Yusuf Tekin “neyden” kurtulmak istiyor?
Bütün kurumlarıyla dönüştürdükleri ülkemizde, dönüştüremedikleri toplumsal irade direnmeye devam etmektedir. Bu yeni tarih yazımı, işte bu iradeyi gelecek kuşaklar üzerinden kırmayı hedeflemektedir. Yusuf Tekin de bu bütünlüklü saldırının eğitim ayağındaki aparattır.
Siyasi iktidarın Milli Eğitim Bakanlığı koltuğunda oturan Yusuf Tekin, partisinin milletvekilleriyle yaptığı “istişare” toplantısında bu kez de “Kurtuluş Savaşı” kavramını hedef alarak “Neyden kurtuluyoruz? Ondan önce koskoca Osmanlı İmparatorluğu vardı.” sözlerini sarf etti. Bu sözlerin duyulmasının ardından kamuoyunda, Tekin’in açıklamaları ‘bilgisizlik’ ve ‘cehalet’ olarak nitelendirildi; bakanlıktan istifasına yönelik çağrılar yükseldi. Zamanlaması da oldukça manidar: Emperyalizmin suç örgütü NATO’nun, başkent Ankara’yı adeta işgal altındaki İstanbul’a çevirdiği toplantıyla eş zamanlı… Peki, Tekin’in sözleri gerçekten de cehaletle mi açıklanabilir?
Kısaca hayır olan cevabın nedenini de kısaca söyleyelim: Öncelikle siyasi iktidarın eğitime dönük yirmi yılı aşkın zamandır sürdürdüğü hamleler beceriksizlik, basiretsizlik veya cehaletle açıklanamaz. Bu alanda yürüttüğü uygulamalar, bilinçli ve bütünlüklü politikalar bütünüdür ve hedefi tam da karşı karşıya olduğumuz tablodur. Nedir bu tablo? İlerici Kadınlar Derneği’nin (İKD) 2023’ün Ocak ayında yayınladığı ‘Gericilik ve Piyasalaşma Kıskancında Eğitim’ başlıklı raporunun giriş bölümünde yer alan ifadelerle, “AKP öncesi var olan, ancak, AKP ile birlikte son 20 yılda hızlanan, piyasalaşma ve ona eşlik eden gerici kuşatma, toplumsal dönüşümün önemli araçları haline getirilmiştir. Özelleştirme ve piyasalaşma furyası 2000’lerle hızlanarak devam ederken, gericilik siyasette ve toplumsal ilişkilerde güçlenmiştir.” İşte bugün ise yaşanan bu sürecin son aşamasıdır. Siyasi iktidar emperyalizmin ve onunla bağlantılı olarak sermayenin yeni rejimini kurarken, devletten, siyasete, yargıdan eğitime, sağlığa ve toplumsal yapıya dönük olarak büyük bir dönüşümü hedeflemiştir. Burada gelecek kuşakların teslim alınması önemlidir. İşte karşı karşıya olduğumuz tablo budur. Yusuf Tekin, bu operasyonun son aşamasındaki kilit unsurlardan biridir ve Bakanlık koltuğuna oturtulması, öncesinde süregelen bütünlüklü karşı-devrim saldırılarının son ayağıdır.
Yeni Akit Gazetesi Haber Müdürü Zekeriya Say isimli Cumhuriyet düşmanı şeriatçının 2024 yılında haber 7’de “Yusuf Tekin’in gelmesini tam 104 yıl bekledik!” dediği Tekin’i seleflerinden daha “önemli” yapan nedir? Cumhuriyet düşmanlarının 104 yıldır beklediği ve 2023 yılından beri Milli Eğitim Bakanlığı koltuğunda oturan bu şahsı karşı-devrim cephesi için önemli kılan nedir?
Laikliğe sahip çıkan yurttaşlara “gerici azınlık” diyen ve MEB müsteşarlığının hemen ardından profesör kadrosu sağlanarak rektör yapılan bu şahsın 2002’de tamamladığı doktorasında tez hocası da Gülen Cemaati ile ilişkili olarak tutuklanıp serbest bırakılan Mümtazer Türköne. Ardından Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde Kamu Yönetimi Bölüm Başkanlığı ve Dekan Yardımcılığı, Gülen Cemaatinin en etkili olduğu dönemde Polis Akademisi Başkanlığı Güvenlik Bilimleri Fakültesi… Yükseliş ivme kazanıyor ve Gençlik ve Spor Bakanlığı Bakan Yardımcılığına, Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarlığına, Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi mütevelli heyet başkanlığına, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nde CB kararnamesiyle jet hızıyla profesörlük, ardından Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi rektörlüğüne ve en sonunda da Eğitim Bakanlığı koltuğuna oturuyor Tekin.
