Hindistan gerçeği: Büyük Hindistan küçük çocuklarını neden koruyamıyor
TÜLİN TANKUT
Hindistan 21.Yüzyılın yeni süper gücü olma yolunda ilerleyen bir ülke; ABD ve Çin’den sonra dünyanın en büyük üçüncüsü ekonomisi; ama halkı yoksulluk içinde. Eğitim ve sağlık sorunları çözümlenmemiş. Çiftçisi ilkel yöntemlerle üretim yapıyor, haliyle kazancı çok düşük. İşsizlik sorunu aşılamıyor. Sokaklarda erkeklerin beden gücüyle kullandığı çek çek arabaları. Kast sistemi ortadan kaldırılmamış; kast değiştirmek yasak. Dini konular eğitim sürecini engelliyor. Temsili demokrasiyle yönetiliyor. Ama dogmaların etkisi altında yaşayan bir toplumda demokrasi kendiliğinden gelişebilir mi? Politikacılarsa ceplerini doldurma derdinde; küresel yolsuzluk onları da etkisi altına almış.
İşte yönetmenliğini Devashish Makhija’nın yaptığı 2026 Hindistan yapımı “Gandhari” (1) adlı film, giderek büyüyen ve hükümetlerin baş edemediği küresel bir soruna dönüşen çocuk istismarını, Hindistan’ın Joypurra kentinde yaşanan olaylarla dünyaya duyurmaya çalışıyor. Bu yüzden de Batı medyasında tutulmamış, sıradan bir aksiyon- gerilim filmine indirgenmiş. Filmin bu yargıyı hak edip etmediğine karar vermek için konusuna bir göz atalım:
Bir tren garında güpegündüz, Bani (2) ve Gokul çiftinin üzerine titredikleri beş yaşındaki kızları Misthy yüzü gözü kapalı bir kadın tarafından kaçırılır. Bani kadının peşinden koşarken bir kaza geçirir ve yere yığılır. Gokul onu hastaneye götürür. Doktor kadına, ne zaman düzeleceği belli olmayan geçici körlük tanısı koyar.
Bu yoksul çift, Misthy’nin fotoğrafını çoğaltıp kayıp ilanını her yere asarlar. Ama bu işe yaramaz. Gece gündüz karakolun önünde nöbet tutmaları da sonuçsuz kalır. Polis ilgilenmez, haber alınırsa kendilerine bildirileceğini söyleyerek başından savar.
Aradan bir ay geçer. Bani, kızını koruyamadığı için eşine suçlar, sinir krizleri geçirir. Eşi, kızı bulmak umuduyla yaşlı bir bilgenin tavsiyesi üzerine kentteki yer altı tünellerini keşfetmeye gider. Bani onu beklerken gözleri henüz görmediği için yanına oturan yaşlı kadının Jhunu Ambe olduğunu sesinden tanır. Çocukluğunu bilen ve ona eski adıyla, “Lilliya” diye hitap eden (3) Ambe’nin, Misthy’nin bulunması için önerdiği planı akla yakın bulur Bani. Çocukken gözleri kapalı olarak ip üzerinde elinde bir çubukla yaptığı numaralar işe yarayacaktır. Ambe’nin deyişiyle, “kulaklarıyla görürmüş” Bani o anda. “Bir anneden daha büyük bir savaşçı yoktur, der Ambe ve devam eder: “Bu yabancısı olduğun kenti gezip her yerini öğreneceksin, tıpkı benim torunumu ararken yaptığım gibi. Kör bir kadından hiç kimse kuşku duymaz. Ama bunu eşine söylemeyeceksin, yoksa onu öldürürler.” Polise, adalete güveni kalmayan Bani, Ambe’nin, “Hepsi birbiriyle bağlı; geçmiş, bugün, gelecek” sözünden de etkilenerek gözlerini bağ halde dövüş dersleri alır. Çetenin çekirdeğine sızmakta kararlıdır. Ortalık kayıp kız çocukları olaylarıyla çalkalanırken karakola genç bir amir atanır. Yeni amir meslektaşlarının kaçırma işinde bir dahli olduğundan kuşkulanır. Yardımcısı kadın polisle harekete geçerler. Polisler küstah tavırlarıyla, bu işe “İnsan Kaçırma Birimi”nin bakması gerektiğini öne sürerek onları caydırmaya çalışırlar. Üst kademeyse sessizdir.
Görme yetisini kazanan Bani, elinde beyaz bastonu, gözünde koyu renkli güneş gözlüğüyle, kör taklidi yaparak kenti dolaşır. Bir kız okuluna girdiğinde bahçede beden eğitimi dersi görmekte olan öğrencilerden biri, sarı parlak kâğıda sarılmış şekeri yedikten sonra hastalanır, acil servise kaldırılır, ama kurtarılamaz ve ölür. Bani polis gibi hastanenin de işin içinde olduğunu anlar. Görevliyi kör taklidi yaparak dini vecibeyi yerine getirmek bahanesiyle morgdaki kız öğrenciyi görmeye ikna eder. Tahmin ettiği gibi, ölü çocuk, o kız öğrenci değildir. Kendini tutar, görevliye bir şey belli etmez. Aileler, kaçırılan kızlarının peşine düşmemeleri için sahipsiz, gariban, yüzü tanınmayacak derecede darbedilmiş kız çocuklarının morgdaki cesetlerini gösterilerek ‘kızlarınız öldürülmüş’ yalanıyla kandırılmaktadır.
