Mesele İdris-i Bitlisi’den ibaret değil
İçlerinde benim de imzacı olduğum 53 Alevi aydının bildirisi bir tartışma açtı. DEM Parti’nin cevabı ise o tartışmayı kapatmadı, büyüttü.
Bildiri açıktı: Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümüne destek veriliyor; itiraz, Yavuz Sultan Selim ile İdris-i Bitlisi ittifakının bugünün çözüm arayışlarına tarihsel referans yapılmasına yöneltiliyordu. Bildiride, 16. yüzyıldan kalma “arkaik ve kanlı” bir ittifak modeliyle barış kurulamayacağı vurgulanıyordu. [1]
DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu ise Öcalan’ın “bu bağlamda bir değerlendirmesi bulunmadığını” açıkladı; onun yaklaşımını “Aleviler bu sürecin tam kalbindedir” ifadesiyle özetledi. [2] Fakat sorun tam da burada başlıyor.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın ardından kullandığı sözler, tartışmanın yalnızca tarih yorumundan ibaret olmadığını gösterdi. Bakırhan, bildirideki bazı isimler için “sokaktan alıp getirip milletvekili yaptığımız” dedi; “hangi aydın kimliği var onu da bilmiyorum” ifadesini kullandı. Ardından daha vahim bir hüküm kurdu:
“Kürt Hareketi’ni eleştirmek, Öcalan’ı eleştirmek, tırnak içerisinde aydın olmaksa […] o dündü.” [3]
Bu söz, Öcalan’ı eleştiriye açık bir siyasal aktör olmaktan çıkarıp dokunulmaz bir otorite konumuna yükseltiyor. Oysa aydının görevi herhangi bir lidere, partiye ya da harekete sadakat göstermek değil; gerektiğinde kendi yakın gördüğü siyasal çevreyi de sorgulamaktır. “Öcalan’ı eleştiriyorsan aydın değilsin” anlamına gelen bir yaklaşım, demokratik tartışmayı fikirlerin doğruluğundan çıkarıp lidere bağlılık ölçüsüne indirger. Böyle bir ölçü barışın değil, biat kültürünün dilidir.
Bakırhan’ın hedef aldığı imzacılar arasında eski milletvekilleri Şerafettin Halis ve Müslüm Doğan bulunuyor. [4] Bu kişileri “sokaktan alınıp milletvekili yapılmış” insanlar gibi sunmak, onların siyasal ve toplumsal mücadele geçmişini silmekle kalmıyor; milletvekilliğini halkın oyuyla kazanılan bir temsil görevi olmaktan çıkarıp parti yönetiminin bağışladığı bir makam gibi gösteriyor. Bu, halk iradesini küçümseyen ve seçilmişleri partiye borçlu “kapı kulları” sayan vesayetçi bir dildir.
Bakırhan daha sonra “sokaktan getirmek” derken siyasette alan açmayı kastettiğini, ifadenin maksadını karşılamadığını söyledi. [5] Ancak sorun yalnızca talihsiz bir kelime seçimi değildir. Aynı konuşmada imzacıların aydın kimliğini sorgulaması, onları milletvekilliği hesabı yapmakla suçlaması ve Öcalan eleştirisini geçersiz sayması, sözün arkasındaki hiyerarşik anlayışı açıkça ortaya koyuyor. Alevilere siyasette “alan açtığını” söyleyen bir parti, o alanın sınırını da kendisinin belirleyebileceğini düşünüyorsa eşit ilişki kurmuyor; itaat bekliyor demektir.
