AKP, çocukları yutarken...
Hırsızlık, uyuşturucu madde, yaralama, öldürme, vs. Rakamların her yıl giderek arttığı da hesap edilirse, bu durumun baş sorumlusu olan ekonomik- sosyal- siyasal düzlemin son 25 yıldır hâkimi olan iktidardaki partinin, sorumluluğu çocuğa yıkması için aradığı fırsatı bulduğunu söyleyebiliriz.
Geçtiğimiz günlerde TBMM’de Çocuk Koruma Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi kabul edilerek yasalaştı.
Bu makaleyi ceza kanunları ayrıntısına boğacak değilim. Ancak AKP’nin iktidarından bu yana çocukların başına ördüğü çoraplardan en büyüğünü Meclis’ten geçirmişken değişenin kanun maddelerinden ibaret olmadığını daha da büyük bir anlam ifade ettiğini belirtmeliyim.
AKP daha önceki kanunda yer alan “suça sürüklenen çocuk” tanımından bir gecede bu yasa ile kurtuldu. 2005 yılındaki düzenleme ile “suça sürüklenen çocuk” kavramı dönemin hukukçularının, bu alanda mücadele edenlerin büyük çabası ile maddelerde yerini almışken, AKP 20 yılın ardından bu tanımlamayı sırtından attı ve yerine “adli süreçteki çocuk” tanımlamasını koydu.
Gerekçesi ise çocuk kandırmaya yakın cinsten.
Neymiş efendim suç ile çocuk kavramını yan yana getiren bu tanımlama ön yargı içermeye müsaitmiş. Onun yerine ‘adli süreçteki çocuk’ dersek bu ön yargı kırılırmış.
Baştan söylemeliyiz ki, AKP’nin amacı çocukların üstün yararı değil, kendi üstün yararıdır. İşte bu üstün yarar da kurtulmaya çalıştığı “suça sürüklenen” kavramında gizlidir.
Suça sürüklenen çocuk kavramında her şeyden önce, çocuğun özne olmadığı, aslında bizzat suçlu da olmadığı, onun suç işlemeye sürüklendiğini, bu durumda sürükleyen koşullar, sürükleyen kişiler olduğunu peşinen kabul edilirken, adli süreçteki çocuk tanımı ile sürükleme- sürüklenme bağlantısı ortadan kaldırılarak, çocuk doğrudan adli sürecin içinde bir özne haline getirilmiştir.
Yeni yasanın ruhunda, örneğin açlıktan hırsızlık yapmış bir çocuğun, açlıktan kısmını hatırlatacak bir tanımlamanın bir gereği olmadığı itiraf da edilmiş olmaktadır. AKP’nin çocuğa atıfta bulunarak ön yargıyı ortadan kaldırma söylemi aslında çocuk dışındaki koşullara dönük yargıyı haliyle ekonomik- sosyal koşullara dönük yargıyı akıllardan uzak tutmaya çalışmaktır.
2025 yılında TÜİK verisine bakıldığında, 28.910 çocuk hırsızlıktan, 19.097 çocuk uyuşturucudan, 81.675 çocuk yaralamadan, AKP’nin şu an tercih ettiği kavrama göre adli süreçteki çocuk haline gelmiştir. Diğer suç tiplerini ve sayılarını belirtmeden diyebiliriz ki, bu sayılar ve suç tipleri çocuklarımızın bu düzende nasıl eridiğini göstermeye yeter de artar.
Hırsızlık, uyuşturucu madde, yaralama, öldürme, vs. Rakamların her yıl giderek arttığı da hesap edilirse, bu durumun baş sorumlusu olan ekonomik- sosyal- siyasal düzlemin son 25 yıldır hâkimi olan iktidardaki partinin, sorumluluğu çocuğa yıkması için aradığı fırsatı bulduğunu söyleyebiliriz.
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in ülkenin kanayan yaralarının üstüne gideceği bunun başında da çocuklar ile ilgili düzenlemeler olduğu açıklamaları hatırlandığında, mağdurların, failleri çocuk olanlara daha fazla ceza verilmesi isteği ve baskısından çıkan sonuç, çocukların korunması değil, baştan suçlu ilan edilmesi bunun sonucunda da cezaların daha da ağırlaştırılması oldu.
Anne babaların işsizlik kıskacında olduğu, işçi olanlarının karın tokluğuna ortalama on saat çalıştığı, çocuğunun yüzünü giderek daha az gördüğü, eğitimin tarikatlara teslim edildiği, sokakların çetelere bırakıldığı, 4+4+4 eğitim sistemi ile çocukların erkenden okuldan koptuğu bu dönemde, çocukları suçtan uzaklaştıran değil bizzat yakınlaştıran, onu suça sürükleyen AKP iktidarından başkası değildir.
Başta belirttiğim yasayı kamuoyuna “Minguzzi Yasası” olarak pazarlanması da başka bir yanılsamaya neden olacaktır.
Çocukları başka bir çocuk tarafından öldürülen, malı bir çocuk tarafından çalınan, bir çocuğun tecavüzüne uğrayan, bir çocuk tarafından sakat bırakılan mağdurlarının kafasından da suça sürüklenme kavramını çekip almak, AKP açısından kısa günün karı sayılmalıdır.
İlkel bir intikam duygusunun çocuklara verilecek cezanın ağırlık derecesi üzerinden tatmin edilmesi, mağdurlar için bir ödül değil, aksine yukarıda bahsettiğim nedenlerle giderek genişleyen bir suç çemberine mağdur ya da suçlu olarak sokulan herkesin çember içine yerleştirilmiş bir çaresizlik sarmalı içinde devinip durması gibi adı konmamış bir cezadır.
Minguzzi ailesi başta olmak üzere, suçlusu bir çocuk olan durumlarda mağdurların hesap sorabileceği şeyin büyüklüğü, onlardan çalınanın büyüklüğü kadardır ve öyle olmalıdır. Büyük hesaplaşma ise çocuğu suça sürükleyen bir sistem ile yaşanmalıdır.
Ankara Üniversitesi Sosyal Pediatri Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Betül Ulukol, yaptığı bir çalışmada, suça sürüklenen çocuklara “Hayatında ne olsaydı suç işlemezdin?” diye sormuş. Verilen cevaplardan bazıları söyle. “Babam ölmeseydi’, Okula gitseydim’, “Arkadaş çevrem daha sağlıklı olsaydı”
AKP iktidarı çocuklarımızı yutarken, ortada ıslah edilecek bir düzen olmadığını, baştan aşağıya yeniden kurulması gereken bir düzen ve ülke olduğunu yeniden yeniden görmeliyiz.
Bu düzene ise en çok çocukların ihtiyacı var, böyle bir düzen en çok çocukların hakkı.
Komünist Nazım’ın dediği gibi.
Sosyalizm
Yani yurttaş ödevi sayılması bahtiyarlığın
Yahut mesela
-bu seni ilgilendirmez henüz-
Esefsiz
Güvenle
Emniyetle
Gölgeli bir bahçeye girer gibi
Girebilmek usulcacık ihtiyarlığa
ve hepsinden önemlisi
Çocukların ama bütün çocukların
Kırmızı elmalar gibi gülüşü…