Demokratik moderniteden ekolojik topluma: Kürt siyaseti soldan uzaklaşıyor mu?

Türkiye’deki kapitalist sistemi ve emperyalizmin bölgesel yönelimlerini hesaba katmadan ya da ihmal ederek karşımıza çıkan “Kürt ulusal kurtuluşçuluğu” kendisinden önceki Kürt siyasi yönelimlerine göre ileri ve sol bir çizgide yer alsa da son tahlilde üst yapısal bir çizgide kaldığı oranda politik ve ideolojik olarak önce Kürt milliyetçiliğinin devamında ise liberalizmin büyük saldırısı altında dönüşüm geçirmiş ve bugünlere gelmiştir.Türkiye’deki kapitalist sistemi ve emperyalizmin bölgesel yönelimlerini hesaba katmadan ya da ihmal ederek karşımıza çıkan “Kürt ulusal kurtuluşçuluğu” kendisinden önceki Kürt siyasi yönelimlerine göre ileri ve sol bir çizgide yer alsa da son tahlilde üst yapısal bir çizgide kaldığı oranda politik ve ideolojik olarak önce Kürt milliyetçiliğinin devamında ise liberalizmin büyük saldırısı altında dönüşüm geçirmiş ve bugünlere gelmiştir.

Demokratik moderniteden ekolojik topluma: Kürt siyaseti soldan uzaklaşıyor mu?

Kürt siyasi hareketinin sol düşünce ya da sosyalizm mücadelesi ile olan ilişkisini bir dizi parametre çerçevesinde incelemek gerekiyor. Bu parametreleri ise konu sosyalizm olunca Marksizm Leninizm çerçevesinde ele almak önemli bir zorunluluktur. Kürt siyasi hareketinin kendisini var ettiği temel zemin olan ulusal soruna yaklaşımdan tutun günümüzdeki bir dizi gelişmenin ortaya çıkardığı siyasi sonuçlar dönüşüm geçirmiştir.

LENİNİST POLİTİKANIN İNDİRGENMESİ

Lenin ve Bolşevikler’in ulusların kendi kaderlerini tayin ve ayrılma hakkı sosyalist devrimin ittifak politikası bağlamında gündeme gelmiş ve özellikle 20. Yüzyılın başlarında, işçi sınıfı iktidarlarının önünü açtığı bağlamda değer kazanmıştır. Marksist Leninist yönelimin temel stratejik olgularından biri sayamayacağımız UKKTH bugünse solun indirgemeci yönelimlerinden bir tanesi olduğu oranda Kürt siyasetinin sosyalizm mücadelesi ile olan ilişkisini muğlak hale getirmektedir.

20. yüzyılın sonları itibariyle ve sosyalizmin çözülüşü sonrasında, UKKTH emperyalizmin elinde bir silaha dönüşürken, bu yaklaşımın temel Marksist Leninist önerme kabul edilmesi nedeniyle gerek Kürt siyasi hareketi gerekse Türkiye sosyalist hareketinin bir bölümü sosyalizm mücadelesinin mevzilerini savunmak ve ileriye atılmak anlamında arafta kalmışlardır. Bu arafta kalma durumu özellikle 1990’lı yıllardan başlayan ve bahsettiğimiz indirgemecilik durumu ile bezeli bir kararsızlık dönemi olarak ele alınmalıdır.

Açmak gerekirse, Abdullah Öcalan’ın son süreçteki açıklamalarında yer verdiği, mealen reel sosyalizmin bitmesi nedeniyle kendi görüşlerinin ve mücadele hatlarının değiştiğine dair yaptığı vurgulara göz atmak yeterli olacaktır. Bu durum yukarıda bahsettiğimiz muğlaklaşmanın bir yansıması olarak değerlendirilmelidir. Oysaki, UKKTH ve ulusal sorundaki devrimci çözüm gerçek anlamda reel sosyalizmin konusudur ve gelecekte de o şekilde olacaktır. Otuz yıldan fazla süredir bunun emperyalizmin tekeline geçmesini görmezden gelip şimdi hiçbir şey olmamış gibi davranmak oldukça pragmatik bir tutum olarak ele alınmalıdır.

KÜRT SİYASİ HAREKETİNİN TEORİK SOL AÇMAZLARI

Bu durumun geçmişten beri olduğunu ortaya koymak gerekiyor. Son tahlilde 1960’lı yıllardan itibaren Türkiye sosyalist hareketinin içerisinde Kürt sorununun sosyalizm mücadelesinin bir bileşeni olduğunun ortaya konulmasının ardından ayrıksı hale gelen Kürt solu ve PKK hareketi içerisindeki bazı çizgiler dışında genel anlamda devrimci demokrat bir çizgide idi. Dolayısıyla bugün liberal ideoloji tarafından büyük bir etkilenme altında olan Kürt siyaseti belki de doğumundan itibaren bugünkü savrulmasını yaşayacak genetik kodları içinde barındırıyordu.

