İran’da kadın olmaya dair Türkiye’den bir ahkam kesme yazısı: Emperyalizm ve mollalar arasında bertaraf olmak
Zor bir yazı.
Birkaç nedenle zor.
Bir kere yazmaya başladığımdan bu yana öyle çok gelişme oldu ki İran’a dair. İster istemez, acaba sizler bu yazıyı okurken içerik güncel kalacak mı? Endişeliyim. Yine de söz söylemeyi deneyeyim.
İkincisi, kendi halkına özellikle kadınlarına düşman Molla Rejimi ile insanlığa düşman iki haydut devletin, İsrail’in ve ABD’nin bölgeye dair uzun süredir yürürlükte tuttukları operasyonları ve adım adım ilerledikleri emperyalist emelleri doğrultusunda gelinen noktada ülkeye müdahaleleri arasında sıkışıp kalmış kadınlara dair, adlı adınca bir ahkâm kesme yazısı bu yazı. O nedenle zor ama yazılmak zorunda.
Çünkü tarihi aslında çok iyi bilinen ama nedense göz ardı edilen yaklaşımla, sınıf mücadeleleri tarihi olarak kavrayabildiğiniz oranda söz söyleme iradeniz de güçleniyor. Ve evet, dönüp tarihe bakma ihtiyacı hissediyorsunuz, anlamak için. Korkmayın, çok eskiye gitmeyeceğim. Ama İran’da “demokrasi” var oldu mu? Ne zaman, nasıl, hangi koşullarda var oldu, bunu anlayabilmek için en azından geçen yüzyılın başı itibarıyla olup bitene kabaca göz atmak elzem.
Aslında Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti’nin süreçlerine paralel siyasi ve hatta ekonomik süreçlerin İran coğrafyasında da yaşandığı söylenebilir. Osmanlı’da İkinci Meşrutiyet’in ilan edildiği 1908’den iki yıl önce İran’da Kaçar Hanedanlığının hüküm sürdüğü dönemde 1906 yılında ilan edilen meşrutiyet bunun bir örneğidir. Bu dönemlerde siyasi ve ekonomik anlamda çağın gerisinde kalan Osmanlı ve İran coğrafyaları kendilerinden bu anlamda güçlü devletlerin etkisine maruz kalmışlardır. Rusya, İngiltere, Avusturya ve Fransa Osmanlı İmparatorluğu üzerinde hakimiyet kurma yarışındalarken; İran için de Rusya ve İngiltere’nin rekabet halinde oldukları söylenebilir. Osmanlı’nın Düyûn-ı Umûmiye aracılığıyla borçlandırılmasına paralel olarak İran da İngiltere tarafından kurulan Bank-ı Şahinşahi ile Rusya tarafından kurulan Bank-ı İstikrazi aracılığıyla borçlandırılmıştır. Ekonomik ve tabii olarak, arkasından gelen siyasi bağımlılık, Birinci Dünya Savaşı sonunda Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanması ve verilen antiemperyalist kurtuluş mücadelesi ile Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması ile sonuçlanırken, İran coğrafyasında Büyük Ekim Devrimi ile birlikte Sovyetler Birliği’nde sosyalizmin inşasına dönen Rusya’nın geri çekilmesi ile İngiltere yalnız kalmıştır.
Birinci Dünya Savaşı’nın sona ermesini takip eden dönemde İran’da monarşi sona ermese de Rıza Şah önderliğinde eğitimde ve orduda modernleşme hamlelerinin benimsenmesi söz konusu olmuş ve devletçi bir ekonomik işleyiş benimsenmiştir. Çeşitli kaynaklarda bu dönemlerde özellikle Şah’ın orduya dönük yatırımları sayesinde ordunun desteğini arkasına almasını sağladığına değinilmektedir. Her dönem ulemanın güçlü olduğu ve farklı halkları ve inançları barındıran bir devlet olarak ulusal bir aradalığın sağlanmasında Şiilik inancının etkisinin yadsınamayacağı ülkede, yapılan hukuki reformlarla bu güç kısmen zayıflatılmaya çalışılmıştır. O dönemlerde bile, örneğin kılık kıyafet reformu yapılmış ama kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınmamış; seçme ve seçilme hakkı için kadınlar 1963 yılındaki Beyaz Devrim’i beklemek zorunda kalmıştır.
