Reklam
Kategoriler: Gündem

Ekrem İmamoğlu’un mahkemedeki savunması ortaya çıktı

Reklam

106’sı tutuklu 402 sanıklı İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) davası, ikinci gününde devam ediyor.

Duruşmada İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, duruşmada söz aldı.

BirGün’de yer alan habere göre İmamoğlu, duruşmada yaptığı konuşmada, “Ahtapotun kolları’ diyerek, burada bu işin başında bulunan başsavcı görünümlü siyasetçinin Ankara’ya ahtapotun kolları üzerinden nasıl selam çaktığı ortadadır. Görevi aldıktan sonra siyasi kimlikle bu işi yürüttüğü ortadadır. Onun için bu, bir siyasi davadır” dedi.

“Ben, bu ülkenin birinci partisinin cumhurbaşkanı adayıyım. Ben, Türkiye’nin ilk seçimde iktidarı olacak partinin cumhurbaşkanı adayıyım” diyen İmamoğlu, “Ben burada kürsüyü işgal etmiyorum; siz bana on dakika, on beş dakika, yirmi dakika söz hakkı vermekle hiçbir şey kaybetmezsiniz. Kararı verecek olan zaten sizsiniz ve o karar zaten ömür boyu sizinle gelecek. İstediğiniz yere gidin, o karar sizinle gelecek; geçmişte olduğu gibi” ifadelerini kullandı.

İmamoğlu, konuşmasında, “Bu arkadaşlarımı evlerine yollayın. Bu sistemin derdi benimle. Ben burada sizinle bu süreci yönetmeye hazırım. Savunmamı yapmaya hazırım. Bu insanları tutuksuz yargılayın. Bu insanlar tutuksuz yargılansın. Anneler, çocuklarıyla buluşsun. Çocuklar, evlerine gitsin. İnsanlar, hasta. Gitsin, tedavilerini yaptırsın, duruşmalara gelsin. Benimle bu şekilde bir süreç yönetin” dedi.

Ekrem İmamoğlu’nun konuşmasının tamamı şöyle:

“İddianamenin başından itibaren ortaya konan net bir tavır var. O da nedir biliyor musunuz? Ekrem İmamoğlu, Beylikdüzü’nü ele geçirmek, İstanbul’u ele geçirmek, Türkiye’yi ele geçirmek, Cumhuriyet Halk Partisi’ni ele geçirmek, Cumhuriyet Halk Partisi’ni ele geçirdikten sonra her şeyi yönetmek… Yani vesaire vesaire… Yani meselenin özü, siyasidir. ‘Ahtapotun kolları’ diyerek, burada bu işin başında bulunan başsavcı görünümlü siyasetçinin Ankara’ya ahtapotun kolları üzerinden nasıl selam çaktığı ortadadır. Görevi aldıktan sonra siyasi kimlikle bu işi yürüttüğü ortadadır. Onun için bu, bir siyasi davadır.

“BU İŞ BAŞINDAN BERİ SİYASİDİR”

Siyasi dava, bugün başlamamıştır. Bakın; 2019 yılında, seçim iptal edildiği gün ya da iptal edilmeden bir süre önce, bu ülkenin Cumhurbaşkanı, milletin oyuyla seçilmiş, milletin iradesiyle seçilmiş Cumhurbaşkanı, ’13-14 bin oyla kimse seçimi kazanacağını zannetmesin’ demiştir. Bakın, bir oyla bile seçim kazanılır. ’13-14 bin oyla kimse seçim kazanacağını zannetmesin’ demiştir. Seçimi iptal etmiştir. Seçimi iptal eden anlayıştan 2024’te… Bakın; o seçim iptalinden önce, ben, 13 bin 600 oyla, milletin takdiriyle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçildim. Sonra bu, 806 bin oy oldu. Sonra 1 milyon 100 bin oya ulaştı. 2024’te bu anlayış fikir değiştirdi. ‘Seçim iptal etmekle olmuyor, o zaman tutuklayarak olsun’ demiş! ‘Bir operasyon yaparak bunu başarabiliriz’ demiş, bir karar vermiş. Siyasi bir karardır. O siyasi kararla, siyasi bir görevden, bakan yardımcısı olan bir görevden, o siyasetçi, yani başsavcı görünümlü siyasetçi İstanbul’a gelmiş, vazifesini tamamlamış, ta 2024’ün seçiminden 2-3 ay sonra belirlenen bu operasyon, bizim duyumlarımız temmuz-ağustosta başlayan bu operasyon ve o dönemden ‘Bu işte başarılı olursa bakan olursun’ denen kişi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne bakan olmuştur. Dolayısıyla bu iş, başından beri siyasidir.