Kamuoyuna yansıyan İmralı notlarında Öcalan’a şu söz atfediliyor:
“Şimdi devlet bize terörist gözüyle baksa da yarın en az MHP kadar bu devletin sağlam bir ayağı olacağız. Üç ay tartışalım, göreceksin devlet kapısı ardına kadar açılacak. Çünkü en stratejik bir halkı devletin müttefiki hâline getiriyoruz. Yavuz, İdris-i Bitlisi’ye beyaz bir kâğıt verir, ne istersen yaz der. Sonuç Ortadoğu kapısını aralar. Bunlar Kürtlerin statüsünü feda etmek anlamına gelmiyor.” [6]
Aynı notların devamında bu tarihsel benzetme yeniden kuruluyor: “Demokratik entegrasyon dediğimiz şey. O oluştuğunda, Yavuz Kürt mirlikleriyle nasıl Ortadoğu’yu kazandıysa öyle kazanıyoruz.” [7] Dolayısıyla İdris-i Bitlisi ve Yavuz göndermesi, metnin içinde rastlantısal bir tarih ayrıntısı değil; güncel devletle bütünleşme ve bölgesel güç tasavvurunun açıklayıcı modeli olarak kullanılıyor.
İmralı tutanakları bu tartışmada önemsizleştirilemez. Çünkü kapalı yürütülen görüşmelerde söylenenlerle kamuoyuna açıklanan kısa metinler aynı şey değildir. DEM Parti İmralı Heyeti, Ağustos 2026’da yayılan notlarda ekleme ve çıkarmalar bulunduğunu ileri sürdü; fakat “doğru” ve eksiksiz tutanağı yayımlamadı. [8] Bu durumda yapılması gereken, notları peşinen mutlak hakikat saymak da bütünüyle hükümsüz ilan etmek de değildir; içerdiği her iddiayı Öcalan’ın önceki metinleri ve bağımsız olgularla karşılaştırmaktır.
İbrahim Kalın örneği, bu tür genel yalanlamaların neden tek başına yeterli olmadığını gösteriyor. Rastî’nin 1–2 Şubat 2026 tarihli olduğu iddia edilen görüşmeye ilişkin yayımladığı notlarda Öcalan’a, “İ.K.’ya arkanızda MOSSAD’ın gölgesini görüyorum diyecektim, sonra vazgeçtim” sözü atfediliyor. Metinde ad açık yazılmasa da ileride “İbrahim Bey” denmesi, ifadenin İbrahim Kalın’a gönderme olarak yorumlanmasına yol açıyor. Burada sosyal medyada dolaşıma sokulduğu biçimiyle doğrudan bir “MOSSAD ajanı” suçlaması değil, daha sınırlı ve dolaylı bir kuşku ifadesi bulunuyor. [9] Öcalan ve DEM Parti daha sonra yayımlanan notları genel olarak “gerçek dışı” ve tahrif edilmiş ilan etti; Mithat Sancar da “Böyle bir görüşme olmadı. Böyle tutanaklar da yok” dedi. [10] Ancak hangi cümlenin eklendiği ya da çıkarıldığı açıklanmadı; doğru olduğu söylenen eksiksiz tutanak da yayımlanmadı. Üstelik yalanlanan İbrahim Kalın’a ilişkin ifade, kamuoyuna sunulan tutanak metninde durmaya devam etti. Bu durum sözün kesinlikle doğru olduğunu kanıtlamaz; fakat belirli bir cümleye somut cevap vermeden yapılan toplu inkârın, metindeki her ayrıntıyı kendiliğinden hükümsüzleştirmediğini gösterir.
Notların aktarım biçimi tartışılabilir. Ancak İdris-i Bitlisi referansının Öcalan’ın tarihsel çözümlemelerinde bulunmadığı söylenemez. Öcalan’ın yayımlanmış metinlerine dayanan incelemelerde, İdris-i Bitlisi öncülüğündeki Osmanlı-Kürt ittifakını dönemin koşulları bakımından “uygun ve başarılı” saydığı; aynı zamanda Kürt egemenlerinin iradesizliğini ve merkezî iktidarla iş birliğini eleştirdiği görülüyor. [11] Dolayısıyla karşımızda basit bir isim anma değil, olumlu ve olumsuz yönleriyle kurulmuş bir siyasal-tarihsel referans vardır.
Üstelik İdris-i Bitlisi tek başına değildir.