Dinin günlük yaşamı şekillendirdiği bir ülke. Ahlâk, hukuk kurallarından çok dini ve manevi sorumluluklar üzerinden yürümekte. Dini metinlerle ilişkilendirilerek kast sistemi, özellikle yoksul bölgelerde hâlâ sürdürülmekte. Tanrıça’yı hoşnut etmek için kız çocuklarının kurban edildiklerini, efsanelerle dolu kentte bundan yararlanarak gizli çocuk kaçakçılığı yapan Kara Delik Çetesi’ni korumak için yeni amire, “Burası Bahuripi toprağı, ihracatı engelleyip zıt gitmeyin” diyerek göz dağı veren ülkenin asayişinden sorumlu polisi iş başında. Kentte yayılan efsaneye göre, bir iblis kız çocuklarını kaçırırmış. Ama iyi kalpli bir dev, iblisin karnını yararak çocukları kurtarırmış. (Kurtarıcıyı beklemek gerekirmiş. Bunu söyleyen bir polis) Kısacası halkı kandırmak zor olmasa gerek. Kent, okulundan hastanesinden, çocuk sığınma evinden, dükkanından, kırtasiyecisine, her yerde tanrıça figürleriyle doldurulmuş. Peki, plan nasıl işliyor? Kutsal tören kullanılarak tütsü, kandil, heykelcik benzeri dini objeler, başka ülkelere ihraç ediliyor süsü verilerek çuvallarla kamyonlara yükleniyor.
Bani gizlice bindiği kamyonda, çuvallar dolusu kaçırılmak için uyuşturulmuş çocukları görür. Dehşete kapılır. Yakalanmamak için kendisine engel olmaya çalışanları insanüstü bir güçle dövüşerek etkisiz hale getirir. Karakolun yeni amiri ve yardımcısı kadın polis, çetenin peşindedir. Önlemler artırılır. Çete, otuz kız çocuğunun kaçırılması için kutsal tören beklemektedir. Kadın polis, töreni iptal etmeyi önerir. Ama halk, Tanrıça’ya Tapınma Gecesi için ‘behrupiya’ denilen yüzleri rengarenk boyalı, maskeli, kostümlü, meşalelerle dolaşarak mitolojik karakterleri taklit eden sokak sanatçılarının dini içerikli gösterilerini iple çekerken yeni amir halkı karşısına almaya cesaret edemez.
Bani bu mücadelede yapayalnız kalmıştır. Sokak sanatçıları, torununu arayan Jhunu Ambe, dahası eşi de işin içindedir. Eşi Gokul, “Senden önce Kara Delik Çetesi’ne çalışıyordum. Seni görünce bırakmıştım ama kızımız için çeteyle pazarlık yaptım; Misthy’yi kurtarmaya karşılık otuz kız kaçırılacak” diye kendini savunur. Diğer kızların kurban edilmesine öfkelenen Bani eşini de hastanelik edinceye kadar darp eder.
Sıra çete reisine gelmiştir. Film bir belgesel değil, kurgu olduğu için izleyiciyi hoşnut edici bir biçimde, anne-kızı buluşturarak sona erer. Kuşkusuz kurulu düzen, halkın dinle kandırılmasıyla daha da kolay yürütülmektedir. Ancak film, mitoloji, güçlü “savaşçı kadın”, asayiş gibi izleklere dayanarak kentteki düzen yanlısı yönetimlere, düzenle bütünleşmemiş kesimlerin kalmayışına (tel fabrikasındaki işçilere kadar) dikkat çekmeyi başarıyor. Çocuk istismarının da sınıfsal bir sorun olduğunu, bir ülkenin neoliberalizme teslimiyetinin ceremesini çocukların çektiğini görünür kılıyor. Ekrandaki yazı, 2023 yılında ülkede her gün 181 kız çocuğunun kaçırıldığı ve bunu destekleyen resmi verileri belirtmekle olayın vahametini gözler önüne seriyor.
DİPNOT:
1) Gandhari: Sözcüğün kökeni Mahabharata antik destanındaki kraliçe Gandhari’nin “efsanevi gücünü” temsil ediyor.
2) Bani: Hintçede olumlu özellikler taşıyan kadın ismi
3) Jhunu Ambe, genç kadına gerçek adı olan Lilliya ile hitap eder. Bani, çeteden açmak için ismini değiştirmiştir.
Siyasi müneccim değiliz. Ancak bir dizi belediye başkanı tutuklanırken, şantaj, tehdit, rüşvet ve kumpasla belediyeler…
Kahramanmaraş'ta 35 kişinin hayatını kaybettiği Ezgi Apartmanı davasında, 8'er yıl hapis cezasıyla tahliye edilen Kervan…
Mansur Yavaş’ın Erdoğan görüşmesi sonrası yaptığı açıklamalar tartışılırken, Yıldıray Çiçek’ten dikkat çeken bir yorum geldi.
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ABD ile savaşın devam etmesini istemediğini ancak ülkenin ekonomik ve toplumsal…
Amerika Birleşik Devletleri'nde ağustos ayında tüketici fiyatları, piyasa tahminleriyle uyumlu şekilde hem aylık hem yıllık…
Washington'un, İran’a yönelik yeni ekonomik yaptırımlarında Hizbullah ve İran destekli gruplara mali destek sağladığı öne…