Reklam
Kategoriler: Köşe Yazıları

“NATO’nun Ankara zamanı” ya da Ankara’nın NATO zamanı

Reklam

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ve SETA tarafından Türkiye’nin NATO üyeliğinin 74. Yıl dönümü münasebetiyle 9 Nisan’da Ankara’da “NATO’nun Ankara Zamanı: Dayanıklı Bir İttifak İçin Stratejik Konumlanma” panel programı düzenlendi. Düzenleyici kurum ve katılımcılara bakıldığında bunun bir devlet organizasyonu olduğu açık olarak görülüyor. SETA ise 2006 yılında kurulan ve açılımı ‘Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı’ olarak geçen bir “düşünce kuruluşu”. Raporlar hazırlıyor, araştırmalar yapıyor, “akıl veriyor”. Halef-selem İletişim Başkanları ile MİT başkanı Kalın SETA kökenli.

Ankara’da yapılacak NATO zirvesi öncesi gerçekleştirilen bu panel, zirveden ne beklendiğini ve zirveye ne anlam yüklendiğini göstermesi bakımından önemli. Panel, doğaldır ki NATO’yu eleştiren ve ülkemizin bağımsızlığına vurulan bir pranga olarak değil, Türkiye’nin NATO’daki yerine vurgu yapan ve NATO’yu olumlayan bir içeriği haiz.

Sonda söyleyeceğimizi başta söyleyerek: 74 yıl önce Amerikalılar Türkiye’nin NATO üyeliğini nasıl baktılarsa, ne yazık ki bugün aynı zihniyet bu sefer tersinden devam ediyor.

Türkiye, NATO’ya girmek için Kore Savaşı’na 1950 yılında 5090 kişilik bir tugay göndermiş, savaş boyunca gönderilen asker sayısı ise 22 bini bulmuştu. Kore’de 900’den fazla asker yaşamını yitirmiş, 2000 asker ise yaralanmıştı. Ülkemizin Kore Savaşı’na girdiği zamanlarda dönemin ABD Dışişleri Bakanı John F. Dulles’ın “NATO’ya en ucuz askeri Türkiye sağlıyor. Bir Türk askerinin bize maliyeti 23 cent” demesi hala hafızalarda. Bu sözler dün ABD’nin Türkiye’yi nasıl gördüğünü çok net ifadesiyken bugün de değişen pek bir şey olmadığını bu panel vesilesiyle bir kez daha söylemek durumundayız.

Panelin açılış konuşmalarını eski Genelkurmay Başkanı şimdinin Savunma Bakanı Yaşar Güler, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Burhanettin Duran ve SETA Genel Koordinatörü Prof. Dr. Nebi Miş yapmış.

Yaşar Güler, yaptığı konuşmada “üyelik sürecine ‘cephe ülkesi’ olarak başlayan Türkiye’nin, günümüzde kendisini ‘merkez ülkelerden’ biri olarak konumlandırdığını” ve “ülkenin sahip olduğu yüksek askerî kapasite ve jeostratejik konumuyla müttefiklerin güvenliğine doğrudan katkı sağladığını” belirtiyor. İletişim Başkanı Duran, Türkiye’nin NATO içerisindeki stratejik önemine dikkat çekiyor; “Türkiye’nin 360 derece güvenlik perspektifiyle modern tehditleri yönetmede örnek bir pozisyonda olduğunu” kaydediyor. SETA Genel Koordinatörü Prof. Dr. Nebi Miş yaptığı konuşmasında “Türkiye’nin 70 yılı aşkın süredir NATO operasyonlarına en fazla katkı sunan ülkelerden biri olduğunu ve Türkiye’nin sadece askerî kapasitesiyle değil, diplomatik esnekliği ve kriz yönetme becerisiyle de öne çıktığını” söylüyor. Cumhurbaşkanı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı, Büyükelçi Akif Çağatay Kılıç, “Avrupa Birliği’nin kendi savunma mekanizmalarını kurarken NATO’nun yapılarını kopyalamasının (duplikasyon) İttifak’a büyük zarar vereceğini ve bu iki kurumun birbiriyle rekabet etmemesi gerektiğini” vurguluyor. AK Parti Antalya Milletvekili ve NATO PA Türk Delegasyonu Başkanı eski Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ise “Türkiye’nin NATO operasyonlarına, özellikle Afganistan’daki görevlere sağladığı katkıların yük paylaşımı konusunda örnek teşkil ettiğini” belirtiyor.

Yukarıda alıntıladığımız görüşlerin özeti üç aşağı beş yukarı şöyle özetlenebilir: Türkiye’nin doğu-batı ekseninde stratejik pozisyonu ile birlikte asli olarak Türkiye’nin askeri potansiyeli ve yetenekleri öne çıkartılıyor. Avrupa’nın ve genel olarak emperyalist ülkelerin güvenliği konusunda Türkiye’nin askeri gücünün ve potansiyelinin büyük önem taşıdığı panelin ana fikrini oluşturuyor.