Öcalan’ın yakın dönem söyleminde Medine Vesikası da açık biçimde karşımıza çıkıyor. Mezopotamya İslami Araştırmalar Federasyonu Kongresi’ne gönderdiği mesajdaki ifade nettir:
“İslam, özünde özgürlüğün, adaletin ve eşitliğin dinidir. Kapitalist modernitenin iktidar ve talan aracı hâline getirdiği resmî devlet İslam’ı ya da cemaatçi yapılar, bu özü yitirmiştir. Demokratik İslam ise, Medine Vesikası’nın ruhuna dönmektir. O sözleşme farklı inançların, halkların ve kültürlerin öz iradesiyle, baskısız bir arada yaşama sözleşmesidir.” [12]
Bu, yalnızca tarihsel bir gönderme değildir. Medine Vesikası, “Demokratik İslam” adı verilen siyasal-toplumsal anlayışın referansı olarak sunulmaktadır. Burada Alevilerin sorması gereken soru açıktır: 21. yüzyıl Türkiye’sinin toplumsal sözleşmesinin referansı neden 7. yüzyıl Medine’sinde aranıyor?
Şeyh Said konusunda da benzer bir yeniden konumlandırma vardır. Öcalan, 2025’te isyanın yüzüncü yılı dolayısıyla düzenlenen konferansa gönderdiği mesajda Şeyh Said’i şöyle değerlendirdi:
“Şeyh Said, döneminin koşullarında toplumsal sorumluluğu yüklenmiş bir öncü olarak, Kürtlüğün iradesine yönelen inkâr politikalarına karşı güçlü bir duruş sergilemiştir. Onun şahsında anlam bulan bu kalkışma, yalnızca siyasi değil, aynı zamanda toplumsal bir tepkidir. Bu tepki, Kürtlerin kendi hakikatlerine olan sadakatinin tarihsel bir ifadesidir.” [13]
Aynı mesajda Şeyh Said hareketini “geleneksel bir varlık mücadelesi” olarak nitelendirdi ve “Biz adalet istedik, siz idam verdiniz” sözünü Şeyh Said’e atfederek olumlu bir tarihsel çerçeveye yerleştirdi. [14] Bu yaklaşım, Öcalan’ın geçmiş dönemlerdeki daha eleştirel Şeyh Said değerlendirmeleriyle birlikte okunduğunda belirgin bir siyasal dönüşüme işaret eder.
Said Nursi de bu tarihsel hafızanın dışında değildir. 2013 İmralı görüşmelerine ilişkin basına yansıyan kayıtlarda Öcalan’ın “Nur hareketini inceleyin” dediği aktarılmış; görüşmeye katılan Sırrı Süreyya Önder, kamuoyuna yansıyan biçimin bağlamından koparıldığını söylese de Said Nursi üzerine konuşulduğunu reddetmemiştir. [15] Bu nedenle Said Nursi başlığında doğrudan bir “övgü” hükmünden çok, onun siyasal ve tarihsel bir inceleme nesnesi olarak Öcalan’ın anlatısına dâhil edildiğini söylemek daha isabetlidir.
Bölgesel Konjonktür ve Söylemsel Çakışmanın Riskleri
İdris-i Bitlisi ittifakı ve Sünni-tarihsel referansların tam da Ortadoğu’da bölgesel fay hatlarının hareketlendiği bir dönemde yoğunlaşması tesadüf olarak görülemez. Bu söylemsel çıkışlar, elbette bölgesel askerî planlamaların doğrudan bir sonucu ya da organı olarak okunamaz. Ancak siyasal söylemler yalnızca niyetlerle değil, nesnel olarak hangi zemine oturduklarıyla ve nasıl bir işlev gördükleriyle de değerlendirilmek zorundadır.
