Halksız devlet aklı
Devlet aklı halkın aklını yok sayarsa sonuç ya darbe ya da vesayet olur.
Müesses nizamın sahipleri tarafından kutsallaştırılan devlet aklı kavramı gündemdeki yerini koruyor. Devlet, egemen sınıfın çıkarlarını gözeten bir aygıt. Bu nedenle devlet aklı denilen şey, mevcut sermaye düzeninin korunması fikrine dayanıyor. Küresel sermayenin cirit attığı günümüz Türkiyesi’nde AKP iktidarı yerli ve yabancı ortaklarıyla birlikte müesses nizamı temsil ediyor. Peki bu nizamın devamını hangi siyasi aktörler savunuyor ?
Birbirleriyle yıllardır ideolojik karşıtlık içinde olan Erdoğan, Bahçeli, Kılıçdaroğlu, Perinçek ve dahi Öcalan bugün neredeyse söylem birliği içindeler. Yaptıkları açıklamalarda Osmanlı sisteminin yanı sıra etnik ve dini kimlikler vurgusu var. Örneğin “Türkiye yeniden Osmanlı coğrafyasına yönelmeli, büyümeli” diyen Kılıçdaroğlu, 1921 Anayasası’nı referans alarak bölgesel özerklik ve çoklu etnik yönetim modeli öneren Öcalan ve Cumhurbaşkanı’nın iki yardımcısından birinin Alevi, diğerinin Kürt olması fikrini ortaya atan Bahçeli, ulus devletten uzak bir çizgide buluşmuş görünüyorlar.
Geçmişin siyasi rakiplerini uzlaşma noktasına getiren nedenlerin yerli ve milli bir devlet aklı olması inandırıcı değil. Öyle olsa milli devleti simgeleyen mevcut anayasaya aykırı bu tür söylemler dile getirilmezdi. Bu akıl, ABD Büyükelçisi Tom Barrack’ın coğrafyamız için önerdiği “merhametli monarşi” rejimiyle büyük ölçüde örtüşüyor. Dahası emperyalist tehditleriyle dünyaya kafa tutan Trump’ın “ondan isteğim her şeyi yaptı” diyerek Erdoğan’dan övgüyle söz etmesi normal mi? (1)
Halktan gizlenen “her şey” nedir bilinmiyor ama Trump’ın desteğinin ödülünü de, bedelini de Ankara’daki NATO zirvesinden sonra öğrenmeyi umuyoruz. Bu arada T.C. Dışişleri Bakanı’nın zirveyi kastederek “Cumhurbaşkanımız olmasa Trump gelmeyecekti” diye buyurduğunu da anımsatalım. (2) ABD’nin devlet aklını temsil eden bir lider üzerinden Erdoğan’ın şahsını yüceltmek, “iş birlikçi şarklı refleksi” olarak yorumlanabilir. NATO Zirvesi nedeniyle Ankara’yı barikatlarla açık cezaevine çeviren anlayış da halksız devlet aklının ürünüdür.
Öte yandan Japonya dışında tümü NATO üyesi olan G7 ülkeleri ile Türkiye arasında eşitliğe dayalı ilişkiler yürütüldüğünü söylemek zor. Türkiye’nin bu ülkeler karşısındaki konumu, 1950’lerden günümüze izlenen Amerikancı politikalarla biçimlendi. Bilindiği gibi Soğuk Savaş sürecinde Türkiye NATO’ya dahil olabilmek için Adnan Menderes’in kararıyla Kore’ye asker göndermişti. Demirel, Özal gibi sağcı popülist liderler de ABD’nin güdümündeki NATO’cu antikomünist çizgiden sapmadı.
Ekonomik ve siyasal bağımlılık ilişkisi Soğuk Savaş’tan sonra da sürdü. 1990’lı yıllarda Sovyetler Birliği çözüldükten sonra dayatılan tek kutuplu dünya düzeninde komünizm artık tehdit olmaktan çıktı. Francis Fukuyama’nın ABD emperyalizmini kutsayan “Tarihin Sonu” tezi bu dönemin ruhunu birebir yansıtıyor. Kapitalizm rakipsiz kalınca geçmişte yasaklanan komünist partiler düzen içerisinde kontrollü biçimde var olmaya başladı. Sermaye sınıfının özgüvenini artıran bu değişim, toplumda özgürlüklerin genişlediği yönünde bir yanılsama yarattı. Burjuva devleti, varlığını tehdit etmeyen siyasal partilere izin vererek liberal demokrat imajını cilaladı. Böylelikle düzen karşıtı söylemler, sermaye sınıfının ideolojik hegemonyası altında ya evcilleşti ya da marjinalleşti.
