Reklam
Kategoriler: Köşe Yazıları

İmralı tutanakları enflasyonu: Zarfa değil mazrufa bakalım

Reklam

Sermaye devleti ve AKP-MHP koalisyonu tarafından sürdürülen “çözüm süreci” çeşitli aşamalardan geçerek ilerliyor. Son olarak çerçeve yasa tartışmalarıyla siyasette gündem ısındı; Meclis oylamasında CHP ve Yeni Parti’nin bölündüğü bir tablo ortaya çıktı ve devamında ise sürece dair yeni bir komisyon çalışmaya başladı.

Başta kullandığımız ilerleme kavramını pozitif anlamıyla kullanmadığımız açıktır. Devlet Bahçeli’nin söylem ve eylemleriyle “başlatılan” son “çözüm süreci”nin Kürt sorununda gerçek bir çözümün adresi olmayacağı biliniyor. Sınıfsal bağlamının tamamen dışında yürüyen sürecin tarihsel, toplumsal, bölgesel ve güncel bir sürü ayağı olduğu açık. İç siyasette yeni rejimin konsolidasyonu için bir araç, bölgede ve dış siyasette ise Amerikan barışının bir parçası olarak yeni “çözüm süreci” devreye alınmıştır. Dolayısıyla nasıl ki Kürt sorununa sınıfsal bir eksende ve sosyalizm mücadelesinin konusu olarak bir anlam atfediyorsak, soruna çözüm diye karşımıza çıkan olguların da Türkiye kapitalizminin bekası ve emperyalizmin çıkarları bağlamında değerlendirilmesi yerinde olacaktır. İç siyasette istibdat rejiminin Kürt sorunu üzerinden açılım yaparak yol bulma arayışı ve Ortadoğu’daki emperyalist planlar çerçevesinde Kürt meselesinin bir araç olarak kullanılması önemli bir çakışma olarak karşımızdadır. Bu arka plan üzerinden ortaya çıkan bir dizi siyasi gelişme ise Türkiye’de düzen siyasetinin bir konusu olarak ağzına kapitalizm ve emperyalizmi almayanların sakızına dönüşmüştür.

Dolayısıyla “çözüm süreci”nin aşamaları, bu iki başlığa hizmet eden birer enstrüman olarak, gerek devletin farklı kademelerinde gerek İmralı’da yapılan görüşmelerde gerekse Kürt siyasi hareketinin farklı noktalarında çeşitli görüşmelerin konusu oluyor. Bunlar üzerinden zaman zaman ortaya çıkan görüşme tutanakları ise geriye dönük sürecin okunması ve siyasi sonuçlar çıkarmak anlamında bir yere oturuyor.

Son bir hafta içerisinde gündeme gelen bazı tutanaklar ise biçim ve içerikleri üzerinden bir dizi tartışmayı tetikledi. Bu tutanaklar üzerine sırayla DEM Parti, PKK yönetimi, Abdullah Öcalan ve “güvenlik kaynakları” açıklama yaparak, yayınlanan tutanakların gerçeği yansıtmadığını, sahte olduğunu, komplo amacıyla süreci sabote etmek için yapıldığını iddia ettiler. Tutanaklar üzerinden ortaya çıkan tablonun ve reddiyenin arka planında ise şu nedenlerin olduğunu varsayabiliriz: Görüşmelerin içeriği ve Öcalan’ın çeşitli ifadeleri, görüşmelerden bir tanesinin İmralı’da Duran Kalkan, Sabri Ok ve Helin Ümit ile yapılmış olması. Yani Kandil’den bir heyetin alınarak Öcalan ile görüştürülmesi.

Daha önce doğrudan devletin yayınladığı ve Öcalan’ın Fethi Yıldız ve Hüseyin Yayman’ın da içinde olduğu Meclis komisyonu adına yapılan ziyaretin tutanakları dışında, bugüne kadar farklı dönemlerde benzeri görüşme notları yayınlandı. Ancak hiçbiri bu şekilde reddedilmemiş idi. Şimdi bu tablonun ortaya çıkmasında yapılan görüşmenin içeriğinden ziyade biçiminin alarm nedeni olduğunu varsayabiliriz. Çünkü ortaya çıkan görüşme notlarında devam eden siyasi sürecin doğasına aykırı bir yaklaşım ya da söz olduğunu söylemek zor görünüyor.

Abdullah Öcalan’ın PKK’nin tasfiyesi ile ilgili bugüne kadar ortaya koyduğu tavrın devam ettiği görüşmeler, gerek Ortadoğu’da ABD’nin çizdiği çerçevenin aşılmaması gerekse Türkiye’de sermaye çözümünün devam etmesi bağlamında uzun uzun konuşmalar içeriyor.