İran’a yönelik dış müdahale, yaptırım ve kuşatma politikalarının uzun bir tarihsel geçmişi bulunmaktadır. [16] İsrail ve ABD’nin bölgeye yönelik stratejilerinde etnik ve mezhepsel fay hatlarını kaşıma, bölgesel aktörleri veya silahlı grupları vekil güçlere dönüştürme arayışları sır değildir. Nitekim uluslararası basında, İsrail’in İran sınırındaki etnik ve mezhepsel dinamikler ile PJAK gibi gruplar üzerinden bölgesel gerilimi derinleştirmeye çalıştığına dair haberler yayımlanmaktadır. [17] Halkların hak arayışlarının başka devletlerin bölgesel hesaplarına meze edilmesi ise özgürlük değil; iç savaş, parçalanma ve yeni toplumsal yıkımlar getirir.
İran’daki otoriter ve teokratik rejime karşı çıkmakla, İran halkına yönelik emperyalist müdahaleleri meşrulaştırmak aynı şey değildir. İran halklarının demokrasi, laiklik, kadın özgürlüğü ve yurttaşların eşitliği mücadelesi ne kadar meşruysa; bu mücadelenin bölgesel savaş planlarına kurban edilmemesi de o kadar kritik bir ilkedir.
NATO Zirvesi, Mekke Anlaşması ve Tarihsel Hafıza
Tam da bu hat üzerinde, Türkiye’nin dış politikadaki yönelimi de dikkatle izlenmelidir. 7-8 Temmuz 2026’daki Ankara NATO Zirvesi’nde öne çıkan askerî harcama vurguları ve İran’a yönelik parametrelerin ardından [18], 7 Ağustos 2026’da Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında Mekke Ortak Savunma Anlaşması imzalanmıştır. [19] Anlaşmayı izleyen kurumsal sekretarya adımları, bu askerî mimarinin kalıcılaştırılmak istendiğini göstermektedir. [20] Taraflar bu paktın herhangi bir ülkeyi hedef almadığını açıklasa da [21], Sünni çoğunluklu üç ülkenin bölgesel krizlerin göbeğinde kurduğu bu askerî mimarinin zamanlaması ve dinî simgelerle yüklü adı ciddi sorular doğurmaktadır.
Buradaki temel risk şudur: Türkiye’nin dış politikada Sünni-merkezli ve güvenlikçi bir eksene kaydığı, bölgesel kuşatmalarda rol aldığı bir vasatta; iç siyasette ve Kürt sorununun çözüm arayışlarında da Yavuz Sultan Selim, İdris-i Bitlisi, Medine Vesikası veya Şeyh Said gibi 16. veya 7. yüzyılın Sünni-İslami ittifak modellerinin referans yapılması tehlikeli bir söylemsel çakışma yaratmaktadır.
İç siyasette toplumsal barışı tarihsel-dinsel ortak paydalarda aramak, nesnel olarak bölgesel ölçekte derinleşen mezhepçi fay hatlarını besleme riski taşır. Türkiye, bölgesel çatışmaların veya mezhepçi bloklaşmaların ne askerî ne de söylemsel zemini olmalıdır. İktidar, NATO Zirvesi’nde ve Mekke Ortak Savunma Anlaşması kapsamında üstlenilen yükümlülükleri kamuoyuna açıkça açıklamalıdır.
Asıl soru şudur: Türkiye’ye hangi gelecek öneriliyor?
İdris-i Bitlisi, Medine Vesikası, Demokratik İslam, Şeyh Said ve Said Nursi aynı siyasal anlatıda tekrar tekrar karşımıza çıkıyorsa Alevilerin kaygısı bir kapris değil, ciddiye alınması gereken bir uyarıdır. Çünkü Yavuz Sultan Selim dönemi, İdris-i Bitlisi ve Sünni siyasal ittifakları Aleviler açısından soyut tarih tartışmaları değildir; toplumsal hafızada ağır izler bırakan bir dönemin simgeleridir.
