Tuncer Bakırhan: Aslında sona geldik
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.
Tuncer Bakırkan, siyasi parti liderlerine çağrı yaptı. Çağrısında, “Kürt meselesi başta olmak üzere Türkiye’nin temel sorunlarını çözmek için Sayın Cumhurbaşkanı’nın ev sahipliğinde liderler zirvesi toplanmalıdır” ifadelerini kaydetti.
Bakırhan sözlerine, “İki gün sonra Ramazan ayının ilk günü. Mübarek Ramazan ayının fakire, fukaraya, ezilene bereket getirmesini diliyorum. Ramazan ayının bir yıldır süren Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni büyütmesini ve barışa vesile olmasını umut ediyoruz. Şimdiden bütün halklarımızın Ramazan ayını kutluyorum” ifadeleriyle başladı.
Konuşmasına ekonomik koşullara değinerek devam eden Bakırhan, “Toplumun en büyük sorunlarından biri ekonomidir. Türkiye’de emekli, emekçi, genç, kadın; hemen herkes büyük bir ekonomik enkazın altında yaşam mücadelesi veriyor. Bakın, Yaşıyor demiyoruz; yaşam mücadelesi veriyor diyoruz. Nedir yaşamak? Yaşamak, insanların başlarını yastığa kaygısız koyduğu ve gelirinin giderlerine yettiği bir düzendir. Milyonların istediği şey bugün nefes almak, yarına da güvenle bakmaktır” dedi.
Bakırhan, devamında şunları kaydetti:
“Toplumun yüzde 80’i kaygısız başını yastığa koymuyor. Gelir, giderlere yetmiyor. Kötü tabloyu yaratanlar umarım çözüm yolu bulmaya çalışırlar. Birileri şatafatlı bir hayat yaşıyor. Bu şatafatı yolsuzluk yapanlar yaşıyor. Bakın, ocak ayında faiz ödemeleri, 2025’in aynı ayına göre yüzde 180 artarak 456,4 milyar TL ile aylık bazda rekor kırdı. Enflasyonu yüzde 30’larda gösterirlerken faize ödenen para yüzde 180. Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün yayımladığı 2025 Yılı Yolsuzluk Algı Endeksi sonuçlarına göre Türkiye 124. sırada yer aldı. Türkiye’nin cari denge Aralık ayında 7 milyar 253 milyon dolar açık vererek 8 ayın en yüksek seviyesini gördü.
Emekçilerin, emeklilerin hali hiç iyi değil. Dünyada da yaşanıyor, biz de biliyoruz. Ama hiçbir zaman böyle bir ekonomik kriz görmedik. 2018’den beri iktidarın bir türlü çözemediği ekonomik kriz yaşıyoruz. Ama beyefendiler itiraf etmiyorlar. Geliri adil dağıtırsan, vergide adaletli bir alım yaparsak, halkı önceleyen kararlar alırsak, faiz lobilerine verdiğimiz parayı emekliye, emekçiye dağıtırsak emin olun aşarız.
Geçen hafta Dışişleri Bakanı’nın bir TV programında Irak’a dair “Suriye’den sonra sıra Irak’ta” sözleri büyük bir krize neden oldu. Bu beyanat nedeniyle Türkiye’nin Bağdat Büyükelçisi hem Irak Dışişleri Bakanlığına hem de Haşdi Şabi Başkanlık Ofisine çağrıldı, “diplomatik normlara uyulması” ikazı yapıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan da Irak Başbakanı Sudani’yi aramak zorunda kaldı.
İran’da yeni savaş senaryolarının açıkça konuşulduğu, Irak üzerinden hesaplaşıldığı bir dönemde Sayın Bakanın bu sözlerinin arka planına bakmak gerekiyor. Orta Doğu’nun yeni düğümü Irak’ta atılmak isteniyor. “Yeni düzen” tartışmalarında egemenlik vurgusu öne çıkarılıyor. Bu egemenlik, Şii–Sünni bloklaşmaları üzerinden kuruluyor.