Ancak bu arada dikkat edilmesi gereken Cihannüma Derneği… MEB müsteşarlığı koltuğuna oturmasıyla eş zamanlı olarak bu derneği kuruyor Tekin. Kurucu genel başkanı olduğu derneğin zamanlaması da ilginç: AKP ile Gülen Cemaati arasındaki ilişkiler gerilirken 2013 yılının Haziran ayında, yani 17-25 Aralık operasyonlarının hemen öncesinde faaliyete geçerek ilk yönetim kurulu toplantısını 30 Haziran 2013’te yapıyor. Sonrası malum, siyasi iktidarın Gülen cemaatinden boşalan pozisyonları Numan Kurtulmuş destekli bu dernekle bağlantılı “kadrolarla” ikame etmesi… Ayrıntılara girmeyelim, çokça yazıldı ama devlet kurumlarını işgal eden kadroların belirlenmesinde etkin olan derneğin internet sitesinde “hakkımızda” sayfasından bir bölümü paylaşalım. “İslâm medeniyetinin zemininde, İslâm’ın barış iklimini mümkün kılan Horasan, Bağdat, Endülüs, İstanbul ve bunların arasındaki gidiş-gelişlerin, coğrafyamızda ürettiği değerlerin sahibi olduğumuzun bilincinde olarak, insanlığın yaşadığı maddî ve manevî sorunlara çözüm üretebilme, önerebilme, dünyanın neresinde olursa olsun ve maruz kalan kim olursa olsun, zulme, haksızlığa, adaletsizliğe karşı insanlığın vicdanı ve sesi olabilme tavrının çok önemli olduğunu düşünüyoruz. (…) Bu anlamda zihinsel kodları düzeltmek, diğer bir deyişle Müslüman zihnini inşa etmeye katkıda bulunmak için çalışmak gerektiği malumdur. Ve yine fikrî anlamda üretmek ve ahlâkî anlamda “olmak” gayreti gereklidir. Ayrıca bir yenilenme sürecinin başlatılması da kaçınılmazdır. Bugün bizim için aşağıdaki hususların önemli olduğunu belirtmek istiyoruz: Tarihten aldığı ilhamla geleceği inşa edebilmek için gayret etmek. (…) Yeniden ihya hareketini başlatmak. Ümmet bakışı ile düşünmek, çalışmak, üretmek, başkalarıyla ilgilenmek, nihayet insana ve insanlığa faydalı olmak.”
Milli Eğitim Bakanlığı koltuğunda oturan Yusuf Tekin’le ilgili de Laiklik Meclisi’nin sonuncusundan başlayarak geriye doğru suç duyurusu ve laiklik ihlalleri raporları da dâhil olmak üzere, açıklamaları bu şahsın Cumhuriyet düşmanı piyasacı ve gerici karşı devrimin eğitim alanındaki aparatı olduğunu ortaya koyuyor. Temsil ettiği zihniyetin cehaleti kutsamasıyla mündemiç olan ve esas olarak Türkiye’ye emperyalizm ve sermaye tarafından “yeni rejim” olarak biçilen bir ucubenin yerleşmesi için gelecek kuşakları dinci gericilikle kuşatarak sermayenin kölesi haline getirmekle görevli güruhun öne çıkan isimlerinden olan Tekin’in koltuğu şimdilik sağlam görünüyor.
Cehaleti kutsamalarıyla mündemiçtirler dedik. Dolayısıyla, insanlığın ilerici birikimine büyük bir nefret duyarlar. Bu yüzden bilimsel bilgiye, sanata, aydınlanmaya tahammül edemezler. Bu nedenle de devrimci bir sıçrama olan Türkiye’nin kurtuluşu ve Cumhuriyet’le kuruluşuna tahammül edemezler. Laiklik, eşitlik ve özgürlük onların kâbusudur. Bu yüzden yurttaşlardan oluşan ve ileri doğru hareket eden bir toplumdan çok korkarlar. Kısaca, Tekin’in kurtulmak istediği Cumhuriyet fikridir. Fesli Kadir olarak bilinen Cumhuriyet düşmanının on yıl önceki “Yunan galip gelseydi. Ne hilafet yıkılırdı. Ne şeriat yıkılırdı. Ne medreseler lağvedilirdi. Ne hocalar asılırdı. Hiç biri olmazdı.” sözlerini bugün gayet bilinçli bir biçimde “Neyden kurtuluyoruz? Ondan önce koskoca Osmanlı İmparatorluğu vardı.” ifadesiyle sürdürmektedir bu zihniyet.
Karşı devrimin son düzlüğünde “yeni rejimin” yerleşmesi için kollarını sıvamış liberalinden gericisine bir toplam, tam da bu yüzden tarihsel olguları çarpıtarak, yeni tarih yazımına soyunmuştur özellikle son on yıldır. Bütün kurumlarıyla dönüştürdükleri ülkemizde, dönüştüremedikleri toplumsal irade direnmeye devam etmektedir. Bu yeni tarih yazımı, işte bu iradeyi gelecek kuşaklar üzerinden kırmayı hedeflemektedir. Yusuf Tekin de bu bütünlüklü saldırının eğitim ayağındaki aparattır.
Laiklik Meclisi’nin 12 Temmuz tarihinde yayınladığı ‘Güneş balçıkla sıvanmaz!’ başlıklı açıklamasından alıntıyla bitirelim: Türkiye topraklarında siyasi iktidar ve destekçileri ile ülkemizi ve gelecek kuşakların zihinlerini işgal etmeyi hedefleyen emperyalizmden kurtulma iradesi yüz yılı aşkın zamandır kök salmıştır. Bu irade gerektiğinde “ikinci kurtuluş savaşı” ile ayağa kalkacaktır!