İçlerinde benim de bulunduğum 53 imzacı Kürtlerin haklarına karşı değildir; barışa karşı hiç değildir. Tam tersine bildirinin çıkış noktası, Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümünü savunmaktır. İtirazımız şudur: Bir halkın hakları savunulurken başka bir toplumun tarihsel travmaları çözümün referansına dönüştürülemez.
Alevilere “bu sözlerden rahatsız olmayın” deme hakkı hiç kimsenin değildir. Alevilerin tarihsel hafızasının ne anlama geldiğine Aleviler karar verir.
Kürt sorununun çözümü için İdris-i Bitlisi’ye, Medine Vesikası’na, Şeyh Said’e ya da Said Nursi’ye ihtiyaç yoktur. Türkiye’nin önünde çok daha çağdaş ve kapsayıcı bir zemin vardır: laiklik, demokratik hukuk devleti, yurttaşların eşitliği ve halk egemenliği.
Barış, 16. yüzyılın mezhep ve hanedan ittifaklarını 21. yüzyılda yeniden üretmekle değil, laik, demokratik Cumhuriyet düzeninde kurulur.
Kaynakça ve Notlar
[1] BirGün. (31 Ağustos 2026). “Öcalan’ın ‘Yavuz Sultan Selim-İdris-i Bitlisi ittifakı’ benzetmesine tepki: 53 isimden Alevi Aydınlar Bildirgesi.” https://www.birgun.net/haber/ocalan-in-yavuz-sultan-selim-idris-i-bitlisi-ittifaki-benzetmesine-tepki-53-isimden-alevi-aydinlar-bildirgesi-732147 (Erişim: 2 Eylül 2026).
[2] Cumhuriyet. (1 Eylül 2026). “DEM Parti, Alevi aydınların eleştirisini ‘beğenmedi’: ‘Kabul etmiyoruz’.” https://www.cumhuriyet.com.tr/siyaset/dem-parti-alevi-aydinlarin-elestirisini-begenmedi-kabul-etmiyoruz-2534093 (Erişim: 3 Eylül 2026).
[3] T24. (2-3 Eylül 2026). Bakırhan’ın Alevi Aydınlar Bildirgesi’ne yönelik sözleri ve sonraki açıklaması. https://t24.com.tr/politika/dem-parti-es-genel-baskani-bakirhandan-alevi-aydinlar-bildirgesine-tepki-sokaktan-alip-milletvekili-yaptigimiz-isimlerin-hangi-aydin-kimligi-var-bilmiyorum%2C1345453; https://t24.com.tr/politika/bakirhan-alevilerle-ilgili-tepki-ceken-aciklamalarina-dair-konustu-maksadimi-tam-karsilamayan-bir-ifade-kullandim-sokaktan-getirmek-siyasette-alan-acmak-anlamindaydi%2C1345588 (Erişim: 3 Eylül 2026).
[4] BirGün. (31 Ağustos 2026). “Öcalan’ın ‘Yavuz Sultan Selim-İdris-i Bitlisi ittifakı’ benzetmesine tepki: 53 isimden Alevi Aydınlar Bildirgesi.” https://www.birgun.net/haber/ocalan-in-yavuz-sultan-selim-idris-i-bitlisi-ittifaki-benzetmesine-tepki-53-isimden-alevi-aydinlar-bildirgesi-732147 (Erişim: 2 Eylül 2026).
[5] T24. (2-3 Eylül 2026). Bakırhan’ın Alevi Aydınlar Bildirgesi’ne yönelik sözleri ve sonraki açıklaması. https://t24.com.tr/politika/dem-parti-es-genel-baskani-bakirhandan-alevi-aydinlar-bildirgesine-tepki-sokaktan-alip-milletvekili-yaptigimiz-isimlerin-hangi-aydin-kimligi-var-bilmiyorum%2C1345453; https://t24.com.tr/politika/bakirhan-alevilerle-ilgili-tepki-ceken-aciklamalarina-dair-konustu-maksadimi-tam-karsilamayan-bir-ifade-kullandim-sokaktan-getirmek-siyasette-alan-acmak-anlamindaydi%2C1345588 (Erişim: 3 Eylül 2026).