“ADİL BİR YARGILAMA BENİM HAKKIMDIR”

Siyasi bir davada ve bu kadar çelişkili, hiçbir iddianın altında bir delilin, bir sürecin oluşmadığı bir ortamda, siz, ‘Ben burada sadece eylem eylem ya da kişi kişi, şu alfabetik sırayla bunu dinleyeceğim’ derseniz, gerçekten yanlış yönetmiş olursunuz. Bakın bu benim önerim. Sizin takdiriniz tabii ki. Sizin bileceğiniz şey. Bedelini siz ödersiniz, ben değil. Ama ben, kendi düşüncemi size aktarmakla yükümlüyüm. Uygulamalar o kadar zor ve sıkıntılı ki Sayın Hâkim; ‘Televizyonda naklen yayınlansın’ dediğimizde, devletin en başındakinden İstanbul’daki o başsavcı görünümlü siyasetçiye kadar herkes, ‘Tabii ki yayınlayalım’ demişti. Ancak geldiğimiz noktada; etrafların jammerlarla örüldüğü, milletin buraya girerken bile büyük sıkıntı yaşadığı, jandarma kardeşlerimizin arasında insanların sıkıştırılarak oturtulduğu bir duruma gelindi. Bu olmaz; bu gerginlikle bu süreç yönetilemez. Adil bir yargılama benim hakkımdır. Buradaki her kadın yol arkadaşımın o güzel ellerinden öpüyorum. Buradaki her arkadaşımın nasıl bir zulümle, nasıl bir sıkıntıyla buraya geldiğinin sizin tarafınızdan bilinmesi lazım.

“BİR KİŞİYİ BİLE TAHLİYE ETMEDİNİZ”

Bakın, nasıl bir sıkıntı biliyor musunuz? Kalp pili bulunan arkadaşımızı dün görünce, ‘Kolun niye askıda?’ diye sordum. ‘Kalp pilim var, sıkıntım var’ dedi. Yazışmalar dediniz vesaire… Sayın Hâkim, itina göstermelisiniz. Büyük bir sıkıntıyla, bir yıldır burada neden olduğunu bilmeyen onlarca arkadaşımız var. Onlarca arkadaşımız… Ama siz dosyanızda; ‘8,5 milyon dolar verdim, beni dışarı bırakacaklar, adliyeyle de iş birliği vardı’ diye suç duyurusunda bulunan kişiyle ya da şirketlerinin başına geçersiniz diye karar verdiğiniz başka iş adamlarıyla ilgili işlem yaparken, kalp pili olan bir arkadaşımla ilgili karar vermediniz. Burada onlarca arkadaşım var; birçoğunun ‘Ben burada niye duruyorum?’ diye hayıflandığı bir ortamdayız. Bir kişiyi bile tahliye etmediniz. Yani millet, evlatlarıyla test ediliyor, çocuklarıyla test ediliyor. Bunları yapmadınız. Bunlar bizi zora düşüren, adil yargılama hissimizi bertaraf eden durumlardır. Seçilmiş birkaç iş adamının yurt dışına çıkış yasağı iptal ediliyor, yasakları kaldırılıyor; ama burada çocuğuyla test edilen insanlarla ilgili işlem yapılmıyor. Biz nasıl inanacağız, nasıl güveneceğiz?