Korgeneral Yavuz Türkgenci’nin yaptığı konuşma ise hepsinden daha önemli.  Türkiye’nin tehdit algısını özetleyen bu konuşma bize kalırsa ibretliktir. “NATO’nun doğudaki ve güneydeki farklı tehditlere (Rusya, terörizm, göç vb.) karşı 360 derecelik “tehdit odaklı” (threat-informed) bir yaklaşımla başarıyla adapte olduğu” tezini gündeme getiren konuşma, panelistlerin dünyaya hangi gözlükle baktıklarının apaçık göstergesi.

Örneğin Rusya’nın Türkiye için niye tehdit olduğunu neye göre söylüyor? Eskiden Rusya’nın boğazlarda üs istediği propagandası yapılır, Türkiye’nin doğusundan toprak talep ettiği söylenirdi. Peki ya bugün?

Bugün Rusya’nın Kafkaslardaki etkisi azalırken Gürcistan, Azarbaycan ve Ermenistan’ın doğrudan batıyla kurdukları ilişkiler düşünüldüğünde Rusya’nın kime tehdit olduğu sorusu da boşta kalıyor. Rusya’nın sınırlarına kadar genişleyen NATO iken Rusya’yı sanki saldırgan bir ülke konumuyla değerlendirmek, Türkiyeli değil olsa olsa Alman, İngiliz, Fransız bakışını yansıtabilir.

Ya da göç ve terörizmin kaynağı konusu. Bunun kaynağı nedir? El Kaide ya da IŞİD’in doğrudan emperyalist merkezler tarafından yaratılıp, büyütülüp ve yönetildiği ve göç olgusunun doğrudan emperyalizmin Afganistan, Irak, Suriye gibi ülkelerde işgal ve savaş siyasetinin sonucu olduğu açık bir gerçek iken kaynağı değil sonucunu bir tehdit olarak görmek Türkiye’nin çıkarlarıyla ne kadar bağlantılı sayılabilir? Mültecileri Avrupa’ya göndermeyip, Türkiye’yi mültecilerin ülkesini haline getirmek siyasetini uygulayan Türkiye’nin kendisi. Yani Avrupa’nın güvenliğini “mültecileri biz kendi ülkemizde ağırlayarak” alıyoruz demeye getiriyor.

Türkiye’de darbelerin, FETÖ’nün, provokasyonların, gladio’nun kaynağında NATO gerçeği herkesin malumu. Hal böyle iken tehdit olguları olarak Rusya’yı, terörü ve göçü görmek ama NATO’yu görmemek dünyaya ABD ve AB emperyalistlerin gözlükleriyle bakmak değil midir?

Milli ve yerli diyerek cümleye başlayanların dünyayı NATO, ABD ve emperyalist Avrupa ülkelerinin çıkarlarıyla görmeleri ibretliktir. NATO üyeliğinin ülkemizin güvenlik şemsiyesi olarak görenlerin aslında ülkemizin bağımsızlığına vurulmuş pranga olduğu gerçeğinin farkında değiller. Örneğin NATO üyeliği olmasaydı FETÖ olmazdı!

Şimdi de moda şu: NATO’dan çıkarsak, ABD bize saldırır.

Zaten kaç yıldır boyun eğdirmiyor mu?

ABD, NATO eliyle ülkemizi içeriden işgal etmiştir!

NATO’nun Ankara zamanı diye toplantı yapanlar aslında Ankara’da NATO zamanını yaşayan ve yaşatanlardır.

Reklam

Önceki Haberler

Aydın’da başkanvekilliğine CHP’li isimler seçildi

CHP'den ayrılıp AKP'ye katılan Özlem Çerçioğlu'nun başkanlığındaki Aydın Büyükşehir Belediyesi Nisan ayı meclis toplantısında başkanvekilliği,…

13 Nisan 2026 18:03

Hürmüz Boğazı’na yönelik ABD ablukası başladı

ABD Başkanı Donald Trump'ın abluka tehdidinin ardından gözler Hürmüz Boğazı'na çevrildi. ABD'nin İran limanlarına giren…

13 Nisan 2026 17:27

Ankara Tabip Odası seçimlerini Ankara Çağdaş Hekimler Grubu kazandı

Ankara Tabip Odası seçimlerinin kazananı Ankara Çağdaş Hekimler grubu oldu. Seçimi kaybeden Beyaz Önlük Dayanışması…

13 Nisan 2026 16:35

Ülkü Ocakları 5 TL’lik zarf dağıttı: Esnaf tepki gösterdi

Antalya’da Ülkü Ocakları’nın esnaf ziyaretinde içinde 5 TL bulunan zarflar dağıtması tepki topladı. Zarfın içinde…

13 Nisan 2026 16:31

Pervin Buldan: Öcalan, CHP’ye yapılanlardan rahatsız

DEM Parti İmralı heyeti üyesi Pervin Buldan çözüm sürecine ilişkin yaptığı değerlendirmelerde Abdullah Öcalan’ın CHP’ye…

13 Nisan 2026 16:27

Ayhan Bora Kaplan davasında Sabah gazetesinin haber müdürü tanık olarak dinlenmesi talep edildi

Ayhan Bora Kaplan davasında Kaplan’ın avukatı, Sabah Gazetesi Haber Müdürü Halit Turan’ın sosyal medya paylaşımını…

13 Nisan 2026 15:54
Reklam