Ancak hatırlanacağı üzere Öcalan belki de otuz yıldan fazla süredir bugünkü konjonktürde yeniden ürettiği liberal tezleri savunuyor, farklı şekillerde yeniden ifade ediyor. Demokratik cumhuriyet tezi üzerinden savunulan bu görüşlerin toplamı özünde “Kemalist Cumhuriyetin demokratize edilmesi” anlamına gelen ve liberaller ile İslâmcılar tarafından “Askeri vesayetçi rejimin” değiştirilmesi olarak savunulan görüşün bir türevi. Bununla beraber PKK’nin tasfiyesi, Kürtlerin devlet kurmak gibi hedeflerinin ortadan kalktığı, Ortadoğu’daki yeni duruma uyum vb… bazı başlıklar ise yine demokratizm tezlerinin üzerine eklenmiş yeni olgular olarak karşımızda yer alıyor. Bu açıdan söylemlerde açık bir şekilde Amerikan barışına uyum olduğunun görülmesi gerekir.
1999’dan itibaren devletin Öcalan ile çeşitli görüşmeler yaptığı farklı çözüm süreçlerinden geçildi. Hatta yine bunlardan bir tanesi 2009 – 2011 yılları arasında Oslo’da MİT adına Emre Taner, Afet Güneş ve Hakan Fidan’ın, PKK/KCK adına da Zübeyir Aydar, Sabri Ok ve Mustafa Karasu’nun yaptığı görüşmeler idi. Bu görüşmelerin ortaya çıkması sonrasında o dönemki çözüm süreci sekteye uğramış ve 2013’lere kadar beklenmesi gerekmişti. Şimdi o yaşananların hepsi neredeyse unutuldu yeni çözüm süreci devrede. Son olarak ortaya çıkan tutanak enflasyonu ise gerek Öcalan gerek devlet tarafında sürecin yeniden sabote edilebileceğine dair bazı kuşkuları uyandırmışa benziyor.

Çerçeve yasa üzerinden siyasi tartışmaların yoğunlaştığı, Öcalan’a yarı resmi bir görevin tevdi edilmesinin olası tepkileri arttıracağı bir dönemde Kandil’den isimlerin 2026 yılı Şubat ayında İmralı’ya getirilip görüşme yaptırılması bu tepkileri daha da arttıracaktır. Tersinden Öcalan’ın yaptığı bir dizi değerlendirmenin Kürt siyasi hareketinin tüm tarihini yerin dibine batıracak sözler barındırması ve bir ihtimal Kandil heyetinin örgütten gizli bir şekilde bu görüşmede yer alması Kürler içerisinde tepki oluşturma ihtimali barındırmaktadır. Dolayısıyla son ortaya çıkan tutanaklar her yandan yüksek sesle yalanlanmıştır.

Bu görüşmelerin gerçek mi olup olmadığını zaman gösterecek. Ortadaki gerçekler ise değişmiyor. Türkiye’de “çözüm süreci” adına yeni komisyonlar kurulurken, Suriye’de IŞİD’e karşı mücadele ettiğini söyleyerek ABD ile işbirliği yapan Kürt siyasi oluşumu emperyalizm destekli cihatçı HTŞ liderinin devletine katıldığını ilan ediyor. Kürt sorunu üzerinden Türkiye’de yeni rejimin yerleşmesi adına tüm bu adımlar atılırken Türk ya da Kürt ülkemizin bütün emekçilerine ekonomik krizin faturası kesilmeye devam ediyor.
O yüzden zarfa değil mazrufa bakalım.

Reklam

Önceki Haberler

Narin Güran cinayetinin “faili meçhul” olarak değerlendirilmesi talebine ret

Adalet Bakanlığı, Narin Güran cinayetinin faili meçhul kapsamında yeniden ele alınması ilişkin başvuruyu reddetti.

27 Ağustos 2026 13:52

TKH’den Başaran Aksu ve Gökay Çakır’ın tutuklanmasına tepki: Derhal serbest bırakılmalıdır

Türkiye Komünist Hareketi (TKH) Ankara'da madencilerin direnişini örgütleyen Bağımsız Maden İş Sendikası Genel Başkanı Gökay…

27 Ağustos 2026 11:56

AKP ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde revizyona gidecek: Bakanlar Meclis’ten seçilecek, müsteşarlık geri gelecek

AKP’de hazırlanan raporda, bakanların Meclis içinden atanması, sözlü denetimin artırılması ve bakan yardımcılıklarının kaldırılması öneriliyor.

27 Ağustos 2026 10:37

Dem Parti’den Öcalan çıkışı: Hayati bir görevi ve rolü var

DEM Parti İmralı Heyeti üyesi Mithat Sancar, silah bırakma sürecinde Öcalan’ın “merkezi” bir rol üstlenmesi…

27 Ağustos 2026 10:21

RTEÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yavuz Köktaş hakkında soruşturma açıldı

Sosyal medyada “Gördüğüm Rize sokakları bende buranın gavur ülkesi olduğu kanaati perçinleşiyor” paylaşımı yapan RTEÜ…

27 Ağustos 2026 10:02

Bağımsız Maden İş Sendikası Avukatı Ünder: Saat 11’de bakanlık önündeyiz

Bağımsız Maden-İş Sendikası Genel Başkanı Gökay Çakır ile Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu’nun tutuklanmasının ardından konuşan…

27 Ağustos 2026 09:49
Reklam