Reklam
Kategoriler: Köşe Yazıları

NATO Zirvesi ile Türkiye’de düşman ceza hukuku ve anayasasızlaşma yeni eşiklere ulaştı

Reklam

Öncülüğünü ABD’nin yaptığı Uluslararası Emperyalizmin savaş örgütü NATO’nun Ankara zirvesi ve bu toplantının çıktıları pek çok açıdan tartışılmaya devam ediyor. Zirvenin ana başlıklarının ABD ve İsrail’in güvenliği, Türkiye’de rejimin buna uygun biçimde takviye edilmesi ve kalıcılaştırılması, İran savaşı, ABD-AB ilişkisinin yeniden düzenlenmesi, Rusya ve Çin ekseni olduğu biliniyor.

Yazımızın ana konusu bu başlıklar değil, fakat bu başlıklarla doğrudan ilişki içinde. 11 Eylül saldırıları sonrası Yeni Dünya Düzeni’nin “hukuk devleti” mistifikasyonundan vazgeçerek güvenlik konseptine ve düşman ceza hukukuna doğru geri-evrimini kitaplarımızda ve pek çok yazımızda anlatmıştık. Ve fakat Türkiye’nin bu sürece eklenmesinde katedilen yol emperyalist ilişkilerin yoğunlaşmasıyla yeni bir kerteye ulaştı.

NATO zirvesi öncesi yapılan operasyonlarla başlayalım… Devlet açısından her daim “düşman” ihtiyacını karşılayacak “olağan şüpheliler” devrimciler, sosyalistler ev operasyonlarıyla sabaha karşı alındılar. Bu önceki eşikten zaten bilindik bir aksiyon. Buna dair bir fark, şehrin merkez ilçesi Çankaya’da ev baskını videolarına kamuflajlı Jandarma Özel Hareket güçlerinin otomatik tüfeklerle rol alması oldu. Bunun NATO’nun patronlarına dönük bir askeri güzelleme olduğunu fakat güvenlik hukukunun uygulanmasına dair yeni bir niteliğe tekabül etmeyen vasat şov düzeyinde kaldığını ifade edelim.

Mücadeleden bir biçimde yıllar önce kopmuş, yaş almış “eski” sosyalistler gözaltı listesinin bir başka “göz dolduran”ı olabildiler. Devletimiz sosyalistleri unutmaz zira!

Nicel ve nitel gücü eriyip gitmiş kimi eski örgütlerin ismen zikredilmesinin düşman hukuku uygulaması imdadına yetişmesi de NATO güvenlik konseptine özgü veya yeni değil. Pek çok siyasal operasyonda benzer uydurmalar yaşandı.

Fakat çevre sorunsalına, sorunsalın politik bağlamından da belli bir mesafe itidaliyle konumlanan TEMA üyelerini yasadışı TKP/ML örgütü isnadından tutuklamak… İşte bu yalnızca bir politik trajedi mesel’i değil, Türkiye hakim devlet sınıflarının artık çevre hareketini de terör hukuku kapsamına aldıklarına dair yeni bir zaviye.

Ceza hukuku yasası, öğreti ve içtihatlarının aradığı biçimde eylem yok, delil yok ve artık bunlara ihtiyaç da yok. Önceki terör hukuku dahi bu değil, zira bu kez örgüt de yok!

Olağan hukukta taahhüt edilen formel kuralların da, usul hukuku kural ve ilkelerinin de rafa kaldırıldığı adı konmamış bir Olağanüstü Hal hukukunun Türk tipi başkanlık sisteminde bir istisna hali olmaktan çıkıp her an uygulanabilir hale geldiğini müşahade ediyoruz. Ve bu halde iktidar, muhaliflerine düşman ceza hukuku uygulamaya kolayca geçer. Zira muhalifleri artık “yurttaş” olarak görmez. 11 Eylül saldırıları sonrası Schmitt’den yarım kalan Düşman Ceza Hukuku öğretisini kuramlaştırma işini tamamlamak isteyen Günter Jakobs, artık “terörist”lere düşman ceza hukuku uygulanması gereğini açıkça savunmaktaydı ve bunu kötümserlik değil “gereklilik” olarak ifade ederdi.

Şöyle bir ayrım tezi savunur Jakobs: “Normal suçlulukta fail ile halen bir iletişim söz konusudur. Ancak tehlikeli bireyde iletişim yerini tehlikeyle mücadeleye, yurttaş ceza hukuku da yerini düşman ceza hukukuna terk eder.”

“Artık geçmiş eylemlerin cezalandırılmasından daha çok, gelecek (tehlikeli eylemlerin) önlenmesi ve bu eylemlerin yaratacağı tehlikelilikten korunma söz konusudur. Devlet, hukuki ve kuralına uygun biçimde HAKLARI UYGULAMADAN KALDIRIR ve bu kişilere SAVAŞ AÇAR” (Denizer Şanlı, Düşman Ceza Hukuku, Notabene Yayınları, içinde).

