK değil midir? Neden yeterli inceleme ve araştırma yapmadan bu kişiler mesleğe kabul edilmişlerdir? Son dönemde, hâkim ve savcılar hakkında rüşvet ve görevi kötüye kullanma iddiaları neden bu kadar yoğunlaşmıştır? Yapılan seçim ve tercihlerin bunda etkisi hangi boyuttadır? Liyakat bir yana, siyasi iktidara yakınlık tercih sebebi midir? Çok önemli ve kritik bir görev olan hakimlik ve savcılık, atama aşamasında daha fazla araştırma ve incelemeyi gerektirmez mi? Peki, Hakimler ve Savcılar Kuruluna seçilen ve atananların liytakatli olduklarından emin miyiz? Çok tartışılan kararlar bu kurul tarafından verilmiyor mu? Korkarım bu soruların yanıtlarını vermek hayli zor olacaktır.

Başka bir sorun da hâkim ve savcıların verdikleri kararlarda topluma güvensizlik ve hukuksuzluk yansıtmalarıdır. Soruşturma ve yargılamalarda yapılan usule ve esasa ilişkin hatalar ağır mağduriyetler yaratmaktadır. İnsanların yargıya güveninin en alt düzeye inmesinde bu hata ve hatta bazı kasıtlı denebilecek ölçüde yanlış kararların büyük etkisi olduğu kuşkusuzdur. Bunların örnekleri çoktur, ama sadece, Milletvekili seçildiği halde Anayasa’ya aykırı şekilde halen cezaevinde tutulan Can Atalay’ın durumunu hatırlamak yeterli olacaktır. Üstelik, burada daha üst düzeyde bir başka sorun da yaşanmıştır. Anayasa Mahkemesi bir hak ihlali kararı vererek Can Atalay’ın tahliye edilmesini istemiş, ancak ilgili Yargıtay Ceza Dairesi, yine Anayasaya aykırı olarak, bu karara uymayı reddetmiş ve yetmiyormuş gibi ihlal kararını veren Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunmuştur. Sonuçta bir şey olmamışsa da Atalay’ın hapis durumu devam etmekte, bu kararların sahipleri olan yüksek yargıçlar yerlerinde durmaktadırlar. Gelişen bu olayların neresinde liyakat bulunduğunu sorgulamanın hiçbir anlamı kalmamıştır.

Yargının durumu böyle olmakla beraber, devletin diğer organlarının durumlarının farklı olmasını beklemek olası mıdır? Hayır, sistem değişikliği ile Yasama organı TBMM’nin neredeyse hiçbir işlevi kalmamış; hükümeti denetleme işlevi tamamiyle devreden çıkarılmış, milletvekilleri sadece el kaldıran kişiliksiz elemanlar düzeyine düşürülmüş ve meclisin liyakatli bir şekilde görev yapma olanağı yok edilmiştir. İktidarın onay makamına dönüştürülmüş meclisin, hukuksuz, Anayasa ve yasalara aykırı karar ve uygulamalara tepkisiz kalması olağanlaşmıştır. Milletvekillerinin sıradan görevlilerden farkı kalmamıştır. Liyakatın varlığı ya da yokluğu anlamsızlaştırılmıştır.

Benzer olay ve gelişmeler neredeyse devletin tüm kuruluşlarında görülmektedir. Yargının işlevinin yerine getirilmesinde önemli bir rolü olan Emniyet teşkilatında liyakatın hiçbir fonksiyonu kalmamış, neredeyse sadece AKP ve MHP’ye yakınlık içinde olan görevlilerin Emniyet Müdürü olabilmeleri şeklinde bir tercih uygulamaya konulmuştur. Hukuka bağlılık, insan haklarına uyma ve görevin gereklerine uygun davranma gibi temel ilkeler bir yana bırakılmış, iktidara şirin görünme, dini değerlere aşırı bağlılık, hatta makbul bir tarikat veya cemaat mensubu olma ile perde arkası ilişkiler yükselme ve önemli bir makama ulaşma yolu olarak ön plana çıkmıştır. Yakın zamanda, Emniyet birimlerinin muhalif partili bir belediyeye yaptığı operasyonda, sabahın erken saatlerinde gidilen bir evde kapıyı açan yatak kıyafetli kadının video çekiminin yapılması ve üstelik bunun basına servis edilmesi laçkalığın durumunu açıkça göstermektedir. Başka bir güvenlik gücü olarak Silahlı Kuvvetlerde de benzer yaklaşım ve uygulamalar olduğu bir süreden beri bilinmektedir. Tarafsız olması gereken devletin güvenlik güçleri AKP iktidarının arka bahçesi haline getirilmiştir.

Kamu yönetiminde çok önemli bir değer ve uygulama olan liyakat, devlet dışına itilmiş ve adeta “neredesin ey liyakat “denebilecek uygulamalarla topluma hizmet etme ve katkıda bulunmanın anlamı yok edilmiş; iktidara yakınlık temel kriter haline getirilmiş ve insanlar umutsuzluğa yöneltilmiştir. Ülkenin geleceği adına umutlanmak ve olumlu etkiler yaratmak adına, liyakatı yeniden egemen kılmak için başta siyaset kurumu olmak üzere herkesin üzerine düşeni yapması kaçınılmaz görünmektedir.

Reklam

Önceki Haberler

Doktor Hikmet Kıvılcımlı: Tarihimizin Kızıl Profesörü

Hikmet Kıvılcımlı gençlik yıllarında bir parçası olduğu sosyalist mücadeleyi ömrünün sonuna kadar imrenilecek bir direnç,…

11 Ekim 2026 12:13

AKP’ye geçen Cemil Tugay konuştu: Erdoğan’a güveniyorum

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay AKP'ye katılım sürecine dair konuştu. İlk geçiş teklifini Murat…

11 Ekim 2026 11:16

İsrail borsası Güney Kıbrıs’ın özelleştirme ihalesine hazırlanıyor

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi devlete ait borsasını özelleştirmeye hazırlanırken Tel Aviv Borsası satın alma yarışında…

10 Ekim 2026 19:26

Yeni Parti ve CHP seçime katılmadı: Ataşehir Belediyesi AKP’ye geçti

Önce belediye başkanı Onursal Adıgüzel, sonra başkan vekili Murat Güneş’in tutuklanması sonrası yapılan Ataşehir Belediyesi,…

10 Ekim 2026 19:08

Erdoğan’dan okul saldırılarına ilişkin “tekno oligarklar” yorumu

Erdoğan, son dönemde okullarda meydana gelen saldırılara ilişkin "yeni nesil elitler" olarak tanımladığı "tekno oligarklar"a…

10 Ekim 2026 17:00

Antalya’da iş cinayeti: 15 yaşındaki çocuk hayatını kaybetti

Antalya’nın Gazipaşa ilçesinde hafriyat çalışması sırasında iş makinesinin bomunun sıkıştırması sonucu ağır yaralanan 15 yaşındaki…

10 Ekim 2026 13:44
Reklam