[6] Rastî Haber. (19 Ağustos 2026). “Öcalan’ın çerçeve yasa öncesi görüşme notları sızdırıldı.” https://rasti.tv/ocalanin-cerceve-yasa-oncesi-gorusme-notlari-sizdirildi.html (Erişim: 3 Eylül 2026). Sayfada, 2 Ağustos 2026 tarihli görüşmenin tam dökümü olduğu ileri sürülen metin yayımlanmıştır. Rastî Haber de metnin gerçekliğinin ve eksiksizliğinin bağımsız kaynaklarca doğrulanmadığını belirtmektedir; bu nedenle alıntılar Öcalan’a atfedilen, kamuoyuna yayımlanmış görüşme notları olarak kullanılmıştır.
[7] Rastî Haber. (19 Ağustos 2026). “Öcalan’ın çerçeve yasa öncesi görüşme notları sızdırıldı.” https://rasti.tv/ocalanin-cerceve-yasa-oncesi-gorusme-notlari-sizdirildi.html (Erişim: 3 Eylül 2026).
[8] İmralı notlarının yalanlanması ve tartışmalı niteliği için: soL Haber. (24 Ağustos 2026). “Madem öyle, doğrusunu paylaşın.” https://haber.sol.org.tr/haber/madem-oyle-dogrusunu-paylasin-ocalanin-notlarina-demden-bir-hafta-sonra-yalanlama-413111; Bianet. (25 Ağustos 2026). “‘İmralı tutanakları hayal mahsulü.’” https://bianet.org/haber/guvenlik-kaynaklari-ndan-yalanlama-imrali-tutanaklari-hayal-mahsulu-322809; Serbestiyet. (26 Ağustos 2026). “‘Böyle bir görüşme olmadı.’” https://serbestiyet.com/cozum-sureci/tutanak-haberlerine-dayanak-gosterilen-boyle-bir-gorusme-olmadi-247122/ (Erişim: 3 Eylül 2026).
[9] Rastî Haber. (23 Ağustos 2026). “Öcalan ile Kandil heyetinin görüşme notları ortaya çıktı.” https://rasti.tv/ocalan.html (Erişim: 3 Eylül 2026)
[10] İmralı notlarının yalanlanması ve tartışmalı niteliği için: soL Haber. (24 Ağustos 2026). “Madem öyle, doğrusunu paylaşın.” https://haber.sol.org.tr/haber/madem-oyle-dogrusunu-paylasin-ocalanin-notlarina-demden-bir-hafta-sonra-yalanlama-413111; Bianet. (25 Ağustos 2026). “‘İmralı tutanakları hayal mahsulü.’” https://bianet.org/haber/guvenlik-kaynaklari-ndan-yalanlama-imrali-tutanaklari-hayal-mahsulu-322809; Serbestiyet. (26 Ağustos 2026). “‘Böyle bir görüşme olmadı.’” https://serbestiyet.com/cozum-sureci/tutanak-haberlerine-dayanak-gosterilen-boyle-bir-gorusme-olmadi-247122/ (Erişim: 3 Eylül 2026).
[11] Kürd Araştırmaları. (1 Aralık 2025). “Bitlisî’nin ‘Mezhep Savaşı’: Bedirxan, Dr. Şıvan ve Öcalan.” https://kurdarastirmalari.com/details/bitlisnin-mezhep-savasi-bedirxan-dr-sivan-ve-ocalan (Erişim: 3 Eylül 2026).
[12] Bianet. (25 Aralık 2025). “Öcalan’dan Mezopotamya İslami Araştırmalar Federasyonu Kongresi’ne mesaj.” https://bianet.org/haber/ocalandan-mezopotamya-islami-arastirmalar-federasyonu-kongresine-mesaj-314922 (Erişim: 2 Eylül 2026).
