İskambil kartları birbiri üzerine yıkılıyor
Tarih boyunca insanlar ve kabileler arasında yaşanan kavgaların, kabile göçlerinin ana sebebi ekonomiktir. Çünkü ekonomi, insanın varoluş sonrasında, tüm yaşamı boyunca kesinlikle vaz geçemediği yaşam kaynağıdır. Öyle ki, insanlar ekonomik kaynaklara erişim ya da ölüm seçenekleriyle karşı karşıya bulunmaktadır. Mülkiyetin doğal hak olduğu ve bundan dolayı kapitalizmin doğal sistem olduğu tezi de bu görüşe dayandırılmaktadır. Ancak, mal ve meta kategorileri arasında ayırım ve sitemlerin geliştirdikleri ideolojiler meselesini başka bir yazıya bırakarak, bugün siz dostlarla emperyalizmin yıktığı yükü ve bu yükün topluma yayılış biçimini konuşmak istiyorum.
Son fon depremiyle yaşananları bütünsellik işinde düşünürsek, finansal deprem olarak algıladığımız son olayın kader olduğunu anlamamız gerekir, zira bu depremi bu sistem yaratacaktı; bu sistem ve bu siyasi kadro yönetiminde bu kader yaşanacaktı! Şimdi sürece bir bakalım.
2000 yılında IMF ve Derviş, “Güçlü Ekonomiye Geçiş” gibi süslü yaftalı bir programla ülkeyi dünyayı saran neoliberal emperyalizme bağlayıp, bir de sadık uygulayıcısını seçip iktidara taşıdıktan, sözleşmeli aydınlarla programa ve uygulayıcılarına onay da aldıktan sonra artık ülkenin geleceği yer başka bir yer olamazdı; kader ağlarını örüyordu! Böylece ülke emperyalist güçlere açılmış, iç sermayenin de elbirliğiyle ekonomi emperyalizm altarına yatırılmış idi. Batı ekonomilerinde kâr oranlarının gerilemesiyle sermaye artırımına yönelmeyen serseri para ve yeni piyasa bulamayan reel sermaye unsurları da böylece arkada IMF denetiminin de bulunduğu güvenli bir yatırım alanı bulmuş oluyordu: Türkiye ekonomisi! Bu ray üzerinde, program yapılmış, ilk cicim aylar döneminde ülkeye gelen serseri para ekonomiye canlılık katmış, aydın onayı alınmış, narkoz işlemi tamamlanmış olarak ülke soyulmaya başlıyordu. Bu süreci genel halk anlayamazdı, fakat meslektaş dostlara ne demeli ki!
AKP’nin ilk döneminde ekonomiye giren para ekonomide geçici canlılık yaratırken, uygulanan dolaylı vergiler de kamuya varidat sağlıyordu. Bu dönemin sonlarına doğru ekonomi sıkışmaya başlayınca, doğal olarak faiz haddi sinyal verdi. Fakat o esnada, hem kamu borçlarının yükünün hafifletilmesi, hem de içeri giren para ile yandaşlara avantajlı sermaye olanağı sağlanması amacıyla bir mucize formülle faiz baskılandı: faiz sebep, enflasyon sonuç! Yeni ve yandaş kesime sermaye transferi! Ekonomiye para giriyor, alt-yapı yatırımları gerçekleştiriliyor. İş alanlar da iş verenler de paylarını alıyor; çeşme akarken nişin küp doldurulmasın ki! Ne hazindir ki, emperyalist sürecin bu ilk aşaması olumlu algılandı; iktisat açısından vahim, fakat sosyoloji açısından olumlu görülen olay, bir bütün olarak algılanamadan ve gelecek hesaba katılmadan genel olarak dostlar tarafından olumlu görüldü. Aynen Kanuni döneminde algılanamadan başlatılan kapitülasyonlara benzer şekilde ülkemin soygunu başlıyordu: yap-işlet, devret ya da kamu-özel ortaklığı vurgunu! Yap-işlet-devret modelinde hatalı gösterilen tahminlerde gerçekten bir hata yoktu; yatırımcı, arkasına “toplumsal çıkarın koruyucusu” olmak durumundaki devleti de alarak(!) yatırımlarına keyfine göre garantili getiri sağlıyordu. Birinci sahne kapanıyor, şimdilerde de ikinci sahne devreye giriyordu.
Bu senaryonun sonu belli idi, fakat sahne oyunlarından hangisinin seçileceği, yükün halka hangi dönem(ler)de ve nasıl bir yöntemle yıkılacağı meçhul idi! Yük, vergi ya da diğer kamusal iradi kararlarla mı, yoksa piyasa işlemi görüntüsündeki süreçle mi halka yayılacaktı! Seçim yapılmıştı; şimdi, fon vurgunu olarak sergilenen sahnede oyunlarından birini izliyoruz. Bu oyun böylesi tek perdelik bir oyun değildir. Oyun, farklı sahneler ve senaryolarla yükün çocuklarımıza, torunlarımıza sarkacak kadar devam edecektir. Peki, mali durum ortada ve ekonomi bu kadar sıkışık iken, nasıl oluyor da ihale işlemleri bir türlü durmuyor? Sistemin işleyişinde bu soru biraz komik kaçıyor; zira maliyet uzun vadede halka yıkılırken, hem yapan, hem de yaptıran ana ve kılcal damarlardan payını alıyorken, işlemin sonlandırılması anlamlı olur mu!