Ulusal demokratik haklar mücadelesini Türkiye’deki egemen üretim tarzından soyutlayarak ele alan Kürt siyasi hareketi, ideolojik ve politik hattını yine o dönemin dünya ve Türkiye’deki çeşitli akımların sentezi şeklinde ortaya koymuştur. Dolayısıyla dönemin SD-MDD tartışmalarından tutun, Latin Amerika ya da Çin’deki mücadeleler ve Politikleştirilmiş Askeri Savaş Stratejisi (PASS) gibi olgular Kürt siyasi hareketinin teorik siyasi çerçevesinde yer alırken mesele açık bir şekilde ifade etmek gerekirse şabloncu bir şekilde ele alınmıştır. Bugün gelinen tablonun bu şablonculuğun itirafı olarak değerlendirilmesi ise yanlış olmayacaktır. Ancak meselenin reel sosyalizm diye kodlanarak Marksist Leninist yaklaşıma indirgenmesi ise gerçeklerin göz ardı edilmesinden başka bir şey değildir.

Türkiye’deki kapitalist sistemi ve emperyalizmin bölgesel yönelimlerini hesaba katmadan ya da ihmal ederek karşımıza çıkan “Kürt ulusal kurtuluşçuluğu” kendisinden önceki Kürt siyasi yönelimlerine göre ileri ve sol bir çizgide yer alsa da son tahlilde üst yapısal bir çizgide kaldığı oranda politik ve ideolojik olarak önce Kürt milliyetçiliğinin devamında ise liberalizmin büyük saldırısı altında dönüşüm geçirmiş ve bugünlere gelmiştir.

KÜRT SİYASİ HAREKETİNİN İDEOLOJİK POLİTİK SAVRULMASI

Şimdi böyle bir yaklaşım geliştirdiğimizde genel olarak itirazlar Kürt hareketinin aslında anti-kapitalist, anti-emperyalist ve devrimci olduğu yönünde gelmektedir. Dünya ya da Türkiye’de herhangi bir devrimci ve komünistin Kürt siyasi hareketinin gerçek anlamda emperyalizme ve kapitalizme mücadele vermesinden hicap duyması elbette mümkün değildir. Bugün kimsenin Kürt siyasi hareketinin karşı devrim cephesinde yer aldığına değerlendirmesi bulunmamaktadır.

Ancak geçmişten günümüze tablonun oldukça değiştiğini ve Kürt siyasi hareketinin özünde Marksizm, sosyalizm ya da en genel anlamda solla mesafesini açtığını; biçimsel ya da söylemsel bir devrimciliğin Kürt sorununun çözümünden tutun sosyalizm mücadelesine kadar kapları doldurmadığını ifade etmek durumundayız.

Türkiye’yi merkeze alarak yapacağımız bir değerlendirme bile reel sosyalizmin geri çekilişinin Kürt sorununun sosyalizm mücadelesinin çerçevesi içerisinde ele alınmasını oldukça güçleştiren yanlar barındırdığı açıktır. Bu objektif durumu tek başına sübjektif bir olgu olarak ele almak ise yanlışa giden kapıları açmıştır. İçinden geçilerek gelinen bu dönemler bırakın Kürt meselesini, işçi sınıfını bir bütün olarak reddeden ve Marksizmi terk eden yaklaşımların egemenlik kurduğu büyük bir mücadele dönemi idi. Türkiye’de komünistler bu dönemlerden sosyalizmin mevzilerini koruyarak ve ileri atılım için güç biriktirmeye çalışarak geldiler.

Diğer yandan Türkiye işçi sınıfının bütünlüğü, Türk ve Kürt emekçilerinin birliği çerçevesinde sosyalizme ulaşma düşüncesi gerek devrim mücadelesi gerekse Kürt sorununun gerçek çözümü bağlamında önemli bir parametre olarak değerini her dönem korumuştur ve korumaya devam edecektir. Önemli olan Türkiye’deki Kürt dinamiğini sermaye iktidarına ve emperyalizme karşı bir mücadelenin parçası haline getirme sorunudur. Bu durum geçmişte de böyleydi gelecekte de böyle olacaktır.

