Reklam
Kategoriler: Köşe Yazıları

Kapitalizm her koşulda kendini temize çıkarır

Reklam

“Kapitalizm” öylesine gizemli ve aynı zamanda da becerikli bir sistemdir ki, kendisinin yol açtığı  her olumsuz eylemde suçlanmaktan anında kurtulur ve temize çıkar. Örneğin, en son şu ünlü 2008 krizinde ne dendi: “2008 yılında ABD’de finansal çöküş yaşandı….vs..” Değerli dostlar, görüntünün anlatılması açısından ifade doğru, fakat işin özünün anlatılması bağlamında hatalıdır. Birincisi, kriz 2008 yılında yaşanmadı, kriz 1971’lerde reel sektörde başladı, finansal alana hızlı geçişle 2008 yılına kadar sürüklendi, fakat yeterli artık  değerle beslenemeyen finansal kesim nefessizlikten çöküşe geçti. İkincisi, evet bu kriz, ya da çöküş fiilen ABD’de yaşandı, fakat bu olayın böylece ABD’de  tecellisinde coğrafi alan olarak ABD’nin hiçbir dahli yoktu, olamazdı da! İşin özü şudur; olay kapitalist sistemin işleyişine özgü olarak yaşlanırken, doğal olarak coğrafi alan ABD olacak idi, çünkü ABD kapitalizmin en ileri gelişmişlik düzeyindeki ülkedir. Herhangi başka bir ülke ABD kadar gelişmiş olsaydı, kriz o ülkede yaşanmış olacak idi. Kısacası, yıl da hatalı, işaret edilen ülke de krizin sebebinin açıklanmasında ilgisiz, kriz türü de yanlış, çünkü reel kesim desteklediği sürece finansal kesimde kriz olmaz, kriz reel kesimde yaşanır, ancak reel kesimin desteğinin kesildiği anda finansal kesim çöker, finansal kriz yaşanır. Hatırlayalım, lütfen, o dönemlerde krizin oluşumu ile ilgili neler söylenmedi ki, bankaların kredi politikasından tutun da, aşırı kredi taleplerine varana dek her şey söylendi, fakat bir kez olsun kapitalizmden söz edilmedi. Oysa, tüm söylenenler de çıkarcı kapitalist davranış modeli değil midir! Dolayısıyla, işin özünde de tüm yansıtma mekanizmalarında da kapitalizm vardır, ama söylemde, “kapitalizm” sözcüğü kullanılmadan, ABD’de yaşanmış finansal kriz söylemi her platformda döndürüldü.

*************************************************

Yazının başlığı ile kısaca anlatılan olayın ilgisi ne olabilir, acaba? Şöyle ki, Ortadoğu hallaç pamuğu gibi atılırken herkes Trump’ın akıl dengesinden tutun da davranışsal bozukluğuna dek her halinden şikayetle hemen hemen tüm suçu zavallı Trump’a yüklemektedir. Evet, Trump’ın davranışlarında bir bozukluk olduğuna kesin gözüyle bakılabilir, ama Ortadoğu’da başlatılan ve dünyayı yerinden oynatacağa benzeyen olay salt Trump faktörü ile anlatılırsa, ya olay anlaşılmamış, ya da ciddi bir ideolojik körlük yaşanıyor demektir. Kasıtlı mıdır, yoksa akıl yürütme fukaralığından mıdır, bunu bilemem, ama beni tedirgin eden daima her olayın ön saftaki somut görüntüsü ile yetinip, hadisenin arka plandaki soyut sebepleri gereği kadar sorgulamaktan çekinilmesidir. Bence böylesi davranış tarzımızın ana sebebi, öğrenilmiş davranış olarak, kapitalizmi geri plana çekerek, asıl suçlu olarak kimi zaman banka sitemini, kimi zaman insanların hayvansal/dürtüsel davranışlarını, ya da kimi zaman mekanı ya da sebebi farklı göstererek, sistem olarak kapitalizmi geri plana çekip sistem dışı bir “günah keçisi” ile iktifa etmemizdir. Oysa, 2008 olayı da, Trump saçmalıkları da bir sistem olarak kapitalizmin özel dokusu ve işleyişi sonucu yaşanmış anlar ya da olaylardır.

