Kılıçdaroğlu gündemi ve sol muhasebe
Kılıçdaroğlu, dar anlamıyla CHP’nin en önemli sorunu haline gelmiş bulunuyor. Eski parti başkanının bugün CHP’nin bölünmesi ve tasfiyesinde doğrudan rol oynaması, siyasetin cilvesi olarak değerlendirilemeyecek bir düzeyde CHP açısından ağır sonuçlara gebe bir sorun olarak görünüyor.
“Kılıçdaroğlu sorunu” geniş anlamıyla burjuva demokrasisinin de temel sorunlarından birisi olarak görülmeli. Yıllardır dile getirilen “burjuva demokrasisinin” kural, teamül ve normların tasfiyesine bir örnek olduğu için. Bir partinin üyelerinin ve örgütlerinin onay ve meşruiyetine dayanmadan doğrudan mücadele ettikleri AKP’nin dizayn operasyonuna taşeronluk eden bir figüre dönüşen Kılıçdaroğlu, düzen siyasetinde partilerin işlevini de sorgulatmaktadır bugün. Aslında bu sorgulama benzer bir biçimde yargının ve parlamentonun işlevi açısından da ele alınabilir. Yargı, yürütme ve yasama şeklinde ifade edilen 3 erkin oluşturduğu kuvvetler ayrılığı “ilkesinin” özünde sermaye sınıfının emri altında olduğunu son 25 Türkiye’si fazlasıyla göstermesine rağmen Kılıçdaroğlu ile birlikte bu gerçek bir kez daha gözümüze sokuldu. Sermayenin çıkarlarının merkezileşme ihtiyacı ile sermaye “devletinin” yaşadığı krizin merkezileşme ihtiyacının bir ürünü olarak gündeme gelen başkanlık rejimi, “güçlü Türkiye” söyleminin altındaki krizlerin aşılmasının bir sonucu olarak karşımıza çıkartılırken aslında yargıyı ve yasamayı kendisine bağlayarak kuvvetler ayrılığı illüzyonunu yok etmedi mi?
Şu söylenebilir mi: Rejim yargıyı ve yürütmeyi kendine bağladıktan sonra siyaseti de kendisine mi bağlıyor?
Elbette bu kadar kolay değil. Erdoğan’ın çıkış koşulları düşünüldüğünde bizzat devlet aygıtının aldığı önlemlerin toplumsal-siyasal dinamikleri tamamıyla kontrol altına alabildiğini söylemek çok iddialı olur.
Ancak bugün CHP içindeki düğümün nasıl çözüleceği belirsizliğini koruyor. CHP içinden doğrudan AKP’nin siyasal operasyonlarına taşeronluk yapacak aktörlerin çıkması burjuva siyasetin bir başka boyutunu oluşturuyor. Çıkar söz konusuyla burjuva siyasetin ilkeleri olmadığını biliyorduk. Ancak Cumhuriyet’in kurucu partisi CHP’nin genel başkanlığı koltuğuna oturmuş Kılıçdaroğlu’nun doğrudan AKP’nin siyasi operasyonlarına çanak tutan bir konumda bulunması herkes için şaşırtıcı oldu. Ama özellikle CHP kadroları, üyeleri ve oy veren kesimler açısından.
“Elim kırılsaydı da oy vermeseydim” deniyor mu bilmiyorum, ancak Kılıçdaroğlu karşısında CHP tabanı ve seçmeninin ciddi ve ağır bir utanma duygusu taşıdığı, daha da önemlisi bir öfke beslediği ortada. Çok anlaşılır bir durum.
Ancak Kılıçdaroğlu sorunu salt düzen ya da CHP sorunu olmasının ötesinde aynı zamanda solun da bir sorunu olarak görmek için nedenimiz yok mu? Geçmiş seçimlerde Kılıçdaroğlu’na oy atıp, daha önemlisi oy çağrısı yapıp bugün Kılıçdaroğlu karşısında konum almak Türkiye solunun bir kısmı açısından basitçe geçiştirilebilecek bir olgu mudur?
Bizce değil. Ancak ne yazık ki, bu konuda siyasal bir yüzleşme ya da hesaplaşma yaşanmadan dün Kılıçdaroğlu destekçiliğinin bugün Kılıçdaroğlu karşıtlığına sorunsuz evrilmesi sorunsuz karşılanabiliyor.