Her daim zengin petrol kaynakları nedeniyle İngiltere’nin kontrol etmeye çalıştığı İran’da İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra da bu durum devam etmiş, fakat 1949 yılı itibariyle İngilizlerle yapılan anlaşamaya karşı toplumdan yükselen itirazlar ve ülkede meydana gelen karışıklık sonucunda aslında varlıklı bir aileden gelen Musaddık, komünistlerden dini otoritelere kadar çok geniş siyasi unsurları kapsayan Ulusal Cephe Hareketi’nin lideri olarak başbakan olmuş ve ülkenin petrol kaynaklarını devletleştirmiştir. Elbette bu devletleşme hamlesine emperyalizmin yanıtı gecikmemiş ve uygulanan kredi kısıtlamaları sonrası yaşanan ekonomik zorluklar, Musaddık’ın istifasına sebebiyet vermişse de özellikle halkın güçlü desteğiyle meclis tarafından tam yetkilendirilerek yeniden başbakan olmuştur. Bu sefer emperyalizmin yanıtı daha sert olmuş ve İran’da belki de gerçek anlamda ilk kez farklı toplumsal siyasal kesimlerin üzerinde ulusal çıkarlar doğrultusunda uzlaştığı Musaddık, doğrudan ordu, ABD ve İngiltere’nin baş aktörler olduğu bir sürecin sonunda 1953’te iktidardan düşürülmüştür. Emperyalizme doğrudan piyonluk eden Şah rejimi yeniden yönetimi ele alarak tüm muhalefeti uzun süre susturmuş, ağır baskılar kurmuştur. Nitekim bu baskılar bugünkü Mollalar Rejimi’nin kuruluşunu sağlayan 1979 İran İslam Devrimi’ne yol açmıştır.
Devrim ve sonrasına dair çok başka tespitler yapılabilir, ancak bu yazının konusu itibarıyla vurgulanmak istenen, İran’da hem yoksulların hem kadınların İslam Devrimi öncesinde de ne denli ağır bir yok sayılmaya maruz kaldıklarını anımsatmaktır. İslam Devrimi’ne giden yolun taşları bizzat emperyalizmin ve onun İran’daki işbirlikçileri tarafından döşenmiştir. Ülkenin ekonomik zenginliklerinin hanedanın zenginleşmesi ve emperyallerle paylaşılmasına karşı biriken ve sosyalistlerden milliyetçilere, liberallerden İslamcılara kadar farklı siyasal özneleri bir araya getiren süreç maalesef daha büyük bir çıkışsızlığın kapısını aralamıştır.
Dolayısıyla bugün İran’da kadınlar özelinde yaşanan dram, tüm yükü molla rejiminin üzerine bırakılamayacak kadar çok nedenlidir. Nitekim emperyalist siyonist saldırganlıkça 28 Şubat günü İran’a yapılan askeri müdahale esnasında ilk olarak hedef alınan yerlerden birinin Hürmüzgan’ın Minab kentindeki bir kız ilkokulu olması ve İran Eğitim ve Öğretim Bakanlığının açıklamasına göre 168 kız öğrenci ile öğretmenin katledilmesi manidardır.