Günümüz olayına gelelim ve medyadan yansıyan bilgilerle yaşadıklarımızı birlikte düşünmeye çalışalım. Sistem kapitalizmdir; yani, insanları egosantrik, toplumları ise saldırgan hale getiren bir doku! Bir düşünelim, nükleer bomba imalatına başlandığında işin babası Albert Einstein üzülerek, çalışmaların ve ortaya koyulan sonuçların amacının insanlığa hizmet olduğunu haykırmadı mı! Benzer şekilde, bir zamanlar Frankfurt okulu çevresinden, akılcılığın insanlığın mahvedilmesinde kullanıldığı için çok fazla yükseltilmemesi gerektiği gibi akıl almaz bir görüşü yayılmadı mı! Evet, insan aklı bomba da yapabiliyor, fakat buradaki sebep-sonuç ilişkisini akıl-bomba olarak değil, savaş-akıl-bomba olarak koyarsak, bomba imalatını akıl ile değil, savaşla ilişkilendirmeliyiz, savaşı da akılla değil sistemle ilişkilendirmeliyiz. Böyle bir sistemi nasıl olur da akılla ilişkilendirebiliriz meselesi de, ilerideki yazılarda tartışacağımız başlı başına ayrı bir konudur. Şunu demek istiyorum ki, sistemin insanları nasıl bencil (sahte bilim buna bireysel davranış diyor!), öz-çıkarcı (sahte bilim buna yarar en çoklaştırmacı diyor!), paylaşmamacı ya da dışlayıcı (sahte bilim buna akılcılık diyor!) yaptığına odaklandığımızda, benzer şekilde birinci paylaşım savaşını da ikinci paylaşım savaşını da (sahte bilim bunlara birinci dünya savaşı ve ikinci dünya savaşı demektedir!) anlayamayız. Bütün savaşlar doğanın hepimizin emrine sunduğu doğal kaynaklar, su kaynakları ve/veya insan kaynakları üzerinde bencilce mücadeleden başka bir şey olmadığını görürüz. Sonda söyleyeceğimi başta söylersem; Trump kendi başına bir değeri haiz olmayan, sistemin belirli rol için ileri sürdüğü bir aparattır. Bu aparat, çok rahatlıkla üçüncü paylaşım savaşını dahi tetikleyebilir, zira Trump’a göre yeryüzünü ve yeryüzünün nimetleri “ciğeri beş para etmez insanlarla!” paylaşılacağına, tüm yerkürenin eyaletleştirilerek merkezden yönetiminin huzurla yaşamanın daha akılcı yolu olduğudur. Sistemin bir aparatı olarak Trump da böylesi düşünceye, sistemler ideoloji havuzunda, sistemin diğer aparatları dijital platformu milyarderlerinin tetiklemesi ile edindiği davranış kalıpları ile ulaşmıştır. Bu sistemi çok hızlı özümseyen Trump, bundan dolayı değil midir ki, gözüne kestirdiği bazı ülke liderlerini de o ülke yönetimine ya da çevre temizliğine aparat-memur olarak atama yetkisini kendisinde görebiliyor. Bundan dolayı değil midir ki, ABD ilgili ülkelerde üsler kurarak, o ülkeleri ve liderlerini koşulsuz kendisine bağlıyor. ABD’nin İran’a, kendisine bir saldırı olmadan saldırısını kınayan Rusya, Çin ve Somali dışında başka ülke yokken; mukabil eylem olarak füze saldırılarını gerçekleştiren İran’ı kınayanlar ise Fransa, Bahreyn, Danimarka, İngiltere ve Yunanistan sahnede görülmektedir. Sebep ABD üsleri ve konuşamama zavallılığı! İsrail cephesine bakarsak, ne hazindir ki, Nobel ödüllerinin çoğunu almış atalarına sahip bu insanlar kendilerini “seçilmişler”, “tek mağdur halk yığını ve “Filistin halkını insan olarak dahi görmeyen” zavallılar olarak tarihe geçeceklerdir. Bu hali ile İsrail halkı kapitalizmin bencil, sadist, nobran ve ezici kabilesi olarak tarihe geçmeye adaydır. Kapitalizmin kışkırttığı davranış ABD’nin Çin ile paylaşmak istemediği kaynaklara zorla girme yolunu açmaktadır. Kısacası, ciddi büyüme potansiyeli taşıyan Ortadoğu savaşı ne İsrail-İran ne de ABD-İran savaşıdır. Bu savaş, dünya nimetleri üzerinde  örtülü hakimiyet iddiası sürdüren ABD ile Çin arasındaki savaştır. ABD 1971 yılında doların altınla değişim koşulunu kaldırdı. Bu durumda dolara rağbetin azalmaması dünya sanayi yakıtı petrolün dolarla mübadele edilmesi koşuludur. Bu koşulu kaldırdığı için ABD Irak’a girdi, aynı sebeple Kaddafi’yi sokaklarda kendi halkına linç ettirdi, yine benzer sebeple İran’da petrolü millileştirdiği için Muhammed Musaddık devrildi, vs. Öyle anlaşılıyor ki, kapitalizm insanlığı taş ve sopalarla savaşmaya zorunlu bırakacağı aşamaya kadar da insanlık dışı güç ve otoriteye dayandırılan bu düzen şu veya bu şekilde sürdürülecektir.