“SÖZÜM ONA BİR İDDİANAME YAZMIŞLAR; BUNUN ADI İFTİRANAMEDİR”

Şimdi bu kadar örnek varken; hastalar var, ameliyat olanlar var. Şu anda dizini bükemeyip yürüyemeyen, daha dün ameliyathaneden çıkmış insan var. Bu insan evine gitsin; en azından evinde tutulmasının ne sakıncası var? Kimin kimi neyle test ediyorsunuz? Bu olmaz. Onun için tekrar ifade edeyim: Buradaki sistemin, o ‘iddia makamı’ denen ve yok hükmündeki o iddiaları yazan, iftiranamenin altına imza atan kişilerin bağlı olduğu sistem ‘kişi kendinden bilir işi’ misali hareket etmiştir. Kendileri ne yaptıysa, onu tarif etmişler. Onlar da bakmış, ona göre sözüm ona bir iddianame yazmışlar; ama bunun adı iftiranamedir. Bu iftiraname üzerinden, o 15-20 yıllık belediyecilik döneminde ne yapmışlarsa, hepsini Ekrem İmamoğlu’na mal etmişler. Bakmışlar bir şey yok… Evet, bir şey yok ama buna rağmen bunu yapmışlar. Ve o iftiraname üzerinden, baskı altında bir sistemle karşı karşıyayız.

“O KARAR ZATEN ÖMÜR BOYU SİZİNLE GELECEK”

Bakın, ben güven duymak istiyorum. Onun için size dün konuşma talebimi ilettim. Amacım kürsüyü işgal etmek değil. Ben burada sekiz-dokuz tane duruşmaya geldim. Her duruşmada yerimden kalktım, buraya gelip söz hakkı istedim. Siz ‘buyurun’ dediniz veya ‘biraz sonra’ dediniz, ben de geçip oturdum. Benden önce söz hakkı olduğunu gördüm, burada kırmızı yanıyordu ve başladım. Ancak siz ‘size söz hakkı vermiyorum’ dediniz. Ben, oradan buraya gelip konuşmanın meraklısı değilim. Dolayısıyla biz nezaketli insanlarız Sayın Hâkim. Ben, bu ülkenin birinci partisinin cumhurbaşkanı adayıyım. Ben, Türkiye’nin ilk seçimde iktidarı olacak partinin cumhurbaşkanı adayıyım. (Alkışlar ve Mahkeme Başkanı’nın uyarısı…) Onun için bu uyarınız… Bakın, beni zor durumda bırakıyorsunuz, lütfen yapmayın. Bir cumhurbaşkanı adayı burada konuşmazsa… Dünya sizi izliyor, bizi izliyor. Bu olmaz. Ben burada kürsüyü işgal etmiyorum; siz bana on dakika, on beş dakika, yirmi dakika söz hakkı vermekle hiçbir şey kaybetmezsiniz. Kararı verecek olan zaten sizsiniz ve o karar zaten ömür boyu sizinle gelecek. İstediğiniz yere gidin, o karar sizinle gelecek; geçmişte olduğu gibi. Onun için takdir sizindir; kimse o takdir hakkını sizden alamaz, ben de alamam, kimse alamaz. O manada lütfen, burada bu yargılama sürecini bir düzene koyunuz.

‘Efendim, en son sizi dinleyeceğim’ diyorsunuz. Ya bu davanın her sayfası Ekrem İmamoğlu… Ben en son da konuşurum, ilk başta da konuşurum. Bakınız; oradaki şeffaflık dahi önemlidir. Yani burada kıymetli avukatlar var, çok deneyimli insanlar var. Türkiye Barolar Birliği Başkanı var, İstanbul Barosu Başkanı var, başka baro başkanları var. Sizin meslektaşlarınız olan bu insanlar, kapınızı çalarak bilgi almaya gayret ettiler. Ben her defasında sordum; ortada tek bir bilgi yok. Siz ise ‘Gidin bunun fotoğrafını çekin ve oradan faydalanın’ diyorsunuz. Ama bir gün önce; Türkiye’nin en kirli, en alçak, en haysiyetsiz, bu milletin vergileriyle haber yapan TRT’den sonra gelen Turkuaz grubu ve Yeni Şafak gibi ahlaksız grupların sayfalarında bu bilgiler yayınlanıyor. Benim ailemle ilgili ve buradaki her arkadaşımın ailesiyle, eşiyle, çocuklarıyla ilgili Mart ayından bu yana yapılan sayfa sayfa ahlaksız haberleri görün. Bakın, sizin de anneniz var, babanız var; Allah sıhhat versin. Evlatlarınız var, çoluğunuz çocuğunuz var. Sayfa sayfa, satır satır, sütun sütun her arkadaşımın adına kirli haberleri yapan o alçak kurumların, o ahlak dışı kurumların sayfalarında bunlar yayınlanınca, buna cevap vermekle yükümlü kalırsınız. Cevap vermezseniz, o yük üstünüze biner ve gerçekten size zarar verir.

