“Müesses nizam”dan “yeni müesses nizam”a geçen Koç

"Bugün Koç’un temsil ettiği değerlerin Türkiye’de kapitalizmin devamlılığı, sermayenin iktidarı, emperyalizme olan kopmaz bağlılık ve bir adım daha ileri giderek istibdat rejimine verilen örtük onay olarak değerlendirebiliriz. Dolayısıyla, Koç’un Anıtkabir yürüyüşünün “eski müesses nizam”dan “yeni müesses nizam”a geçişin resmi geçidi olduğu söylemek pek de iddialı olmayacaktır."

Dünyanın en büyük 500 şirketinin yer aldığı listede Koç Holding, 23 milyar 456 milyon dolarlık satış geliriyle 463’üncü sıraya yerleşti. (2017)

Koç Holding ise 2019 yılının ilk çeyreğinde konsolide bazda toplam 34.3 milyar TL gelir elde ederken, 779 milyon TL ana ortaklık payı net dönem kârı açıkladı. Koç grubu 2018 yılının ilk çeyreğinde ise konsolide bazda toplam 24,6 milyar TL gelir elde etmişti. (2019)

Koç Holding, 2022 yılının üçüncü çeyreğinde net kârını yıllık yüzde 355 artışla 33,1 milyar TL’ye yükseltti.

2002 yılında grubun cirosu 8,5 milyar dolardı, 2017 yılında 27 milyar dolara ulaştı.

AKP iktidarı tarafından 2005 yılında Koç Holding’e adeta altın tepsi içinde sunulan ve kısa adı Tüpraş olan Türkiye Petrol Rafinerileri AŞ’nin 2017 yılı net kârı 3,8 milyar TL oldu.

Grubun AKP dönemi kârı kabaca 40 milyar dolar oldu. (2025)

Yukarıda yer alan veriler beş dakikalık bir internet araştırması ile ulaşılan bilgiler. Türkiye burjuvazisinin en üstünde yer alan sermaye grubu elbette bu verilerden çok daha fazlası anlamına geliyor. Geçtiğimiz hafta 100. kuruluş yıldönümü nedeniyle etkinlikler düzenleyen, Anıtkabir’e giden ve sonrasındaki resepsiyonda siyasi parti temsilcilerinin yer alması ile gündeme gelen Koç grubu ülkemizdeki sömürü düzeninin bir numaralı odağı olarak görülmeli.

Yüz yıl boyunca Türkiye kapitalizminin bütün gelişim dinamiklerinin içerisinde yer alan bu grubun temsil ettiklerini anlamak için çok uzaklara gitmeye gerek bulunmuyor. Hepsi ülkemizdeki sistemin ve sınıf mücadelelerinin içerisinde yer alıyor. O açıdan Koç taraftır, tarafı da işçi sınıfının ve işçi sınıfının mücadelesinin tam karşısıdır. Bu açıdan herhangi bir burjuva odağı değerlendirirken bahsettiğimiz iki parametreyi merkeze koyarak ele almak gerekir.

Kimi zaman burjuvazinin içerisindeki çatışmalar ya da karşı karşıya gelişler, başka zamanlarda düzen siyasetinde yaşanan sorunlar veya burjuva odakların yaşadıkları huzursuzluklar sanki onların emekçilerin siyasal taleplerinin yanında olduğu gibi bir yanılsamayı yaratabilir. Bazı zamanlarda ise patronlar emekçileri “aynı gemideyiz” söylemine ikna etmeye çalışır. İşte tüm bunlar hepsi büyük yalanlar ya da yanılsamalardır. Burjuvanın iyisi kötüsü ya da işçi sınıfından yana olanı olmaz, olamaz.

(Arada not: Türkiye solunun geçmiş zamanlarında burjuvazi içerisinde ilerici, ulusal, anti-emperyalist vb… ittifaklar arayanlar çoktu. Hepsinin tezleri çöktü, bugün bir kesimi AKP’nin yanına diğerleri ise CHP’nin mitinglerine koşuyor. Artık “ilerici” burjuvaziyi nerede arıyorlarsa?)

Bugün Koç’un temsil ettiği değerlerin Türkiye’de kapitalizmin devamlılığı, sermayenin iktidarı, emperyalizme olan kopmaz bağlılık ve bir adım daha ileri giderek istibdat rejimine verilen örtük onay olarak değerlendirebiliriz. Dolayısıyla, Koç’un Anıtkabir yürüyüşünün “eski müesses nizam”dan “yeni müesses nizam”a geçişin resmi geçidi olduğu söylemek pek de iddialı olmayacaktır.

Kimi çevreler bunun AKP iktidarına dönük bir uyarı olarak ortaya konduğunu düşünüp söyleseler de, bu yaklaşımın altının boş olduğunu ifade etmek durumundayız. Neden olduğunu anlamak içinse yazımızın başında yer alan kısa verilere ya da daha derin araştırma kaynaklara başvurmak yeterli olacaktır. Bu açıdan lafı dolandırmadan ifade edelim: Koç özünde AKP’dir.