Burada ve bu yazıda yapılmaya çalışılan asla Molla rejiminin İran’da kadınlara uyguladığı şahitlik, miras ve boşanma haklarına ilişkin hukuki ayrımcılıkların; adeta sivil kadınlara bir üniforma gibi dayatılan başörtüsü aracılığıyla bedenleri üzerinde otorite kurulmaya çalışılmasının ; ve özellikle de Mahsa Amini’nin ölümünden sonra yükselen “Kadın, Yaşam, Özgürlük” hareketiyle birlikte ortaya çıkan toplumsal direnişin değersizleştirilmesi değildir. Aksine, tüm bunları yok sayacak ve değersizleştirecek olan bu mücadelenin kimi unsurlarının, emperyalist Siyonist katillerle ele ele verip bu zulümden tarihsel anlamda sorumlu olanlarla iş birliğini akıllarından dahi neden geçirmemeleri gerektiğine dairdir. Yanı başında Afganistan’da kız çocuklarının okula gönderilmelerin yasaklayan, kadınların evden dışarı çıkmalarına müsaade etmeyen taliban rejiminin uyguladığı “demokratik” normlarla hiçbir derdi kalmayan emperyal haydutların, Suriye’de alevi kadınlara her tür eziyete reva görenlerin İran’ı özgürleştireceksen ve İran’da kadınlara molla rejimince yasaklananların bunlar tarafından lütfedileceğine dair yanılsamanın vicdanen, ahlaken ve elbet siyaseten de kabul edilemeyeceğidir.
İran’a dönük kesintisiz sürdürülen emperyal planların kadın mücadelesine bugün de verdiği zarar göz ardı edilememelidir. Ülkeye uygulanan ekonomik ambargo kadınların üzerindeki yaşamsal yükü de artırmaktadır. Sürekli bir dış müdahale tehdidi, ülke içinde yükselen sesleri bastırmak için neden olarak ileri sürülmektedir bizzat antidemokratik yönetim unsurları tarafından. Bu tablo da kadınların toplumsal direnişi emperyalistlerin ülke içindeki Truva atı olmayı reddetmelidir. Küresel ölçekte yakın zamanda kız çocuklarını nasıl iğrenç sapık emellerine alet ettikleri belgelerle ortaya konmuş pedofillerin, gezegenin herhangi bir noktasında herhangi bir ulustan, herhangi bir inançtan bir kız çocuğuna verebileceği bir şey kalmamıştır.
İşte başlamamız gereken nokta da burasıdır. Teokratik bir hapishane ile pedofil bir himaye arasında tercih yapmayı reddedemeyen her kadın bu ikisinden birine mahkûm olarak yaşamayı göze almayı önden kabul ediyor demektir.
*Bu yazı Kadınların Sesi 40. sayıda yayımlanmıştır.
Karacan, O. (2013). 1906 İran Meşrutiyeti (Master’s thesis, Inonu University (Turkey)).
Niray, N., & Deniz, D. (2010). İran İslam Cumhuriyeti: tarihi, siyaseti ve demokrasisi. Fırat Üniversitesi Orta Doğu Araştırmaları Dergisi, 6(2), 1-32.
Güler, Z. (1997) İran İslam Cumhuriyeti – Ekonomi, Siyaset ve İdeoloji. Gelenek. 55.
https://www.agos.com.tr/tr/haber/iran-egitim-bakanligi-su-ana-kadar-170-kiz-cocugu-ve-ogretmen-oldu-39653
Bu haber en son değiştirildi 31 Mart 2026 09:47 09:47
TÜİK’in Şubat 2026 verilerine göre işsiz sayısı bir ayda 133 bin artarak 2 milyon 981…
ABD’nin Venezuela'daki Caracas Büyükelçiliği 7 yıl aradan sonra açıldı. Açıklamada, "bu adımın Venezuela’daki geçici hükümet,…
CHP'den istifa ettikten sonra bir süredir bağımsız olarak yoluna devam eden Keçiören Belediye Başkanı Mesut…
DEM Parti İmralı Heyeti’nin 27 Mart’taki görüşmesinin ardından Abdullah Öcalan’ın mesajı paylaşıldı. Mesajda, sürecin yeni…
Emeklinin Sesi Derneği, Maltepe’de düzenlediği toplantıda 1 Mayıs öncesi dayanışma çağrısı yaptı. Toplantıda emeklilerin ekonomik…
Emperyalizmin tüm baskılarına rağmen kadın hakları, sağlık ve eğitimde dünyadaki pek çok ülkenin önüne geçmeyi…