“BÖYLE BİR ASRIN ARSIZLIĞI OLUR MU?”

Ama sizden daha çok nereye zarar verir biliyor musunuz? ‘Adalet mülkün temelidir’ kavramına zarar verir. O bakımdan sizin; Ekrem İmamoğlu’nu ilk dinlemeyi, son dinlemeyi bırakın, arada bile dinlemeniz gerekir. Arada bile ben bir konuda size bir şey söylesem; sizi ikna mı edeceğim? Siz yine en son kararı vereceksiniz. Tabii ki iddianamedeki safsataları da okuyacaksınız. Bana göre bunlar safsatadır. Onlar bu işe ‘Ekrem İmamoğlu suç örgütü’ diye başladılar, sonra reklama tabi oldu diye bir anda ‘İmamoğlu suç örgütü’ oldu. Düşünsenize; o başsavcı görünümlü siyasetçi kalktı, buna ‘asrın yolsuzluğu’ dedi. İddianameye bakın; biz buraya nasıl zorluklarla geliyoruz. Hâkim Bey, bizi dinlemezseniz olmaz, kurban olayım bakın olmaz. Bizi dinlemelisiniz. Bakın ne zorluklardan geliyoruz. Bize ‘asrın yolsuzluğu’ dedi. Böyle bir arsızlık olur mu? Böyle bir asrın arsızlığı, böyle bir asrın aymazlığı olur mu?

Mahkeme Başkanı: Bunu kayda alalım.

“SAVUNMA YAPMIYORUM, TELKİN ETMEYE ÇALIŞIYORUM”

Bu ülkenin, bu milletin… Yahu şu mahkeme nedir biliyor musunuz? Bir kişinin kendini en çok güvende hissedeceği yerdir. Burada ben ne bir tek jandarma kardeşimin üzerine vücudum değsin isterim, ne burayı yöneten komutana karşı sesim yükselsin isterim. Ben, Jandarma Alay Komutanlığı’nın yanında, köyde onlarla; onların peşinden terleyerek, koşarak, idman yaparak büyüdüm. Çocukluğumda köyümde bulunan jandarma alay komutanlığında bölükler koşarken, onların arkasında beş-altı yaşında koşarak büyüdüm ben. Askerin kıymetini bilirim, bu bayrağın kıymetini bilirim; bana kimse bunu öğretemez. Onun için bizi niye böyle karşı karşıya getiriyorsunuz? Biz ne yapacağız yahu? Burada belediye başkanları var, burada hayatını devlete vermiş kamu görevlileri ve insanlar var. Hâkim Bey lütfen, bakın lütfen… Ben şu an savunma yapmıyorum, ben sizi telkin etmeye çalışıyorum. Niye biliyor musunuz? Bundan sonraki süreç için Sayın Hâkim. Sabır gösterin. İddia makamının talebine göre, bizi 12 yıl yargılayacaksınız. ’12 yıl’ diyorlar! 12 yıl olması gerektiğinde dahi, yeter ki ben savunma yapabileyim. Merak etmeyin, bitiriyorum, bitiriyorum…

“SAYGIN BİR BİÇİMDE SİZİNLE BU SÜRECİ YÖNETELİM”

Dün bu kargaşa yaşandı. Sabah asker arkadaşlar… Ne yapmanız gerekir biliyor musunuz? Ara verdikten sonra, lütfen istirham ediyorum. Bırakın bu arkadaşlarımızı. Görevlerini başka bir yerde yapsın. Bırakın biz burada saygın bir biçimde sizinle bu süreci yönetelim. Askerimizin burada bu duruma düşürülmesini benim yüreğim kabul etmiyor. Ben, Cumhuriyet Halk Partisi ilçe başkanıyken, en az 20 tane duruşmalara geldim. FETÖ’cülerin duruşmalarına geldim. Şuralarda avukatların arasında… Başka mahkemeydi. Şuralarda başka avukatların arasında katıldım. Burada paşalar, hayran olduğum paşalar, yürüdüler geldiler, eğildiler, konuştular… Hatta orada daha yakındı. El ele tutuştuk. Ben bile el ele tutuştum yani. Konuştular, fikir aldılar. Siz diyorsunuz ki; görüşemezsiniz, konuşamazsınız. Sarıldılar, konuştular. Tespihini elinde sallayan farklı tipler de vardı. Paşalar vardı. Şimdi yapmayın.