TÜPRAŞ’ı Koç’a peşkeş çeken de, 25 yıllık iktidarı boyunca kârlarının artmasını sağlayan da, ihtiyaç olduğunda grev yasaklarını gündeme getiren de AKP iktidarıdır. Tersinden AKP’nin iktidara gelmesini isteyen de başta Koç grubu olmak üzere Türkiye burjuvazisi olmuştur. “Demokrasi, özgürlükler, Avrupa Birliği” gibi söylemler aracılığı ile Türkiye’de adım adım istibdat rejimi kurulmuştur. Sermaye sınıfı ise olanları ellerini ovuşturarak izlemiştir.

AKP’yi isteyenlerin sermaye düzeninin merkezileşme eğilimlerini temsil eden Koç başkanlığa şu sözlerle arka çıkmıştır:

1-) Rahmi Koç, Winston Churchill’in, “Demokrasi en fena idare tarzının en iyisidir. En iyi idare tarzı diktatörlük. Akıllı diktatörlüktür” sözlerini hatırlatarak, “En iyisi akıllı bir diktatör. Ama, bu devirde mümkün değil. İkinci en iyi ise başkanlık sistemi. Bu sistemde, hukukunuzun çok iyi çalışması lazım. Bence Türkiye’nin en büyük sorunu hukuk sistemini muntazam çalıştıramamasıdır” demişti. (30 Aralık 2004)

2-) Rahmi Koç Tayyip Erdoğan’a işaret ederek başkanlık sistemini övdüğü konuşmasında, “Başbakan 3 dönemlik görev süreci boyunca oldukça başarılıydı. Çok karizmatik ve harika bir konuşmacı. Başkanlık sistemi Türkiye’ye yardımcı olacaktır. Başkanlığın yetkileri hakkında bazı söylentiler var. Ama hiç kimse bunun ne anlama geldiğini bilmiyor.” demişti. (2012, CNN)

İşte bu yüzden biz bu düzenin sınıfsal özüne işaret etmek için sermaye iktidarı ve yönetim biçimine de sermaye diktatörlüğü adını veriyoruz.

Devam edelim. Koç aynı zamanda CHP’dir. Vehbi Koç’un CHP üyeliğinden başlayan bu çizgi, kimi zaman kurucu partinin ana unsuru olmak, kimi zamansa siyasetin diğer alanlarında ya da partilerine karşı kurucu partinin ana unsur temsilcisi olmak şeklinde hayata geçiyor. Gelinen aşamada ise nasıl ki CHP artık İkinci Cumhuriyet’in CHP’si haline dönüştüyse, Koç’un CHP’liliği de ancak o kadar olacaktır. Çünkü özünde sermayenin bekası esastır. Laiklik ve bağımsızlık ise teferruattır. Koç’un yüzüncü yıl kutlamalarına Kemal Kılıçdaroğlu’nun davet edilmesi ama katılmaması, Özgür Özel’in katılması ise CHP’nin kurumsal olarak bu tabloya dahil olmadığı anlamına gelmiyor. Hatta Kemal Kılıçdaroğlu’nun Koç’a cephe alma ihtimalinin yüzde sıfır olduğunu bugün Türkiye siyasetini bilen herkesin malumudur. (O gecede Özgür Özel’in Devlet Bahçeli’nin neredeyse elini öpecek bir tavır içerisinde olması ise ibretlik bir durum olarak kayıtlara geçmiştir.) Dolayısıyla, CHP sermaye düzeninin muhalefet kanadı, Koç ise burjuvazinin en büyük odağı olarak geçmişten beri olduğu şekilde aynı platformda buluşmuşlardır. İşte bu açıdan 2023’te Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekleyenler, Saraçhane mitinglerine ve bugün Özgür Özel mitinglerine koştura koştura giden sol, sosyalist, komünist partiler şapkayı bir kere daha önlerine koyarak düşünmeliler.

Kutlama gecesinde Koç’un bir omuz başında “sosyal demokrat” CHP’nin yer alması ne kadar normalse, diğer omuz başında ise faşist MHP’nin olması o kadar normaldir. Bu açıdan bakıldığında ise Koç aynı zamanda MHP’dir. MHP’nin Türkiye’de sermayenin bekçisi olarak işlev gördüğü yüzlerce örnek göstermek mümkün. Bugün popüler olarak Ali Koç’un MHP’ye yakın olduğunu beyan etmesi ise normal karşılanıyor olabilir. Dedesi Vehbi Koç’un temsil ettiği büyük burjuvazi ile büyük işçi sınıfımız arasındaki çetin mücadelede 1980 yılında DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler’in katledilmesi önemli bir aşamayı temsil etmekteydi. Türkler’in cinayetini azmettirmekten yargılanan ve emri Alpaslan Türkeş’in verdiğini itiraf eden MHP milletvekili Celal Adan da geçtiğimiz akşam Koç’un gecesinde oturanlar arasında yer aldı. Ne büyük tesadüf deyip geçmeyelim. Devlette süreklilik esastır. Sermayenin bekası için MHP her daim görev başındadır.

Son olarak, Rahmi Koç’un Binali Yıldırım’a anlattığı ve kadınları, Kürtleri, hekimleri ve özünde insanlığı hakir gören saçma sapan fıkra konusunda söz etmek gerekirse şunları söylemek yeterli olacaktır:

Donald Trump’ı uzaklarda aramayın. O bizim içimizde… Özünde, burjuvaların aralarında hiçbir fark yoktur. Hayata, insanlığa ve emekçilere bakışlarında ortak ve geri değerlere sahiptirler. Kısacası, Rahmi Koç = Donald Trump’tır.