Jakobs’a göre düşman ceza hukuku, yargılama usulü bakımından da aynen geçerli olmalıdır. Tehlikenin bertaraf edilmesi amacı, usul hukukunun da amacı olmalıdır (Şanlı,agy.).

Normal suçlulukta ilke olan şüphelinin yargılama sürecine katılması durumu, tehlikeli kimse olduğunda bütünüyle kalkar. TÜM USULİ GÜVENCELER ORTADAN KALKAR (Jakobs; akt: Şanlı, agy.).

Jakobs’un önerdiği düşman ceza usul hukuku yöntemlerine örnekler şunlar:

-İletişimin denetlenmesi
– Gizli gözlem usulleri
– Gizli soruşturmacı görevlendirme
– Müdafi ile görüşmenin ve müdafiyle iletişimin engellenmesi (akt: Şanlı, 124-125).

Şanlı, benzer yöntemleri Gasser’den alıntıyla bir başka kategoride daha sayar:

-Polis gözetimini sıklaştırmak
– İnsanlık dışı muameleye ve hatta işkenceye varacak daha kuvvetli sorgu yöntemlerinin benimsenmesi
-Teröristlerin adil yargılanma hakkının kısıtlanması
-Savunma hakkının sınırlanması
-Masumiyet karinesini yürürlükten kaldırmaya eşdeğer nitelikte tedbirlere başvurulması (Gasser, 2008:117-118; akt: Şanlı, 65).

Peki bu fiili NATO OHAL’inde düşman ceza hukukunun uygulanacağı “teröristler” kimlerdir? Bu soruya verilecek cevabı ABD egemenleri şöyle özetliyor: Siyasal iktidarın “istikrarını” bozmaya yönelenler…

Bu yeni terör hukukunun kaynağını ABD’den aldığını, 11 Eylül saldırıları sonrası Patriot Act ile egemenlerin “hukuku” nasıl önceki taahhüt ve kazanımlarından sıyırarak yeni savaş konseptinin kurucu aracı haline getirdiklerini ve tüm müttefiklerine de “yeni hukuku” buradan kurmayı dayattıklarını Jean Claude Paye “Hukuk Devletinin Sonu, Olağanüstü Halden Diktatörlüğe Terörle Mücadele” kitabında çok canlı ve somut anlatır. Şöyle tanımlar süreci: “İlk terörle mücadele yasaları siyasal alandan şiddet eylemlerinin bütününü dışlamaya izin verirken daha yeni yasalar daha çok siyasal alanı tekrardan tanımlarlar. Terör olarak belirlenen eylemlerdeki siyasal karakter aksine alınan önlemlerin özgürlükleri öldürücü doğasını haklı gösterir. Fakat bu eylemler toplumsal talepleri taşıdıklarından değil, devletin istikrarını bozmaya yatkın oldukları için böyle tanımlanırlar. Siyaset, iktidarın siyasal örgütlenmesine indirgenir. İktidar kendisini yine kendisine göre tanımlar ve kendisinden kısmi olarak dışarıda olanların tüm siyasal ifadelerini inkâr eder.”

Hukuk devleti çerçevesinde ceza hukuku bireylerin kontrol altında tutulması için bir araçtı. Bugün ise toplumsalın parçalanmasının bir aracı olarak siyaseti içeriden yeniden yapılandırır. Günümüz devletinin ceza hukuku politikaları organize bir sosyal güç üzerine değil ‘yüksek-riskli gruplar’ üzerine odaklanır. Devamlı olarak, tekrardan tanımlanan potansiyel bir düşmana karşı gerçek bir savaş yaratır (Paye, agy.).

Olağanüstü usulün üstünlüğü, hukukta bir değişikliğe sebep olur. Bu değişiklikle devlet, toplumu oluşturur ve sürekli olarak toplum ile onun dışı arasındaki sınırı tekrardan tanımlar. Terörle mücadele, hukukun askıya alınmasını gerektirir ve yeni bir hukuk düzeni yaratırken aynı zamanda maddi ve formel olarak savaşılacak düşmanı da üretir. Hukuk düzeninin adaptasyonu sıkıyönetimde olduğu gibi sisteminin dışında bir tehdidi değil, sistemin kendisinin içinden bir düşman hedefler. Araçlarla amaçlar arasındaki ilişkinin tersine çevrilmesine tanık oluyoruz. Terör örgütünün düşman olarak belirlenmesi onu, hukuki ve siyasi düzenleri değiştirmek için bir araç haline dönüştürür (Paye, agy.).

Tam olarak AKP iktidarının “terör” kavramını ve ona karşı uyguladığı güvenlik hukukunu, iç ve dış siyasetini reorganize etmek üzere performe ettiğini görmekteyiz. Elbette bu geriye doğru bir performasyondur. Böylece NATO karşıtları, bağımsızlıkçılar, yurtseverler, sosyalistler, hatta çevre hareketi “terörist” olarak özneleştirilir ve buradan hukuk askıya alınarak bir yanda savaş konsepti inşa edilirken bir yandan siyasal iktidar tahkim edilir. Bu nedenle de gözaltılar, tutuklamalar ve bunların tüm adli proses askıya alınarak zalimce gerçekleştirilmesi “gerekir.”