Neoliberal emperyalizminin dayattığı model çerçevesinde girişilen alt-yapı yatırımlarının gereksiz olduğu savlanamaz. Buradaki sorun, yapılanların gereklilik zamanı ve boyutunda olduğu kadar, daha da önemlisi maliyetinin fevkalade kuşku götürür olmasıdır. Hal böyle olunca, karşımıza bugünkü bütçe ve ekonomideki sıkışıklık ve bu sorunların çözülme meselesi çıkıyor. İşte bugün yaşadıklarımız, kimilerinin ve iktisatçı dostlarımızın olumlu olarak gördüğü AKP’nin birinci dönemin fatura ödeme aşamasının sıkıntılarıdır.
Emperyalizme hesap mutlaka ödenecektir; maliyetin halka yaygınlaştırılması ise, mekanizma olarak piyasa işlemi görüntüsünde, zamana yayılı olarak bir şekilde gerçekleştirilecektir. Bu aşamada sahnelenen oyun piyasa kuralına uygun, “kabahati-günahı oynayanın boynuna” misali bir ‘piyasa işlemi’ dir. Sahnede bir de “günah keçisi” olduğuna göre, tüm işlemler, ahlakiliğini bir tarafa bırakalım, görüntüde hukukidir. Görüldüğü üzere, devlet işin başındadır, her türlü önlem alınmaktadır, vatandaşlar kayıp yaşamayacaktır! Durum bu ise, mesele salt denetimsizlik midir! O zaman tüm denetim kurumları suçludur. Hayır, meselenin denetimle ilgisi vardır, fakat denetim konusu da sahnelenen oyuna dahildir. Peki, durum bu ise, oyun niye oynandı? Çünkü, ödemeler enflasyonla biraz eritilerek, güzelce uzun döneme yaygınlaştırılırken, yükün bir kısmı mağdur kitleye bindirilerek, olay soğurtulacaktır. Yüklü miktarda para kaybeden, faiz ve ana paranın da bir kısmına razı olurken, hem de mutlulukla! Ufak yatırımcı ise faizsiz ana paraya razı olurken, kaybedilenler kamunun yükünü hafifletmiş olacaktır. Şu halde, sistem içi bir işlemle, sistemin tetiklemesi dışında bir zorlama olamadan işletilen tahsilat mekanizmasının mimarisine doğrusu hayran kalmamak elde değil!
Olaylara parçalı değil, tüm sürecin parçaları olarak bakılması gerekir: Neoliberal sömürünün başlatılması; yükün devlet üzerinden halka yıkılması sürecidir. Emperyalist ve yerli sömürücü sermaye birinci aşamada yükü devlet hesaplarında yansıtıyor, devlet ise yükü ikinci aşamada halka yansıtıyor. Tüm işlemler piyasa süreci içinde cereyan ediyor. Denetim eksikmiş! Evet, ama senaryo yanlış değil, süreç senaryonun içindedir.
İşte, insan tabiatına uygun olarak sergilenen kapitalist sistemde, hiyerarşik dizilimde herkes acıkırken, üstteki alttakini sömürür. Küresel hiyerarşide insanları koruyan devlet yapılanmalarıdır. Devlet yapılanmasının bu işlemini hakkıyla yerine getirebilmesi ise, içeride hukuk kuralına uyması ve toplumsal yarar” ilkesi ile hareket etmesine bağlıdır. Dünya kapitalizminin bir bütün olarak tüm ekonomileri kapsayarak çevrelemesinin ulusal devletleri ne derece ulusal çıkardan uzaklaştırarak bağladığını başka bir yazıda sizlerle tartışmaya açmak üzere, güzel günlere, haftalara!
Bu haber en son değiştirildi 6 Ekim 2026 10:41 10:41
ABD Başkanı Donald Trump, İngiltere’deki RAF Fairford Üssü’ndeki ABD bombardıman uçaklarının muhtemel İran bağlantılı tehditler…
Fransa'da lise öğrencilerinin eğitim koşullarına yönelik protestoları devam ederken, Lens kentinde 15 yaşındaki bir öğrenci,…
RTÜK’ün lisans bedeli talebinin ardından TELE2 Haber yayınlarını durdurmuştu. Ekibin yeni mecrası Tele3 Haber olarak…
Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Rusya’nın yalnızca Ukrayna’da değil, Avrupa ülkelerinde de “hibrit saldırılar ve propaganda”…
İstanbul'da rüşvet karşılığında tutukluları serbest bıraktığı iddia edilen savcının aldığı paralarla tarla aldığı öne sürüldü.
Mersin Büyükşehir Belediyesi ile iki merkez ilçe belediyesine yönelik “yolsuzluk” soruşturmasında Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı…