Orta Vadeli Program hilesi
Orta Vadeli Program’ı bırakalım. Atatürk’ün kızları harika bir performansla Avrupa şampiyonu oldu. Kızlarımızı candan kutluyorum. Umuyorum siyasi kadro da, madem bir şekilde şimdilik iktidarlar, Atatürk’ün kızlarına hakkettikleri değeri gösterir!
Orta Vadeli Program’ın ilanı müjdeli bir haber beklercesine beklendi ve müjdeli haber de geldi. Gelen IMF değildi, fakat gölgesi idi! IMF’nin gölgesinin uzun olacağı daha ilk günden belli idi. Hele de, bir sağcı partiden istihraç edilen elemanların işbaşına getirilmesi IMF’nin de Cumhuriyet’i yıkmaya hazırlananların da işini kolaylaştırıyordu. Nasıl mı? Şöyle: IMF’nin amacı, “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı” gibi sahte adlı programla Türkiye ekonomisini güçlendirmek değil, krizdeki dünya kapitalizmine IMF destekli piyasa oluşturmak idi. Merkez ekonomilerin savunucusu pozisyonundaki IMF Türkiye ekonomisinin kapılarını Batılı atıl finansal ve reel sermayeye açarak amacına ulaşıyordu; yerli siyaset ise, tüm deneyimsizlikleri ve üstünkörü ekonomi bilgisi ile Batı destekli bu projeye kalkınmacı gözüyle bakarak nurlu ufuklara koşmaya hevesliydi. Hele de arkada Batı’nın güçlü temsilcinin adına “Büyük Ortadoğu Projesi Eş –Başkanlığı” görevinin tevdi edilmesi tadına doyum olmaz bir nimetti! Daha ne olsun ki, bir de aydın cahillerin “yetmez, ama evet” destekleri bu gidişe tam gazdı vermedi mi! Nerede ise insanın gözleri kamaşıyor! Göz boyayıcı, ilk dönem Avrupa Birliği ve Avrupa İnsan Hakları Mahkeme kararlarına uyum kararı ya da insan hakları, işkence vs konularındaki göz boyayıcı projelerin ustalıkla topluma sunulmasının, bugünlerin mimarına güçlü bir destek olduğunu anlayamayan cehalet çamurunun tam desteğinin sağlanmasına yetti bile! Batı sermayesi iş tutuyor, yerli burjuvazi taşeronluk yapıyor, içte siyaset ise cahil aydın ve halkın bir bölümünden sağladığı destek ile hiç şaşmadan uyuştura-alıştıra menzile gidiyordu. İlk dönemler sömürücü vantuzlar kendi kaynaklarını da getiriyordu, zaten IMF desteğiyle de durum parlaktı. Bu parlaklık ANP’nin eseri ve başarısı değildi.
İkinci dönem de aslında AKP’nin eseri değildir. Peki, o zaman bu durumu nasıl açıklamak gerekir? Şöyle ki, her iki dönem de bal gibi AKP’nin eseridir. Ama ilk dönem parlak bir dönem olmayıp, ikinci dönemi hazırlayan emperyalistin ekonomiye duhul dönemidir. Kısacası, Türkiye neoliberal emperyalist ağın içine alınmış, başına koyulan iktidarla sadakatle bu emperyalist ağ içinde yol almaktadır. Bu sanayisizleşme ve çöküş ulusal politikaların yanlışlığından değil (zaten böyle bir politika yoktur, o kadar yoktur ki, faiz ile enflasyon arasındaki ilişki üzerine yeni teoriler dahi katabildik dünya literatürüne!) emperyalist politikaların devrede olmasındandır. Türkiye’nin kendi kalkınma hedefleriyle yol alması yerine, emperyalist hedeflerle dış ve iç sermayeye aşırı kaynak aktarmasının sağlanabilmesi içindir ki, 1961 Anayasası ile getirilmiş olan planlama programlama ve bütçeleme sistemi rafa kaldırılarak, kısa vadeli parasal hedeflerle bezenmiş orta vadeli programlama sürecine savrulmuş durumdayız. Bugün de sanayisizleşme yolunda seyreden, işsizlikle boğuşan, müzmin cari açık ve bütçe açığı yanında, yükselen işsizlikle başı dertte bir ekonomi ile baş başayız. Fakat, iç ve dış sermayeye devlet garantili muazzam para aktarmaktayız. Bunun anlamı şudur ki, IMF projelerine dayalı olarak, devleti yanına alan iç ve özellikle de dış sermaye halkın üzerinde büyük bir soygun planı uygulamaktadır. Hatta bütçede kaynaklar çok sıkışınca, çaresizlikten tüm yollar, köprüler, kısacası her şey piyasaya çıkartılarak, yerli, özellikle de yabancı para babalarına, özelleştirme adı verilen sistemle devrediliyor. Burada biraz duralım ve hiç gerçek dışı bir şey söylemediğimi anlatayım. Değerli dostlar, Çin’de olduğu söylenen raylar üzerinde biraz yüksekten kayarak giden tren misali, kapitalizm de sermaye birikimi üzerinde yürüyen bir sistemdir. Sermaye ise, gözlemlediğimiz somut maddi varlık değildir. Söz konusu somut varlığın nasıl oluştuğunu düşündüğümüzde, soyut halinin zamana içinde sağlanmış birikim olduğunu anlarız. O zaman daha sakin düşünerek, sermaye dediğimiz olguyu somut değil, soyut birikim dalgası olarak ele alırsak, ilgili bakanın “yolları vermiyoruz, onun kullanım hakkını veriyoruz” lafı, laf-ı güzaf’tan öte bir değeri haiz değildir. O yollar kullanılarak eskir, fakat kullanım esansında alınan paralar yeni sermayeyi yapar. Mülkiyetini tuttuğunuzu sandığınız somut sermayenin getirisini başkasına verdiğinizde, zamanla elinizdeki sermaye erirken, eriyenin yerine koymada kullanacağınız getirilerden mahrum kalmış olmuş olursunuz. Başka bir deyişle, özelleştirme, birkaç kuruş karşılığında, devamlı eriyen bir sermayeyi emperyaliste/sömürücüye devrediyorsunuz demektir. Hele de zor durumda kalan bir borçlu ülke olarak temerrüt olasılığı karşısında değerlemenin çok düşük yapılma olasılığının yüksek olması ülkeyi büyük bir sermaye kaybına sürükleyebilir. Siyasi iktidar gününü kurtarabilmek ya da olası seçimi alabilmek için her çareye baş vurabilir, fakat tüm bu hesaplar halkın ve genelde ülkenin zararına yapılıyor olduğunda durum basit ekonomik hesap olmaktan çıkar, ülke aleyhine işlenmiş suç niteliğine dönüşebilir.
Durum böyle olunca; böylesi bir mazi hikâyesi varsa, bugün neyi tartışıyoruz ki! Dış ve iç sermayeye kendi basiretsiz oy kurnazlığımız ya da eblehliğimiz ile verdiğimiz kararların sonucunda yüklendiğimiz borçları ödemek durumundayız. Tabii ki, borç yükünün içteki dağılımı da adaletsiz olacaktır: güçlüler, siyasi yandaşlar ve sair her türlü paçayı kurtaranlar diğerleri aleyhine avantajlı olacaktır, kısacası tabii ki, kapitalist sistemde gemi batıncaya kadar aynı gemide değiliz, ancak batınca aynı gemide olduğumuzu, biraz geç de olsa, ancak idrak edebilir!
Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nin kapanacağı yönündeki paylaşımların ardından Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel…
Ahmet Davutoğlu, 2021'deki konuşması nedeniyle başlatılan "Cumhurbaşkanı'na hakaret" soruşturmasında "şüpheli" sıfatıyla bugün saat 15.00'te Ankara…
Almanya'da Saksonya-Anhalt eyalet meclisi seçiminde aşırı sağcı Almanya için Alternatif Partisi oyların yüzde 44,5'ini alarak…
Rusya Savunma Bakanlığı, Karadeniz’de Batılı ülkelerin sağladığı askeri malzemeleri Ukrayna’ya taşıdığı öne sürülen bir kuru…
İran, Hürmüz Boğazı’nda kontrolünü artırmaya hazırlanıyor. İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai,…
MİT mensubu Kaşif Kozinoğlu’nun 2011’de Silivri Cezaevi’nde yaşamını yitirmesine ilişkin soruşturma kapsamında 15’i gardiyan 16…