Danışmanın MDD zekâsı?

Doğaldır ki eskinin solcusu bugünün liberali olan bazı AKP’li kalemlerin, AKP’nin iktidar sürecine Milli Demokratik Devrim benzetmesi yapması ile solun MDD’ye yüklediği anlam tabana tabana zıt.

AKP danışmanları, son 24 yılın ülkenin milli demokratik devrim süreci olduğunu ileri sürüyorlar. Onlara göre Cumhuriyet yani Atatürk dönemi toplumun büyük bir kesimini dışlamış, AKP ile birlikte ise toplumun dışlanan kesimleri kapsanmış oluyor. Buna da milli demokratik devrim demeye getiriyorlar.
Aslında Milli Demokratik Devrim (MDD) solun 1960’lardaki en önemli tartışmaların başında gelmekteydi. Atatürk devrimleri yarıda kaldı onu tamamlayacak olan devrim anlamında Milli Demokratik Devrim denirdi. MDD’nin bir diğer önemli noktası ise emperyalizme karşı tam bağımsız Türkiye talebiydi.

Doğaldır ki eskinin solcusu bugünün liberali olan bazı AKP’li kalemlerin, AKP’nin iktidar sürecine Milli Demokratik Devrim benzetmesi yapması ile solun MDD’ye yüklediği anlam tabana tabana zıt. Örneğin millilik, emperyalizme karşı çıkışla mümkündür. Ama Trump’ın övgüsüne mazhar olup, NATO’nun genişlemesine evet deyip, İran savaşı sırasında Riyad bildirisine imza atıp, Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanlığını üstlenip, yeni bir NATO kolordusu kurup, ülkenin ormanlarını, madenlerini, limanlarını, fabrikalarını, yollarını emperyalist tekellere peşkeş çekip sonra buna milli devrim demek takdirlik bir durum!

Demokratikliği de çok tartışmalı değil mi? Ülke tarihi en despotik ve baskıcı dönemini yaşarken bugün demokratik bir devrim süreci yaşadığımızı söylemek nasıl bir zihniyetin ürünüdür? Milyonlarca insan günlerce sokaklara çıkmışken Gezi’de halk hareketi değil darbe görmek örneğin… Bugün Türkiye tam anlamıyla bir polis devletine dönüşmüşken ülkemizin bir demokratik dönüşüm geçildiğini iddia etmek büyük bir propaganda değilse eğer tam bir akıl tutulmasıdır. Baskı, sansür, gözaltı, tutuklama, ev baskını, el koyma, hapis artık yaşamın bir parçasıyken, seçilmiş belediye başkanları tutuklanıyorken, seçilmiş milletvekilleri Anayasa Mahkemesin kararına rağmen hapiste tutulmaya devam ediyorken bir demokratikleşmeden bahsetmek nasıl bir kafa yapısıdır sizce?

Onlar “vesayet rejiminden kurtulduk” diyorlar. “Meclis vardı ama ipler devletin elindeydi” demeye getiriyorlar. Bugün daha vahim değil mi? Meclis de devlet de yargı da tek adamın elinde değil mi? Hatta Saray vesayeti, doğrudan AKP’nin bile üstünde. Hangi demokrasi?

AKP’li yandaşların, kalemlerin, ideologların, danışmaların AKP’nin 24 yıllık iktidarını “milli demokratik devrim” olarak görmesinin altında liberal tezler yatıyor: “Toplumun bir kısmı dışlanmış, AKP ise dışlanmışları taşımış.” Burada meselenin doğrudan laiklikle ilgili olduğu açık olmalı. Siyasal İslamcılar tarafından dile getirilen “Müslüman halk, laik devlette dışlandı” türündeki bayatlamış tezin “liberal sosyolojik” kavramlarla su serpilerek yumuşatılmış hali.
Peki bugün toplum kucaklaştı mı? Yoksa kutuplaştı mı?

AKP dönemini dışlama-kapsama ekseni üzerinden kuranların son 24 yılda Türkiye’de milyonların nasıl dışlandığını görmeyecek kadar kör olduklarını düşünmek saflık olacaktır. Sıradan bir örnek olarak, Anadolu Lisesi imkanları ile İmam-Hatip Lisesi imkanları arasındaki fark bile gerçekleri göstermeye yeter de artar bile. İmam-Hatip okulları çok ama çok büyük bir ayrıcalık görüyor.

Nepotizm, artık AKP iktidarının olağan işleyişi. Liyakat değil yandaşlık geçer akçe. FETÖ soruları çalardı, AKP mülakatta eliyor; ne farkı var ki? Hukuk yandaşa göre işliyor. Muhalifsen evin basılabilir, sadece sosyal medyada düşünceni açıkladın diye hapis yatabilirsin. Ya da seçimlerde başka bir partiye oy vermek, onun için çalışmak “hükümete karşı suç” sayılabilir. Bu ülkede gençlerin büyük çoğunluğu yurtdışına gitmek istiyorsa, kendilerini bu ülkenin bir yurttaşı görmek istemiyorsa, hangi “kapsamadan” bahsediyorsunuz?

15 Temmuz, milli birlik ve demokrasi günü güya. AKP’nin iç konsolidasyonu için araçsallaştırılan 15 Temmuz etkinlikleri, resmi devletin soğuk törenlerine dönüşmüş durumda. Devletin mülki amirleri var ama halk yok. Ama Milli Demokratik Devrim öyle mi?

AKP, bir karşı-devrim partisidir. 1923 yılında kurulmuş Cumhuriyeti’nin temel paradigmalarını değiştirmek için 24 yıldır uğraşıyor. Devleti ele geçirdiler, yeni bir rejim kurdular, ama ideolojik olarak yenisini koyamıyorlar. Bunun için çalışıyorlar.

Gerici, dinci, tarikatçı, Osmanlıcı, kadın düşmanı, Amerikancı, zengin sever bir rejim…

Ama son 24 yıl hiç mi öğretici olmadı?

Adnan Oktar, Rasim Ozan Kütahyalı, Mehmet Akif, Rıza Zarrab, Burhan Kuzu’nun Zindaşti ile ilişkileri, tarikatlarda tecavüz ve istismar, Haluk Levent vakaları sizce münferit mi?

Bugün Türkiye’de büyük bir kutuplaşma var. Toplumun büyük çoğunluğu kendileri gibi düşünmüyor. AKP, çoğunluk değil azınlık partisine dönüşmüş, toplumsal desteğini çoktan yitirmiştir. Zorla, copla, hapisle, Amerikan desteğiyle iktidarda kalabilmektedir.

Bu mudur hem milli hem demokratik hem de devrim olan?