Savaş Ortadoğu’da patlak verdiğine göre, ne olduğunu tam olarak anlayamadığımız şu ünlü Büyük Ortadoğu Projesine de bir nazar atfedip, bu projede tevdi edilen görevi de anlamamız gerekiyor. Zira bu projedeki görev her ne ise, etkisi mutlaka halkın hem çıkarını, hem de haysiyetini ilgilendirecektir. Kanaatim odur ki, bu proje İsrail başatlığında ABD eliyle devreye koyulmuş bir projedir. Projede İsrail alan kazanmayı, ABD ise Çin’i ufalamayı ve küresel yayılmayı hedeflemektedir. Bu hedefler devam ettiği sürece bizlere dünyamıza rahat yok demektir. Bir yanda kapitalizmin ağa-babaları hakimiyetini sürdürürken, diğer yanda da insanlara ışık saçtığına iman ettiğimiz akademi dünyası gözlerini, kulaklarını ve ağzını kapatıp huzur içinde sistem uyumunu sürdürürken insanların rahatını kim düşünür ki!

Demem o ki, büyüme eğilimi taşıyan savaşın askeri strateji ve aşamalarına değil, ana sebebine bakmalıyız. Zira olayın arka planının anlaşılması, karınca kararınca da olsa, alacağımız politik kararlar açısından önemlidir.

Reklam

Önceki Haberler

Trump, İran’ı tehdit etmeye devem ediyor: Hürmüz Boğazı’na ilişkin 48 saatlik ültimatom

ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı açmaması halinde ülkenin elektrik santrallerine saldıracaklarını belirtti. Trump,…

23 Mart 2026 10:57

Yoksulluk derinleşiyor: Ankara’da bayat ekmek 6 liradan satılıyor

Ankara’da bir markette bayat ekmek 6 liradan satılmaya başlandı. CHP’li Cevdet Akay, yurttaşın bayat ekmek…

23 Mart 2026 10:52

Adalet: Balık baştan kokar

Dünya öyle bir süreçten geçiyor ki, yine de göstermelik mahkeme , yok- mahkemeden evlâdır, dedirtiyor…

23 Mart 2026 10:38

Kılıçlı yemin töreni: Ebru Eroğlu’nun iade davasında karar açıklandı

2024'te mezuniyet törenindeki kılıçlı yemin nedeniyle ihraç edilen Teğmen Ebru Eroğlu'nun iade davası reddedildi. Kararın…

23 Mart 2026 10:21

SGK borcu bahanesi: AKP’den belediyelere yeni kıskaç hazırlığı

AKP'nin hazırladığı yeni kanun teklifiyle belediyelerin daha da kıskaca alınması planlanıyor. SGK borcu ve personel…

23 Mart 2026 10:16

Gazeteci İsmail Arı tutuklandı

Gazeteci İsmail Arı, gözaltına alınmasının ardından savcılık tarafından tutuklama talebiyle sevk edildiği sulh ceza hakimliğinde…

23 Mart 2026 10:12
Reklam