[13] Bianet. (27 Haziran 2025). “Öcalan’dan Şeyh Said mesajı: İnkâr politikalarına karşı güçlü bir duruş sergiledi.” https://bianet.org/haber/ocalan-dan-seyh-said-mesaji-inkar-politikalarina-karsi-guclu-bir-durus-sergiledi-308896 (Erişim: 2 Eylül 2026).
[14] Bianet. (27 Haziran 2025). “Öcalan’dan Şeyh Said mesajı: İnkâr politikalarına karşı güçlü bir duruş sergiledi.” https://bianet.org/haber/ocalan-dan-seyh-said-mesaji-inkar-politikalarina-karsi-guclu-bir-durus-sergiledi-308896 (Erişim: 2 Eylül 2026).
[15] Hürriyet. (23 Mart 2013). “Öcalan Gülen’e selam söyledi.” https://www.hurriyet.com.tr/gundem/ocalan-gulen-e-selam-soyledi-22879093 (Erişim: 2 Eylül 2026). Haber, tarafların aktardığı görüşme kaydına dayanmaktadır.
[16] Gasiorowski, Mark J. ve Malcolm Byrne (haz.). Mohammad Mosaddeq and the 1953 Coup in Iran. Syracuse University Press, 2004; Razoux, Pierre. The Iran-Iraq War. Harvard University Press, 2015.
[17] Reuters. (6 Mart 2026). “Israel backing Iranian Kurdish plans to seize Iran border areas, sources say.” https://www.reuters.com/world/middle-east/israel-backing-iranian-kurdish-plans-seize-iran-border-areas-sources-say-2026-03-06/ (Erişim: 2 Eylül 2026).
[18] NATO. (8 Temmuz 2026). “The Ankara Summit Declaration.” https://www.nato.int/en/about-us/official-texts-and-resources/official-texts/2026/07/08/the-ankara-summit-declaration (Erişim: 2 Eylül 2026).
[19] Euronews Türkçe. (7 Ağustos 2026). “Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan ortak savunma anlaşması imzalayacak.” https://tr.euronews.com/2026/08/07/turkiye-suudi-arabistan-ve-pakistan-ortak-savunma-anlasmasi-imzalayacak (Erişim: 3 Eylül 2026).
[20] Reuters. (31 Ağustos 2026). “Saudi Arabia, Turkey, Pakistan agree to establish secretariat under joint defence.” https://www.reuters.com/world/middle-east/saudi-arabia-turkey-pakistan-agree-establish-secretariat-under-joint-defence-2026-08-31/ (Erişim: 3 Eylül 2026).
[21] Associated Press. (8 Ağustos 2026). Türkiye-Pakistan-Suudi Arabistan savunma anlaşması ve tarafların anlaşmanın belirli bir ülkeyi hedef almadığı yönündeki açıklamaları. https://apnews.com/article/1fd785d1c261621f8dcb33010c4f14e2 (Erişim: 2 Eylül 2026).
Üsküdar'da Belediye Başkanı Sinem Dedetaş'ın tutuklanarak görevden alınmasının ardından yapılan ve CHP'li Sibel Tan Çetinkaya'nın…
Kürt siyaseti bu toplumsal formasyona göre yeniden şekillenecektir. Siyasi ve ekonomik entegrasyon sonucunda, toplumsal öncülükteki…
Türkiye’deki kapitalist sistemi ve emperyalizmin bölgesel yönelimlerini hesaba katmadan ya da ihmal ederek karşımıza çıkan…
TÜİK'in açıkladığı verilere göre enflasyon, ağustosta aylık bazda yüzde 1,84 arttı, yıllık bazda ise yüzde…
Üsküdar Belediyesi Başkanvekilliği seçimiyle ilgili yürütmeyi durdurma kararına yapılan itirazı reddetti. Karara göre Üsküdar Belediye…
İsrail Başbakanı Netanyahu, Gazze’de yayımladığı video mesajda ordunun bölgede kalacağını savundu ve “daha fazlası yolda”…