İslamcıların AKP’yi uyaran iki bildirisi üzerine
İslamcılığın çelişkisi budur: Kapitalizme hayır demezler, diyemezler. Avrupa kapitalizmi gelişirken Katolik Kilisesi'nden ayrı gelişen ve Weber'in "Protestan ahlakı" diye göklere çıkardığı durumun bu kez ülkemizde "İslam ahlakı" olarak yaşanmasının ise tıpkı Avrupa'da olduğu gibi Türkiye'de de bir sınırı vardır. Duvara çarparsınız; bugün olan da budur.
8 Ekim’de İnsan ve Medeniyet Hareketi (İMH) ve 13 Ekim’de de Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı (Erenköy Cemaati) fon dolandırıcılığı nedeniyle peş peşe bildiriler yayınladılar. İkisi de iktidara yakınlığıyla biliniyor.
İMH, MTTB ve Akıncılar Derneği çizgisinden ve 1980 sonrasında “Müslüman Gençlik” olarak bilinen gruplardan geliyor.
Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı ise Erenköy Cemaati’nin kurumsal vakfıdır. İstanbul’da ticaret burjuvazisi ile zengin esnaf tabanında güçlü bağları olan Erenköy Cemaati, Nakşibendi tarikatının Halidiyye kolundan.
İMH’nin bildirisi, “Bizi Aldatan Bizden Değildir” vurgusuyla başlıyor. “Unutulmamalıdır ki bir işlemin hukuken mümkün veya finansal olarak kazançlı olması, onun dinen helal ve ahlaken adil olduğu anlamına gelmez.” ifadesiyle borsa ve finans piyasalarındaki yaşanan yolsuzluğu eleştiriyor. “Mağduriyetlerin giderilmesi, hakların iadesi ve sorumlulukların hukuk içinde ve adalete uygun şekilde belirlenmesi ortak ve en güçlü talebimizdir.” sözleriyle talebini ve son olarak da korkusunu dile getiriyor: “Dinimizin kesinlikle reddettiği haksızlıkların İslam’a ve Müslüman kimliğine mal edilmesine yol açmak, yapılan kötülüğün sorumluluğunu ve vebalini daha da ağırlaştırır.”
Erenköy Cemaati’nin kurumsal yüzü olan Hüdayi Vakfı ise “Toplumsal Çürümeyi Kabullenmiyoruz” başlığıyla çok daha sert bir dil kullandı. Yazdıkları metninin bir rica değil, tersinden bir uyarı olduğunu özel olarak vurgulayarak tam tamına şöyle demişler: “Bize emanet edilen dil, din, mahremiyet, aile ve istikbal göz göre göre eriyor. Susanlar bu vebalin ortağıdır. Bu metin bir rica değil, bir ikazdır.” Şiddetten bahsedip okullarda talim ve terbiye olmadığını, televizyon dizilerini işaret edip aile kurumunun yok edildiğinden şikâyet ediyorlar. “Değerler eğitimi müfredatın omurgası yapılmalıdır” dedikten sonra meseleyi fon yolsuzluğuna getirip “Fon krizi, çürümenin cüzdana da sıçradığını ilan etti. Helali haramı ayırmadan “köşeyi dönmek” marifet oldu. Fon krizi bir kaza değil; denetimsizliğin, göz yummanın ve kayırmacılığın sonucudur.” sözleriyle susmayacağız diyorlar. “Bu ihtarı duymayanlar, yarın çocuklarımızın sorusuna cevap veremeyecek.” diye de eklemiş, AKP’yi uyarmışlar.
Her iki bildirinin yayımlanma amacı belli: Fon yolsuzluğu!
Belirtmek gerekir ki her iki yapının fon yolsuzluğu üzerine birer bildiri yayınlama ihtiyacı hissetmesi, meselenin tek başına muhalefetin gündemi olmadığını aynı zamanda doğrudan İslamcı ve AKP tabanı açısından da ciddi bir rahatsızlık yarattığını gösteriyor.
Ancak bu “hassasiyetin” ne kadarının ahlaki ve İslami duyarlılık nedeniyle ne kadarının fon mağduriyetiyle bağı var; kuşkusuz bilinmiyor. Ancak metinlerde İslami duyarlılık referansı üzerinden yapılan eleştirilerin “mağduriyetlerin giderilmesi” talebini de içermesi, fon mağduru kesimlerin ağırlıklı İslamcı tabandan mı oluştuğu şüphesini doğuruyor.