Biz hangi yıldayız? 2026 yılındayız. Cumhuriyetin 100. yılındayız. Bakın etrafımız ateş çemberinde. Yanıyoruz. Etrafımız ateş topu. Yani savaş tepemizden dönüyor. Ramazan ayındayız. Mübarek Ramazan ayımız mübarek olsun. Ramazan ayındayız. İslam aleminin semalarında füzeler gidiyor, geliyor. Nereye gittiği belli değil. Bir ejderha var, ağzından ateş topları çıkıyor dünyanın her yerine. ‘Ben dünyayı savuracağım’ diyor. Dünya liderliği yapacak sözüm ona. Ateş topu çıkıyor, kuyruğu da sallanıyor böyle. Bir bakıyorsun Güney Amerika’da, bir bakıyorsun kuzeyde, bir bakıyorsun güneyde. Şimdi Orta Doğu’da. Biz de onun kuyruğuna tutunan liderlikle Türkiye’yi savunacağız. Olmaz… Olmaz… Türkiye’nin tek liderlik anlayışı vardır: O da yurtta sulh cihanda sulh. O sulh nedir biliyor musunuz? İşte mahkemede de sulhtur. Mahkemede de barıştır. İçeride muhalefetle diyaloğunuzda da barıştır. Maskeyle olmaz bu işler. Yani o barış nasıl sağlanır biliyor musunuz? Adil, eşit, özgür bir biçimde mücadeleyle sağlanır.

“MÜTEAHHİTLİK MERAKLISI”

Bu suçların hepsinden geçen bir cumhurbaşkanı var. Sayın Erdoğan. Değil mi ki irtikaptan, rüşvetten, yolsuzluktan, terörden… 90’lı yıllarda yargılandı. 1 gün tutuklanmadı, 1 gün. 1 gün gözaltına alınmadı. Ekrem İmamoğlu’nu 1 yıldır hapiste tutuyorsunuz. 12 metrekarede ben tecrit altındayım biliyor musunuz Hâkim Bey? Tecrit altındayım. 1 yıldır 12 metrekarede tecrit altındayım. Arkadaşlarımla 1 yıl üzerine ilk defa burada sarıldım, kucakladım. 1 yıl! Bu kime yapılmış bu ülkede? Müteahhitlik meraklısı başsavcı görünümlü siyasetçi… Neymiş.? Adliye binası yapıyormuş yan tarafta, bir milyar liraya, bir buçuk milyara. Bitmez. Sene sonu bitmez. Müteahhitlik meraklısı. Bu nedir biliyor musunuz?

Mahkeme Başkanı: Tamamlayalım lütfen… 20 dakikadır konuşuyorsunuz.

Bakın böyle kapatırsanız burada, merakınızı anlarız; olmaz. Yassıada’yla Silivri’yi eşleştiriyorlar. Ben hakaret etmiyorum. Bakın; başsavcı görünümlü siyasetçi diyorum. Kötü bir şey mi?

Mahkeme Başkanı: Savunmanın dışına çıkıyor.

Hayır, hayır hiç ilgisi yok. Tamam bitiriyorum. Bitiriyorum. Bitiriyorum. Son cümlem… Diyor ki, ‘Niye siyasi? ‘Ekrem İmamoğlu’nun mensup olduğu siyasi parti Cumhuriyet Halk Partisi’nin ele geçirilmesi ve sonrasında gerçekleştirilecek cumhurbaşkanlığı seçimlerinde örgüt liderini aday göstermesi… Fon oluşturması!’ Yani 2001’de, 2002’de edilen sözlere bakıyorum aynısı. Bu, bin 100 odalı sarayda mı yazıldı? Yoksa adliyede mi yazıldı? Emin değilim. Bakın; aynı şekilde sanki muhalefete iktidar, benim canım Genel Başkanım Sayın Özgür Özel’e ‘şahıs’ diye hitap ediyor. Ha bu arada şahıs kötü bir şey değildir. Şahıs iyi bir şeydir. Yeter ki şahıs ol. Yeter ki birey ol. Şahıs olmak, birey olmak, asil bir şeydir. Birey, benim için nedir? Fikri hür, vicdanı hür olmaktır. Birey olmak asil bir şeydir. Ama siz emir kuluysanız, kula kulluk ediyorsanız; Allah ondan korusun bu memleketi. Bu memleketin yargısını da.

“SAVUNMA SIRASI DAHİ TUTARSIZ”
Bu minvalde, burada 107 arkadaşım savunma yapacak. Ben, burada savunma sırasının dahi tutarsız olduğunu düşünüyorum. Takdir sizindir ama tutarsız olduğunu düşünüyorum. Hiçbir mantığının olmadığını düşünüyorum. Bu sürecin bir bütüncül olarak, Ekrem İmamoğlu adına hem başlangıçta hem sonrasında, kaldı ki karar vereceğiniz esnada dahil olmak üzere çoklu söz hakkı olduğunu düşünüyorum. Çünkü burada hem sizin konuyu idrak edebilmeniz adına, meseleye daha bütüncül ve çerçevesi geniş bakabilmeniz adına arkadaşlarımın vereceği savunmalardan sonra ya da tutuksuz arkadaşların vereceği savunmalardan sonra ya da iftiracı olan insanların burada yapacakları savunmalardan sonra ya da ifadelerinden sonra, aralarda, tabii ki eylemlerde başka diyaloglar olacaktır vesaire ama bak Ekrem İmamoğlu’nun yorumuna ihtiyaç duyulacağını düşünüyorum. Benim avukatlarım tek tek, tane tane her işlemi önünüze koyacak hiç kuşkum yok. Buradaki her arkadaşım öyle bir savunma yapacak ki, o rezil rüsva, çöp niteliğindeki iftiranamenin sayfasının değeri kalmayacak. Bu kadar net. Hiçbir şüphe duymuyorum.

“NASIL ŞAKALAŞTIĞINI GÖRDÜM”
Ama Ekrem İmamoğlu’nun bu tarihi yargılamada, bunun bir yargılama olması için çoklu konuşmaya ihtiyacı vardır. Arada da konuşma talep edebilir. Bunu değerlendirmeniz gerekir. Avukatlarımla bir diyalog köprüsünün sizin için iyi olacağını düşünüyorum. Bakın, tekrar ediyorum, şaka yapmıyorum Sayın Hâkim. Sağınızdaki üyenin… Bu iddia da değil, bakın iddia da değil, açın, dünkü görüşmelerin son 1-2 saatini izleyin. Takdirinizdedir bu. Burayla nasıl şakalaştığını, nasıl işaretleştiğini ben 2 kez gördüm. Hatta önce bakın Sayın Hâkim. Bunu niye söylüyorum? Ben arkadaşlarımı zan altında bırakmak istemem.

Mahkeme Başkanı: Buradan nereye varacaksınız?

Şuraya varacağım: Bunu düzeltmekle yükümlüsünüz. Benim avukatlarımla sağlıklı köprü kurarak, diğer avukatlarla da sağlıklı bir köprü zemini oluşturarak lütfen istişare ediniz. Bunu böyle basit mi görüyorsunuz?

Mahkeme Başkanı: Bunda ne var?