Ama tarih 1990’lı yıllardan bugüne Kürt siyasi hareketinin de tercihleri ile birlikte ayrıksı bir yöne akıyor. Liberalizmin kimlik siyaseti, emperyalizmin ulusal, etnik birimler üzerinden dünyayı şekillendirmesi ve her türden post Marksist yaklaşım sosyalist hareketin bütünü üzerinde sulandırıcı bir işlev görürken Kürt siyasi hareketi de bundan nasibini almıştır.

Abdullah Öcalan tarafından son otuz yılda teorize edilen, ideoloji ve siyasete aktarılan tüm başlıklar (ekolojik toplum, demokratik cumhuriyet, komünalizm, demokratik modernite vs…) bu sulandırma işleminden geçmiştir. Yalnız bunların özgün tezler olduğunu, Kürt sorunu üzerinden Türkiye ve dünya devrimine aralanan kapılar açıldığını söylemek zordur. Çünkü bu tezler emperyalist kapitalist sistemin neo-liberal döneminin politik ve ideolojik salgılarından çıkan ve “dışarıdan” ithal edilerek Kürt siyasi hareketine monte edilen yaklaşımlar olarak kalmıştır. Dolayısıyla Kürt siyasi hareketi 2000’ler sonrasında da şabloncu bir çizgide kalmıştır. Gelinen aşamada ise demokratik cumhuriyet tezi üzerinden bir yanı özerkliğe kapı aralayan diğer yanı sermaye devleti ile uzlaşmaya giden siyasal söylemler havada uçuşmaktadır.

Bu noktada bir parantez açmak yerinde olacaktır. Kürt siyasetinin çok farklı alanlarda farklı yöntemlerle aktif ve canlı bir siyaset içerisinde olması, Ortadoğu’daki gelişmelerde yer alması ve liberaller aracılığı ile topluma lanse edilmeleri, bu hareketin sol, sosyalist bir yönelime girdiği anlamına gelmiyor. Burada da biçimin içeriğin önüne geçtiği örneklere aldanmamak gerekiyor. Gelinen aşama bununla ilgili bir örnektir. Sol ve devrimcilik adına her yerinde izler taşıyan Kürt hareketi bugün Türkiye’de gerici AKP ve faşist MHP ile bir “süreç” yürütmektedir. Son on yıl içerisinde Ortadoğu’da ABD ile iş birliğine girilmiştir. Bugün ise aynı yerlerde Amerikan Barışı rüzgarları esmektedir. Dikkatli olunması gereken nokta budur.

İKİNCİ CUMHURİYET’E ENTEGRASYON SOLDAN DAHA DA UZAKLAŞTIRIR

Son olarak Kürt siyasi hareketinin Türkiye’de istibdat rejimi biçimini almış olan İkinci Cumhuriyet’e entegrasyonunu ele almak gerekmektedir. Tüm bu süreçte yaşanan ve yaşanacak gelişmeler; yani sistem siyaseti içerisinde yer almak, Kürt meselesini tek başına bir demokrasi sorununa indirgeyerek yol almaya çalışmak ve sağcılar ile haşır neşir olmak bir siyasi hareketi daha fazla sola değil sağa yaklaştıracaktır. Kürt İslam sentezi ve ümmet tartışmalarını da hesaba kattığımızda Kürt emekçilerinin sisteme daha fazla angaje edildiğini ve sınıfsal mücadelenin geriye çekilmeye çalışıldığını göreceğiz. Bunun pratik sonucu ise soldan bir adım daha uzaklaşmak olacağı açıktır.

Zamanında Marksizm’i tahrip ederek Türkiye işçi sınıfının Kürtleştiğini söyleyenler Kürtlerin yoksul köylülükten proleterleşmeye doğru büyük bir yolculuk altında olduğunu ya görmezden geldiler ya da milliyetçi bir körleşme içerisindeydiler. Gelinen noktada Kürt sorunu bağlamında sınıfsal dinamiğin egemen olacağı on yıllar önümüzdedir. Bu ifade ettiğimiz durum Türkiye toplumundan Kürt emekçilerini soyutlayarak ayrı bir devrim dinamiği tespitini yapmakla ilgili değil. Türkiye’nin geleceğindeki egemen dinamik sınıfsal dinamik olacaktır ve Kürt emekçileri bunun en önemli bileşenidir. Bugün objektif olarak olgunlaşan bu gerçeği sübjektif bir gerçeğe dönüştürmek ise sosyalist devrim mücadelesinin omuzlarındadır. Kürt siyasi hareketinin solla ve sosyalizm mücadelesi ile olan ilişkisini belirleyecek olan nihai ve geçmiş yanlış tercihlerin ortadan kaldırılma noktası burası olacaktır. Bu noktaya doğru yolculuk ise başlamıştır.