Genel olarak kamuoyundaki kanı da bu yönde. Bu anlamıyla her konuda ve özel olarak “çürüme” konusunda “laikliği” ve “laikçileri” suçlayan İslamcıların, bu kez doğrudan İslamcılığın “ortak siyasal partisi” AKP’yi suçlamaları hem yeni bir şey hem de açık bir itiraftır.
Daha düne kadar ülkede yaşanan yolsuzluk, adaletsizlik, haksızlık ve hukuksuzluğa karşı sesiz kalan İslamcı kesimlerin, söz konusu “mali yolsuzluk” olunca ses vermeleri manidardır. İşçi ölümlerine, çocuk sömürüsüne, yoksulluğa, adaletsizliğe sessiz kalanların bugün bildiri yayınlamaları düşündürücüdür.
Tam da bu nedenle İslamcıların tutumu samimi değildir.
Erenköy Cemaati, sadece dini bir cemaat değil, aynı zamanda bir sermaye grubunu temsil ediyor. Cemaatin yönettiği sermaye kadar, dayandığı kesimlerin ticaret burjuvazisi ve zengin esnaf tabanı, bu samimiyetsizliğini de ortaya koyuyor. Borsa işlemlerini haram bulup, ancak “katılım bankacılığını” helal bulmak, tutarlı bir görüş olamıyor.
Fon yolsuzluğu ise sadece AKP’nin içine çöreklenmiş bir çıkar grubunun ya da AKP içinden çıkan birkaç çürük elma sorunu değildir. Siyasal bir parti olarak AKP, çıkar ağı üzerine kurulmuş bir partidir. O yüzden fon yolsuzluğu münferit değil, bütünüyle AKP’nin hem varlığını hem siyasetini saran “tüccar ve girişimci” zihniyetinden kaynaklanmaktadır.
İslamcılığın Türkiye’de yoksul halkı ve emekçileri değil, sınıfsal olarak sermaye sınıfını temsil eden bir ideoloji ve siyasal akım olduğu bütün bu gerçekler ışığında bir kez daha ortaya çıkmıştır.
Yıllardır çürümenin nedenini laiklik olarak gösteren İslamcılar ise bu gerçek karşısında şapkasını önüne koyup düşünmelidirler. Çürümenin asli nedeni kapitalizmdir. Her şeyi alınır satılır bir meta haline getiren kapitalist sistemdir. Ahlaki çürüme, tam da kapitalizm nedeniyledir.
Kapitalizme hayır demeden ahlaki çürümeye hayır deme şansınız yok. Emperyalizme hayır deyip ama kapitalizme evet diyerek, Batı’nın etkisinden toplumu koruma hakkına sahip olamazsınız.
İslamcılığın çelişkisi budur: Kapitalizme hayır demezler, diyemezler. Avrupa kapitalizmi gelişirken Katolik Kilisesi’nden ayrı gelişen ve Weber’in “Protestan ahlakı” diye göklere çıkardığı durumun bu kez ülkemizde “İslam ahlakı” olarak yaşanmasının ise tıpkı Avrupa’da olduğu gibi Türkiye’de de bir sınırı vardır. Duvara çarparsınız; bugün olan da budur.
Kapitalizmin krizi “ahlak” bırakmaz. Krizin bedelini emekçilere ödetmek için kapitalistlerin neler yaptığını Avrupa tarihi fazlasıyla yazmaktadır. Kâr neredeyse, her şey mübahtır. Haramı, hülle ile helale çevirerek günahlardan sıyrıldığınızı düşünürsünüz, ancak kapitalizmin çürütücü etkisinden kurtulamazsınız.
Fon yolsuzluğu bu açıdan münferit değil. 24 yıllık AKP iktidarının yolsuzluk sicili ile bugün ülkenin geldiği ahlaki durum herkesin önünde duruyor.
Taksim’e cami açılması, Ayasofya’nın camiye çevrilmesi ya da türbana resmiyet kazandırılması, çürümeyi önlemiyor. Aslında üstünü örtüyor.
İslamcılık, çare ve alternatif olamamıştır!
Çürümeye, yozlaşmaya, ahlaksızlığa, geleceksizliğe, yoksulluğa, adaletsizliğe, haksızlığa tek çare anti-kapitalizmdir: Sosyalizmin bileği bükülmüyor!