Hayır bunu böyle basit mi görüyorsunuz? Bakın, el kol hareketiyle, bana sözüm ona laf yetiştirmeye çalışan arkadaşı ben muhatap almam. Bunlar, genç arkadaşlar. Bunların daha ders alacağı çok şey var. Ama bu şekilde yaparsanız olmaz. Burada sizin onlara vereceğiniz düstur, prensipler, yüce Türk yargısıyla tarihe geçecek. Yani şöyle ifade edeyim: Yassıada’da da ‘senli benli’ konuşmalarla başladı mesele. Burada da böyle başlarsa olmaz. Bakın ben bugünkü tutumunuza teşekkür ediyorum. Bana burada fırsat verdiniz. Benim de bir yanlışım olduysa, kusurum affola. Bakın bu kadar net. Özür dilemek kadar asil bir şey yoktur. Olur ya sesim size yanlış gelmiştir. Canınızı sıkmıştır. Kalbinizi kırmıştır. Sizin üzerinize almışsınızdır meseleyi. Affola. Hiç sorun yok. Ama bir yanlış yaptıysak geri dönelim. Arkadaşımızda geri dönsün. Konumu gereği bunu yapmaması gerekir. Ama meseleyi şöyle algılayın Sayın Hâkim: Diyalog olmadan, bu süreç yönetilemez.

“BU İNSANLAR TUTUKSUZ YARGILANSIN”
Ben burada günlerce savunma yapacağım. Ama bugün son sözüm şudur: Lütfen ama lütfen… Bakın mübarek Ramazan ayındayız. Benim Ramazan ayında iftara giderken seçimim iptal edildi. Hem de bu milletin iradesiyle seçilmiş Cumhurbaşkanı tarafından. Bizzat kendi ağzıyla. Aynı şekilde Ramazan ayında diplomam iptal edildi İftar sofrasına giderken. Ramazan ayında daha gün doğmadan, sahur sofrasında evim basıldı. Bakın; evim basıldı, evim! Ve yine Ramazan ayında burada duruşma yapıyoruz. Bu cennet vatanda birbirine vicdanla, ahlakla, erdemle bakan insanların Ramazan ayında yaşatılana ve yaşanana bak. Neyle ilgili? Koltuk hırsıyla ilgili. Lütfen ama lütfen… Bakın Ramazan ayındayız, bayram geliyor. Bu arkadaşlarımı evlerine yollayın. Bu sistemin derdi benimle. Ben burada sizinle bu süreci yönetmeye hazırım. Savunmamı yapmaya hazırım. Bu insanları tutuksuz yargılayın. Bu insanlar tutuksuz yargılansın. Anneler, çocuklarıyla buluşsun. Çocuklar, evlerine gitsin. İnsanlar, hasta. Gitsin, tedavilerini yaptırsın, duruşmalara gelsin. Benimle bu şekilde bir süreç yönetin. Bu yaptığınız liste yanlıştır, uygulama yanlıştır. Çoklu söz alma hakkımı sizin takdirinize sunuyorum. Bütün arkadaşlarıma Allah sağlık versin. Bu milleti, bu memleketi kula kulluk edenlerden ve emir kulu olanlardan Allah korusun. Özgür iradesi olan insanların, bu millete ve bu memlekete hizmet edeceği günler yakındır. Saygıyla selamlıyorum.”

Reklam

Önceki Haberler

Şubat ayında en az 126 işçi hayatını kaybetti

İSİG Meclisi raporuna göre şubat ayında en az 126 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. Raporda…

10 Mart 2026 15:16

Bakan Tekin açıkladı: Eğitim sistemi sil baştan

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, eğitim sisteminde planlanan değişikliklere ilişkin konuştu ve masada iki seçenekleri…

10 Mart 2026 15:08

ABD’de dikkat çeken anket: Halk İran’a yönelik saldırılara karşı

ABD'de yapılan ankette, seçmenlerin yüzde 74'ünün İran'a kara birlikleri gönderilmesine karşı olduğu belirlendi. Katılımcıların yüzde…

10 Mart 2026 13:03

Devlet Bahçeli: Her ülke aklını başına almalı, Türkiye, üzerinde kumar oynanacak bir ülke değil!

Partisinin grup toplantısında konuşan MHP lideri Bahçeli, gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. ABD ve İsrail'in İran'a…

10 Mart 2026 11:25

Çerçioğlu’nun kredi talebi meclisten döndü

CHP'den AKP'ye geçen Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’nun İller Bankası’ndan 1,5 milyar TL kredi…

10 Mart 2026 11:15

Trump’tan İran açıklaması: İsrailli ortaklarımızla birlikte vuruyoruz

ABD Başkanı Donadl Trump, Florida’nın Doral kentinde Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi üyeleriyle düzenlenen toplantıda konuşan Trump,…

10 Mart 2026 10:55
Reklam