Ancak uyarıyoruz: Irak ne Libya’ya ne Suriye’ye benzer. Irak’taki hareketlenme, Suriye’den İran’a, Yemen’den Lübnan’a kadar geniş bir coğrafyayı etkiler. Peki, böyle bir ortamda Türkiye nasıl bir pozisyon almalı? Türkiye, etnik ve inançsal fay hatlarını tetikleyen senaryolardan uzak durmalı. Özellikle Kürtleri bahane ederek Şengal’e, Maxmur’a, Erbil’e yeni tehditler savurmak doğru bir tutum değildir.
Sayın Fidan’a açıkça soruyoruz: Şengal’de, Maxmur’da ve Federe Kürdistan Bölgesi’nde yeni hesaplar mı devreye sokmak istiyorsunuz? Eğer böyleyse bu yaklaşım hem barış sürecine hem de 86 milyonun geleceğine karşı yapılan en büyük yanlış olur. Aksine yapılması gereken, Kürtlerle stratejik ve tarihi ittifaklar kurmaktır. Birlikte büyümektir. Bu konuda somut bir teklifimiz var: Emperyalist kışkırtmalara ve savaş planlarına karşı Demokratik Orta Doğu Birliği’ni öneriyoruz.
15 Şubat, bugün bile devlet aklı ve Türkiye siyaseti tarafından çözümlenmeyi bekleyen büyük bir komplodur. Bugüne kadar kaybedilen tam 27 yıl var. Sadece Kürtler değil, Türkler de kaybetti. Sonuç olarak Türkiye kaybetti. Oysa 27 yıldır İmralı Adası’nda bir çözüm iradesi var. Bu irade, 15 Şubat komplosunu 27 Şubat çağrısıyla boşa çıkarmıştır. Bu komplocu akıl, Rojava’ya saldırılarla devam ettirilmek istendi. Sayın Öcalan, bu sürece müdahale ederek Arap-Kürt savaşının önüne geçti ve 2. uluslararası komployu da boşa çıkardı.
Şimdi biz de soruyoruz: 22 Ekim’de kendisine barış çağrısı yapıldı mı? Yapıldı. 27 Şubat çağrısıyla 52 yıllık çatışmalı ortamı tek seferde bitirdi mi? Bitirdi. Milyonlarca insan “siyasi irademdir” diyor mu? Diyor. Fikirleri sadece Kürtler tarafından değil; fikirleri yakından takip ediliyor mu? Ediliyor. Bu bir yılda Sayın Öcalan, süreci şiddet ve ayrışma zemininden demokratik siyaset ve toplumsal zemine geçirmiştir. Bu müzakere yeteneği ve gücü inkâr edilemez.
Daha açık soralım, Sayın Öcalan daima çözüm mercisi iken neden bilinçli bir biçimde sanki sorunun kaynağıymış gibi gösterilmeye çalışılıyor? Tarihin tanıklığı, onun çözüm adresi olduğunu gösteriyor. O zaman herkes tutarlı davranmalı, gereken ciddiyeti göstermeli ve rolünü oynaması önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır. Bu netlik hem sürecin başarısı hem de toplumsal huzur için vazgeçilmezdir. Kalıcı ve sürdürülebilir bir barış için Sayın Öcalan’ın statüsü ve çalışma koşulları fiilî değil, resmî ve yasal bir düzenlemeyle belirlenmeli, güvence altına alınmalıdır. Çünkü fiilî düzenlemeler geçicidir, değişkendir ve her an geri alınabilir. Adı konulmamış, resmî zemini olmayan hiçbir düzenleme kalıcı barış için yeterli temel oluşturamaz.
Artık ayrımızı gayrımızı bir tarafa bırakalım, Türkiye’nin iyiliği için siyasi parti liderleri olarak bir araya gelelim. Buradan çağrımızı tekrarlıyoruz. Kürt meselesi başta olmak üzere Türkiye’nin temel sorunlarını çözmek için Sayın Cumhurbaşkanı’nın ev sahipliğinde liderler zirvesi toplanmalıdır.”
Genel Başkan Tuncer Bakırhan, bu yıl 62’ncisi düzenlenen Münih Güvenlik Konferansı’nda çok tarihi adımlar, kareler ve diplomatik girişimlerin yaşandığını belirterek, “Suriye Devleti ve dahilindeki Mazlum Kobani ve İlham Ahmed’in Fransa Cumhurbaşkanı, ABD Dışişleri Bakanı, Suudi heyet ve birçok ülke temsilcileriyle görüşmeleri oldu. Bu görüşmeler tarihi önemdeydi. Bu görüntü, Suriye’nin Kürtlerle güçlü olduğunu ve Kürtlerin Şam’la birlikte yürüme iradesini göstermiştir” dedi.