Meselenin iki boyut vardı. Birincisi bizzat Kılıçdaroğlu kimliği, diğer ise CHP’nin temsil ettiği siyasal çizginin sınıfsal karakteri. İlki elbette daha netameli bir konu iken ikincisi konusunda yani CHP’nin temsil ettiği siyasal hattın bir burjuva partisi olduğu gerçeği somut bir olgu olarak karşımızdaydı. İlkesel olarak CHP’ye açık destek, sosyalist solun yazacağı açık bir çek değildi.
Ancak bu çek CHP’ye ve özelde de Kılıçdaroğlu’na verildi.
“NATO demokrasinin güvencesidir” diyen Kılıçdaroğlu’na verilen bu açık çek, destek sanki hiç verilmemiş gibi bugün sosyalist hareketin Kılıçdaroğlu karşısında Özgür Özel’in arkasında dizilmesi samimi bir görüntü olmadığı gibi tutarlı bir politik bir davranış da değildir. Mesele salt Kılıçdaroğlu’nun kişisel niteliği ve karakteri olmadığı açık olsa gerek. Bir kez daha Türkiye sosyalist hareketinin bir kısmı düzen partilerinin kuyruğuna takılma siyasetini bırakmıyor, bir sermaye partisi olarak CHP’nin kanatları altında siyaset yapmaktan medet ummaya devam ediyor.
Buradan devrimcilik, solculuk, düzen karşıtlığı çıkmayacağı ortada.
Bununla birlikte dün Kılıçdaroğlu’na verilen destek sonrası bugün hem Kılıçadoğlu’nu eleştirip hem de CHP’ye belli bir mesafe koyan kesimler var. Olumlu sayılabilecek bu durum “sütten ağzı yanmak”la açıklanabilir. Ancak “sütten ağzı yananlar”ın geçmişte hilafsız Kılıçdaroğlu destekçiliğini bugün inkara kalkışmalarını yakışıksız ve samimiyetsiz bir tutum olarak görüyoruz. “Biz zaten o zaman uyarmıştık, biz zaten SGB yüzünden böyle davranmak zorunda kaldık” minvalli argümanlar arkasına gizlenerek geçmişteki Kılıçdaroğlu destekçiliğini bugün inkara kalkışmak devrimci bir hesaplaşma anlamına gelmediği net olsa gerek.
Bugün Kılıçdaroğlu’nun TESEV kurucu üyeliğini yazıp “Kılıçdaroğlu sorununu” gündeme getiren bu dostlarımıza 2023 yılında bu gerçek niye görmezden gelindi diye sorulmak durumunda. Siyaset eğilimleri görebilmektedir. Dün Kılıçdaroğlu gerçeğini göremeyenlerin bugün yorum ve değerlendirmelerinin hala muteber kabul edilmesi ise siyasetin cilvesi.
Kılıçdaroğlu sorunu, bazı gerçeklerin açığa çıkmasına neden oldu. Sola, devrimcilere, komünistlere “tatava yapma bas geç” diyenlerin popülist baskısına boyun eğmenin bedelini göstermiş oldu. Ama asıl sonuç daha teorik ve ideolojik olarak konmalı: Solun bağımsız siyasal hattı düzen siyasetine kurban edilemez.
“Bir daha fenersiz yakalanmamak için…”
Bu haber en son değiştirildi 1 Haziran 2026 14:06 14:06
CHP Meclis Grubu, seçilmiş Genel Başkan Özgür Özel'in konuşma yapacağı Meclis Grup Toplantısı için TBMM…
ABD Başkanı Donald Trump, "İran gerçekten bir anlaşma yapmak istiyor ve bu anlaşma hem ABD…
İçki markalarının, logo ya da bunları çağrıştıran işaretler kullanarak etkinliklere destek olmasını kısıtlayan yasa teklifi…
Doruk Madencilik işçileri, hükümet temsilcileri ve şirket yönetimiyle yapılan görüşmelerde verilen sözlerin yerine getirilmediğini belirterek…
CHP'de "mutlak butlan" kararının ardından başlayan işten çıkarmalar devam ediyor. Aralarında Genel Sekreterlik Koordinatörü Gülümhan…
İçinden geçtiğimiz butlan garabetini ağanın aparatına destek aparatlar yaratma olarak görüp, emperyalisti ve iş bağlantılı…