Devrim, Kürt sorununa sığmıyor!
Zayıf halka teorisi, emperyalist-kapitalist dünya sisteminde devrimci kopuşların nerelerde yaşanacağını anlatır. Lenin’in önemli katkısıdır: Eşitsiz gelişen emperyalist sistemde, sistemin zaaflarının biriktiği ülkelerde devrim potansiyeli birikir; emperyalist zincir zayıf halkasından kopar.
Sıkça sorduğumuz soru da buydu: Bu zayıf halka neresiydi?
Geçmişte, sanayileşme, sınıfın nicel gücü, örgütlenme durumu vs. gibi objektif koşullar konuşulurdu. Ancak Kürt sorunu söz konusu olduğunda, emperyalist-kapitalist sistemin zayıf halkası, Kürt siyasi hareketi tarafından hep “Kürt sorunu”yla eşleştirildi.
Kürt siyasi hareketinin geçmiş kodları, Kürt sorununu Ortadoğu’nun merkezi sorunu sayan ve Ortadoğu’yu da emperyalist dünya sisteminin merkezinde gören bir analizi barındırırdı. Kürt sorununun çözümünün, Türkiye devriminin ana parametresi olacağı iddia edilirdi. Buradan bölgenin devrimci bir “tepkimeye” gireceği savlanırdı.
Bizim ise temelden itirazımız açıktı: Türkiye devrimi, Kürt sorununun çözümünü de getirecek, Türkiye devrimi aynı zamanda bölgesel bir devrimin de önünü açacaktı.
Bugün de aynı şeyi düşünüyoruz. Dün üniversite kantinlerinde tartıştığımız bu olgular, bugünkü gelişmeler ışığında komünistleri haklı çıkarmış görünüyor.
Irak, Suriye ve Türkiye’de yaşanan siyasal gelişmeler ve özel olarak Kürt sorunu bağlamındaki tablo, devrimci dönüşümler üzerindeki belirleyici asli etkinin sınıf mücadelesi olduğu gerçeğini bir kez daha ortaya koyuyor.
Irak’ın kuzeyinde kurulan Kürt bölgesel yönetimi, Irak’ta devrimci bir atılıma yol açmadı. Bilakis, ABD emperyalizminin işgal siyasetinin sonuçlarından biri olarak bugün ABD ve İsrail’in müttefiki durumuna gelmiş bulunuyor.
Yine Suriye’nin kuzeyinde, “iç savaş” sırasında ABD desteği ile kurulan ve “Rojava Devrimi” olarak propaganda edilen “yönetimin” bugün geldiği yer nasıl değerlendirilmeli? Artık “Rojava Devrimi”nden kimse söz etmiyor. Örgütsel kökleri ve zihniyeti IŞİD’le aynı olan cihatçı HTŞ rejimiyle anlaşmaya varılmış ve hatta ortaklığa gidilmiş durumda. Yaşanan sürecin Büyük Ortadoğu Projesi’nin çerçevesiyle malul bir “tepkimeye” neden olduğu pekâlâ söylenebilir.
Ülkemizdeki güncel durum da benzer bir şekilde yürüyor. “Çözüm süreci” adıyla yürütülen süreç, AKP eliyle kurulan yeni rejime entegrasyon anlamına geliyor. 24 yıllık AKP iktidarı, liberallerin iddia ettiği gibi demokratik bir dönüşüm değil, karşı-devrim sürecidir. Gerici AKP ve faşist MHP’nin kurduğu rejimde Kürt sorununun çözüldüğünü düşünenlere diyeceğimiz bir şey yok elbette.
Ancak ülkemizde ve bölgemizde “Devrimler Çağı’nın” kapandığını düşünenlerden değiliz. Emperyalizm ve kapitalizmi yok sayanlardan, sınıfların bittiğini düşünenlerden hiç değiliz.
Kapitalizmi ve emperyalizmi yok sayarak; sömürüyü, yoksulluğu, eşitsizliği, gericiliği, savaşları, yıkımı, çürümeyi görmezden gelip meseleyi çevre ve kadın sorununa daraltarak “ekolojik-feminist dönüşümlerle” ne dünyanın ne ülkenin ne emekçilerin ne de Ortadoğu halklarının kurtuluşu mümkündür.
Gazze’de yaşanan soykırım, İran’da kız çocuklarının katledilmesi, emperyalist barbarlığı ve haydutluğu anlatmaya yeter de artar bile.
Bugün Kürt sorununda önemli gelişmeler oluyor. Bu gelişmelerin bir yanı ülkemizde AKP eliyle kurulan yeni rejime onayla ilgili. Diğeri ise emperyalizmin bölgesel siyasetinin taşlarının döşenmesiyle. Bugün, bir kez daha, Kürt sorunu bağlamındaki gelişmelerin özünde sınıflar mücadelesinin bir türevi olduğu gerçeği karşımızda duruyor. Bugün, bir kez daha, gerici-faşist bir rejimin kuruluşuna karşı verilecek mücadelenin yolunun sosyalist mücadeleden geçtiği gerçeği apaçık karşımıza çıkıyor.
Emekçi sınıfların eşitlik, özgürlük ve kardeşlik sorunu, çelişkisi ve ütopyası bitmedi. Reel sosyalizmin çözülüşünü kutlayanların distopyası ise yaşadığımız çağın gerçek resmidir. Sosyalizm bir kez daha, ama eskisinden daha güçlü olarak geri dönüyor.
“Devrim”in Kürt sorununa sığmadığını, Kürt sorununda yaşanan gelişmeler ispatlıyor.
Ama “devrim”, hangi etnik kökenden gelirse gelsin bütün emekçilerin gerçek kurtuluşu olacak. Hep söyledik, proletarya Kürtleşmiyor, tersinden Kürt köylüsü proleterleşiyordu. Proleterleşen Kürt köylüsü, Türkiye işçi sınıfının organik parçası olarak, emekçilerin laik cumhuriyetinin harcını, birlikte mücadeleyle karacaktır.
İnsanca bir yaşam, eşitlikçi bir düzen için “önce devrim” tezi geçerliliğini sürdürüyor!
Dem Parti Van Milletvekili Sinan Çiftyürek, Suriye'de yürürlüğe giren entegrasyon anlaşmasına tepki gösterdi. Çiftyürek, Mazlum…
Kocaeli'deki saha çalışması kapsamında Derince'de düzenlenen açılışta konuşan Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Ekrem…
AKP Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Büyükgümüş, 'erken seçim' hakkında kendisine sorulan bir soruyu "Sayın Cumhurbaşkanı'mızın…
Birleşik Kamu-İş'in Ağustos 2026 araştırmasına göre dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 38 bin 318…
DİSK’e bağlı 16 sendika, Bağımsız Maden-İş yöneticileri Gökay Çakır ve Başaran Aksu’nun tutuklanmasına tepki göstererek…
Samsun'da demirli Volgo Don 5021 adlı gemisinde 4 aydır ücretleri ödenmediği için eylemde olan denizcilerin…