Erdoğan neden Trump'a sığındı: Pragmatik lider ve tarihsel "işbirliği"
NATO’nun Ankara zirvesi beklenene göre daha sessiz sedasız bir biçimde sona erdi. Aylar boyunca tartışılan, ülkenin dört bir yanında büyük bir gürültü koparılan zirve “güçsüz” sayılacak bir bildiri ile sona erdi. Geride bir dizi magazin bilgisi ile dikkat çeken zirvenin esas çıktısı “NATO 3.0” konseptinin kilometre taşlarının döşenmesi oldu.
Uzun süredir tartışılan NATO’nun geleceğinin ne olacağı sorusuna, belirsizlikleri de içeren bir yanıt verildi. NATO 3.0 ile ABD’nin emperyalist hegemonik gücü siyasal, ekonomik, askeri, ideolojik olarak nasıl dizayn edileceğinin yanıtı verilmiş oldu. NATO 3.0, emperyalist sistem içerisinde askeri-siyasi ittifakın oynayacağı “amiral gemisi” rolünü kalınlaştırmanın yeni konseptini ortaya koymaktadır. Bu nedenle sessiz sedasız bitmiş gibi gözüken NATO zirvesinin en büyük sonucu “orta güçler” olarak ifade edilen ve Atlantik sisteminin dışında inşa edilebilecek yeni türden bir ittifakın mümkün olmayacağının gözler önüne serilmesi oldu.
Zirve, yeni askeri-ekonomik-ideolojik-siyasal cephelerin nereden geçeceğini, bu cephelerin uç mevzilerinin nerelerde yer alacağının da netleştiğini dünyaya ilan etmiş oldu. Zirve ile birlikte Türkiye, NATO’nun güney cephesinin merkez ülkesi olarak tariflendiği bir faza geçmiş oldu. Böylece ileri karakol ülke olma rolünü koruyan ve hatta “cephe hattına” yerleşen bir ülke olarak Türkiye, tampon bölge olmanın ötesinde emperyalizmin bölgesel savaş merkezi rolünü üstlenmeye aday olmuş durumda.
NATO zirvesi ile birlikte görülen bir başka olgu da, Türkiye’ye biçilen rol ile Avrupa ve ABD arasında ortaya çıkan fay hatlarının uyumlu olduğu gerçeğidir. ABD ile Avrupa arasında NATO’nun geleceğinden daha öte bir fay hattı oluşmaktadır. Bu durumun sonucu emperyalizmin çeşitli güç odaklarına bölündüğü, kendi içinde pragmatist ilişkilerin baskın olduğu bir evreye geçilmesidir. Dolayısıyla, büyük çatırdama hala olasıdır ve tüm “silah sanayi” yatırımlarının ortaklaştırılmasına rağmen, nesnel çıkar çatışmaları devam etmektedir.
Öyleyse mevcut ortamda Türkiye sermaye sınıfının ve iktidarın emperyalizmin hegemonik gücü olan ABD’den yana tavır almaması beklenemez. Suriye’ye yapılan müdahale ile ortaya çıkan ve ABD ile Türkiye arasında Kürt sorunu bağlamında gözlenen nesnel gerilim hatları, İsrail’in 7 Ekim 2023’ten itibaren başlattığı yeni bölgesel savaş ile birlikte dönüşmüştür. Güncel emperyalist kapitalist sistemin artık finanse etmekte zorlandığı askeri varlığının, yeni bir savaş kapasitesi yaratılarak vekil güçlerden egemen güçlere devredilmesi aşamasında Erdoğan’ın aldığı pozisyon, emperyalizmin bu rolüne vekil olarak atanma isteğidir.
İsrail-ABD-İran savaşı ile Ukrayna-Rusya savaşında ortaya çıkan fay hatları Türkiye sermaye sınıfı ve iktidarı tarafından “pragmatik” bir biçimde okunmuştur. İki savaşta da ABD tarafından “arka kapı ülke” rolüne büyük iştahla aday olunmuş, emperyalist işbölümünde kendine düşen askeri-sanayi kompleksin iddiaları kullanılmaya çalışılmıştır. Bu noktada hatırlatmak gerekir ki; Türkiye emperyalizme rağmen değil, emperyalizmin isteği ile bu rolü oynamıştır.