Ne var ki bugünün dünyasında her şey tam tersine döndü. Batılı merkezlerin çoğunda liberal demokrasinin yerinde yeller esiyor. Siyaset bilimci Fareed Zakaria’nın ileri sürdüğü “illiberal demokrasi” kavramı, seçimlerin yapıldığı ancak temel özgürlüklerin gerilediği yönetim biçimlerini tanımlıyor. (3) Güçlü bir liderin egemen olduğu illiberal demokrasiler, hibrit rejim veya seçimli otoriterlik gibi kavramlarla da anılıyor.
Türkiye AKP’nin 24 yıllık iktidar sürecinde illiberal dalganın laboratuvarı oldu. Geçmişte liberal demokrasi hayalini yücelten eski Türkiye, bugün illiberal demokrasiden bile adım adım uzaklaşıyor. İktidar sahipleri tarafından köpürtülen otoriter dincilik, çağdaş yaşam biçimini ve evrensel değerleri benimsemiş milyonlarca insanı tehdit ediyor. Şarkıcılar, oyuncular, komedyenler yandaş yargı mensuplarının kıskacında. Geçmişte yalnızca anarşist ya da terörist ilan edilen muhaliflere yönelen baskıcı anlayış, şimdi hemen her kesimden insanı hedef tahtasına koyuyor. İşini yapmaya çalışan avukatlar, gazeteciler tutuklanıyor. Ekonomik terörün mağduru olan öğretmenden madenciye, çiftçiden emekliye, kısaca hak arayan herkese dönük şiddet sınır tanımıyor.
Emperyalist güçlerle iş birliği yaparak iktidarını koruyan AKP, 1950’lerde başlayan karşı devrim sürecine son noktayı koymak istiyor. Yeni Türkiye’de, eski Türkiye’den kalma muhalefete muhalefet etme lüksü artık kalmadı. Darbe ve vesayete karşı ciddi bir mücadele verilmezse demokratik düzlem tümden yitip gidebilir. Bu nedenle iktidar muhalifi tüm ilerici demokratlar, ivedilikle antifaşist ve antiemperyalist ortak bir cephede buluşmak zorunda. Seçimlerin göstermelik hale getirilmesini önlemenin yolu da bu güç birliğinden geçiyor. Aksi halde yeni kurulacak rejimde ideolojik tartışmalardan muzaffer çıkmanın hiçbir anlamı kalmayacak.
Sonuçta halka dayatılmak is
tenen AKP hanedanlığından başka bir şey değil. Halkın aklını ve iradesini hiçe sayan ceberut iktidar anlayışına karşı durmak tarihsel bir sorumluluk. Karanlık ne kadar koyu olursa olsun bu toprakların mayasındaki antiemperyalist ve ilerici birikim halksız bir devlet aklına asla geçit vermeyecek.
NOTLAR
3- https://www.foreignaffairs.com/world/rise-illiberal-democracy
Bu haber en son değiştirildi 9 Temmuz 2026 16:51 16:51
Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, NATO Zirvesi hakkında açıklama yaparak, "Genel çizgi değişmiyor; Rusya…
İran Devrim Muhafızları Ordusu, yayımladığı yeni bildiride ABD'nin Hürmüz Boğazı'ndaki faaliyetlerine tepki göstererek, Washington'un geçiş…
Emekli maaşlarının yetersiz olduğunu belirten Muzaffer Gençdoğan, 'Birkaç gün önce çok sayıda tüketim malına ve…
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, yasama seçimlerinin 28 Kasım'da yapılmasını öngören kararnameyi yayımladı.
CHP Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül, Yargıtay'ın "mutlak butlan" davasında vereceği karara göre 21 Temmuz'dan sonra…
Gazeteci ve yazar Merdan Yanardağ’ın Silivri'deki Marmara Cezaevinde kaleme aldığı yeni kitabı "Silivri ve Direniş…