Partisinin grup toplantısında daha önce, “Neden Sayın Mazlum Abdi, Sayın İlham Ahmed’i Türkiye davet etmez, konuşmaz, görüşmez birinci elden görüşlerini almaz” dediklerini, bu sözleri nedeniyle “kıyametin koptuğunu” söyleyen Bakırhan, şöyle konuştu:
“İşte bildik, yorumlar ve tanımlamalar yapılmıştı. Siz buraya çağırmasanız Almanya’da aynı masada otururlar. Hem de dünyanın en süper güçleri onlarla görüşmek için sıraya girer. Dolayısıyla bu treni kaçırdık. Umarım bundan sonraki adımlarımızda biraz daha kapsayıcı, bütün dünyanın meşhur ve resmi olarak gördüğü Rojava’daki Kürtlerin temsilcilerinin işlerini de doğru bir zeminde, doğru bir dille kurarız diyoruz. Bir taraftan da orada 30 Ocak mutabakatı oldu. Ya bir bir grup var ki ne yapsa bir türlü tatmin olmuyorlar. Kürtlerin lehine mi çalışıyorlar, demokrasi mi olsun istiyorlar anlamakta insan güçlük çekiyor. ‘Rojava’da Kürtler bitti’ diye bağırıp çağırıp serinenler vardı. Münih Güvenlik Konferansı’ndaki görüntüler bir kez daha onları yanıltmıştır. Bir kez daha boşa düşürülmüştür. Münih’te Kürtler kendi iradesiyle ve temsilcileriyle birlikte Suriye Devleti içerisinde yer alarak uluslararası görüşmelerde bulunarak tarihi bir gelişme kaydetmiş. Kürtler bitmemiştir. Masada Suriye Devleti ile birlikte haklarını sahiplenmiş ve savunmuştur, kabul edilmişlerdir. Kürt’ün iradesini tanıyan Suriye’nin birliği de güçlenmiştir. Uluslararası düzende Suriye’nin varlığı daha fazla meşru hale gelmiştir. Kürt’le kavga eden bir Suriye’yi Şara’yı kim ne yapsın?
İşte Kürt’le birlikte dünyanın en süper güçleri görüştü. Emin olun Suriye hükümetinin yapmış olduğu görüşmeler trafiğini sanırım Münih’te görüşmelere katılan hiçbir devlet tarafından yapılmamıştır. Birliğin, beraberliğin, hakkı, hukuku tanıyan bir yaklaşımın fotoğrafıdır orası. Umarım bundan sonra da Rojava’lı temsilciler hem Suriye Devleti ile birlikte hem de kendi diplomasilerini yapacakları bir zemine kavuşurlar. Bu görüntüyle birlikte geçtiğimiz ayın başında Suriye’de Arap ve Kürt savaşı çıkarmak isteyenler de boşa düşmüştür. Orada savaş olmamıştır. Demokratik bir zemin için bir başlangıç yapılmıştır. O demokratik zemini inşallah orada Kürtler büyüyecek. Biz de buradan destek vereceğiz.”
Avukat-tutuklu görüşmelerini hedef almasıyla baroların tepkisini çeken Adalet Bakan Akın Gürlek, yeni yaptığı açıklamada, “Savunma…
Paris’te bir araya gelen İran Tudeh Partisi ile Fransız Komünist Partisi, ABD’nin İran’a yönelik tehdit…
Laiklik Meclisi, Medeni Kanun’un kabulünün 100. yılı dolayısıyla yaptığı açıklamada kanunun kadın hakları ve yurttaşlık…
Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu ve 32 kişinin sanık olarak bulunduğu ‘ihaleye fesat’ ve…
Valililer Buluşması Programı'na katılan İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, burada yaptığı açıklamada TBMM'deki yumruklu yemin töreniyle…
Tutuklu gazeteci Enver Aysever hakkında "Sağcılık suçtur. Sağcı olduğunuz zaman ahlaksız olursunuz ya da ahlakınız…