Erdoğan’ın buradaki kişisel inisiyatifi bir kenara bırakılamaz. 2.Cumhuriyet’in kurucu lideri olarak kendine siyasal yaşamda tarif yapan Erdoğan kurduğu ittifak ile siyaset-emperyalizm-sermaye arasında mekik dokumuştur. Kah siyasetin ve devletin gücüne yaslanmış kah emperyalizmle pazarlıkçı bir tutum takınmaya çalışmıştır. Ancak bunların tamamı görünürdeki Erdoğan imajıdır. Özünde siyasal İslam, NATO 3.0 ile kendi versiyonunu da güncellemiştir; siyasal İslam 2.0
Siyasal İslam 2.0, bir önceki versiyonu gibi pragmatist olmakla birlikte, sermaye sınıfının tercihlerine ve emperyalizmin güç dengelerine göre pozisyon belirlemekten çekinmemektedir. Bölgesel bir rolü kapma hevesinde olan Siyasal İslam 2.0, bir önceki versiyonuna göre çok daha “yerel” bir imaj çizmeye çalışıyor. İdeolojik motiflerde kendi kaynaklarından çok, ittifak kurduğu unsurların motiflerine dayanan bu yeni versiyon, emperyalizmle olan tarihsel işbirliğini sürdürmekte heveskar bir pozisyondadır.
Çok değil, Trump’ın ilk dönemine gittiğimizde Erdoğan ile Trump arasında ortaya çıkan gerilimin yabana atılamayacağı açık. 15 Temmuz ile başlayan, Suriye’nin kuzeyinde Kürtlere dönük yapılan askeri müdahaleler ile devam eden gerilim, Rahip Brunson olayında zirve noktasına çıkmıştı. Trump’ın emriyle Brunson’ın tahliye edilmesine kadar geçen süreçte ekonomik olarak yıpratılan Erdoğan, o günden bu yana ekonomik mevzide kendine alan açmakta zorlandı.
Ancak bunun ötesinde Erdoğan, siyasi olarak da emperyalizmin meşruiyetini kazanmak konusunda geçen süre boyunca zorlanmıştır. Suriye’de çamura batan, İsrail’in güvenliğini sağlamak konusunda başarısız olan Erdoğan’ın imdadına İsrail’in başlattığı Ortadoğu müdahalesi yetişti.
Aslında konu Ortadoğu’dan da fazlası. Yeni ekonomik koridorların kurulması emperyalizmin hegemonik gücü için tek çıkar yolu olduğu Rusya-Ukrayna savaşı ile birlikte kanıtlandı. Artık mevcut ekonomik altyapı ve mimari Çin’in yükselişini engelleyememektedir. Bu nedenle, Ortadoğu-Güney Avrupa-Hindistan bölgesini içeren yeni bir ekonomik koridorun kurulması zorunluluk haline gelmiştir. İsrail’e verilen rol, bu koridorun kurulmasındaki bütün siyasal engellerin yıkılması, savaş aracılığı ile uçların törpülenmesidir. Gazze’nin yıkımı, Colani’nin iktidara gelişi ve İran savaşı…
Birbirini tamamlayan zincirde Erdoğan’ın gelmekte olanı gördüğü, Trump’a açık çek verdiği açıktır. İsrail’in güvenliği sağlanacak, İran bölgede kendi kabuğuna çekilecek ve Kuzey Irak ile Suriye’de Türkiye’nin nüfuzu kabul edilecektir. Bunun karşılığında Türkiye’nin Kafkasya ve Doğu Akdeniz’de bir karar vermesi gerekmektedir.
Türkiye bu kararı vermiştir. Ancak Trump’a yaslanarak yeni bir siyasal-ekonomik-askeri meşruiyet kurmaya çalışan Erdoğan’ın bu tarihsel işbirliği emperyalizmin bölgedeki çelişkilerinde boğulma ihtimalini ortaya çıkarmaktadır. Bu tabloda emperyalizm kendi içindeki çelişkilerini yükselmektedir.
2020 sonrasındaki dünyada askeri Keynesyenizmin devreye alınması, ekonomilerin militaristleştirilmesi ve yeni paylaşım mücadelelerinin ortaya çıkması NATO 3.0’un büyük bir savaşa hazırlanmanın başka şekilde ifade edilmesi anlamına gelmektedir. Böyle bir atmosferde “tarihsel işbirliğine” yaslananların sonucunun büyük bir yıkım olacağını da tahmin etmek ne devrimci iyimserliktir ne de kahinliktir. Olsa olsa tarihin değişmez yasasıdır.
10 Temmuz'da yaşamını yitiren şair ve yazar Ahmet Telli için Ankara'da İnşaat Mühendisleri Odası'nın Necatibey…
Bir strateji düşünce kuruluşu işlevi gören SETA, AKP’nin ve devletin düşünce üretim merkezi işlevi görüyor.…
Sen diplomanı alırken, pankartını aç, mesajını ver, fotoğrafını çektirebilirsin! Diğer öğrencileri kendi protesto, mesaj verme…
NATO’nun dağılmasına dair tartışmalar bugün için ciddi bir önem taşımıyor. Ayrıca bu ittifak yarın dağılsa…
NATO Zirvesi’nin AKP iktidarı tarafındaki yankısı ise kendileri açısından tatmin edici görünüyor. AKP, kendi iktidarını…
Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi öncesi ve sonrası ile birlikte bir dizi gündemi de beraberinde getirdi.…