NATO zirvesi kapsamında bu emperyalist yeniden uyumlanma ile güvenlik hukuku/terör hukuku ilişkisini batı basını şöyle anlattı:

“Türkiye NATO zirvesine ev sahipliği yaparken muhalifleri bastırıyor” (The Newyork Times). Bu yazının sonunda da “NATO zirvesi öncesinde Türk makamlarının internet sitelerine erişim yasağı getirildiği, terör suçlamalarıyla çok sayıda kişiyi hapse attığı ve tanınmış bir komedyenin gözaltına alındığı” vurgulandı.

The Wall Street Journal’ın haber yorumu ise “Trump’ın desteğini arkasına alan Erdoğan, NATO müttefiklerinden daha az eleştiri görüyor” başlığını taşıyordu. Yazı Trump ile Erdoğan arasındaki ilişkinin “Washington ve Avrupa başkentlerinden Erdoağn’ın muhaliflerine dönük tasarruflarına gelen eleştirileri yumuşattığını” anlattı.

Böylece bir yanda emperyalist ilişkilerin baskı hukukunda kaynaşımlarını, diğer yanda “batı demokrasisi”nin iki yüzlülüğünü görüyor; sonuç olarak ise Türkiye’deki yeni güvenlik hukukunun bu ilişkilenmeye uygun olarak AKP tarafından dizaynının esasen “uluslararası” bir durum olduğunu tahlil edebiliyoruz.

Gelinen eşikte düşman ceza hukukunun rekonstrüksiyonu ANAYASASIZLAŞMA eşiğine de gelmiştir. Ankara’da alınan tedbirler, en az iki gün boyunca süren seyahat yasakları, bir hafta boyunca kapalı yollar, parkların halka kapatılması, çevre ve kent hakkının askıya alınması, yalnızca siyasal olanlar değil düğünler ve kutlamalar dahil her türlü toplanma ve gösteri hakkının rafa kaldırılması, Anayasanın 13. Maddesi uyarınca bu haklar ancak kanunla ve kanuna dayanan bir mahkeme kararıyla “demokratik toplumda” zorunlu hallerde istisnaen uygulanabilecek iken, NATO haftasında yalnızca bir idari kararla (valilik kararıyla) gerçekleşebiliyor. Diğer bir deyişle Anayasal haklar, anayasal olmayan mekanizmalarla askıya alınıyor. Bu seviye de bize iktidarın Anayasasızlaşma düzeyini gösteriyor ve gündemdeki “yeni anayasa” tartışmalarına dair işaretler sunuyor.

Bu tespitler bizleri karamsarlığa düşürmemeli elbette. Bir avuç sömürgen azınlığın ve yerli işbirlikçilerinin bu baskılarının halkta yarattığı güncel tepki örgütlü bir güç olarak açığa çıktığında, aktarmaya çalıştığımız süreç bir momentte akamete uğratılacaktır. Keza egemenlerin bizleri “düşman” ilan etmelerindeki en temel neden de aslında budur.

Doğrudur, yurtseverler NATO’ya, Emperyalizme, Faşizme düşmandır. Yeniden Tam Bağımsız Türkiye’yi ve Cumhuriyet hukukunu kuracak olanlar da onlardır.

Reklam

Önceki Haberler

Merkez Bankası verileri paylaştı: Enflasyon beklentilerinde makas açıldı

Merkez Bankası, temmuz ayı "Sektörel Enflasyon Beklentileri" verilerine göre, piyasa katılımcılarının 12 ay sonrası enflasyon…

24 Temmuz 2026 11:16

Özgür Özel, CHP’den istifa etti

Mutlak butlan kararından 2 ay sonra CHP'nin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel, partisinden istifa etti.…

24 Temmuz 2026 11:11

‘Çerçeve yasa’ pazartesi günü Meclis’e sunulacak

Süreç kapsamında hazırlanan “çerçeve yasa” teklifinin pazartesi günü TBMM Başkanlığı’na sunulması planlanıyor. Takvimin yetişmemesi halinde…

24 Temmuz 2026 11:00

Bahçeli’nin hazine yardımı çağrısına CHP’den yanıt: Paradan önce konuşmamız gereken şeyler var!

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, CHP'den ayrılacak yeni bir oluşumun hazine yardımından pay alması gerektiğini…

24 Temmuz 2026 10:48

Yeni partinin kuruluş dilekçesi İçişleri Bakanlığı’na bugün verilecek

Özgür Özel liderliğindeki yeni partinin kuruluş dilekçesi, Meclis görevlileri tarafından İçişleri Bakanlığı'na götürülüyor.

24 Temmuz 2026 10:43

Emperyalist ABD’nin Küba’ya yönelik yaptırımları genişliyor

ABD Dışişleri Bakanlığı, Küba'daki 9 kuruluşu ve 2 kişiyi yaptırım listesine ekledi. Karar, ABD Başkanı…

24 Temmuz 2026 10:40
Reklam