Reklam
Kategoriler: Köşe Yazıları

Özgür Özel’in Newsweek yazısı üzerine

Reklam

Özgür Özel’in 1 Haziran 2026 tarihli Newsweek makalesi, alelade bir dış politika değerlendirmesi olarak okunamaz. Bu metin, nerede yayımlandığı ve kime seslendiği dikkate alındığında, Türkiye burjuvazisinin ve onun merkez sol uzantılarının siyasal yönelimini gösteren yapısal bir belgedir. Siyasal alandaki gelişmeleri sadece aktörlerin öznel niyetleriyle açıklayamayız. Bu metnin sunduğu malzemeyi kuramsal olarak kazıyınca ne çıkacağını serinkanlılıkla saptamak gerekir.

Esasen sosyalist solun kuramsal ve siyasal bagajı açısından şaşırtıcı hiçbir unsur yoktur. Özgür Özel ve temsil ettiği restorasyoncu çizgi hakkında zaten bildiğimiz, Marksist analizin çoktan saptamış olduğu yapısal sınırları, bu kez bizzat kendileri uluslararası bir kürsüden açıkça tescil ve deklare etmiş oldular. Dikkat edilsin; burada CHP tabanının somut arayışlarından, iktidara karşı biriktirdiği haklı ve ilerici öfkesinden bağımsız, doğrudan doğruya Özgür Özel’in somut çizgisinin nesnel bir eleştirisini yapıyoruz. Siyasal alanın nesnel gerçekliğiyle bağdaşmayan bu metni kazıyınca altından kuramsal bir “yeni durum” çıkmıyor. Karşımızda duran şey, yalnızca egemen sistemin gediklerini kapatmaya hevesli bir aktörün, kitlelerin değişim istencini uluslararası finans kapitalin rıza lojistiğine tahvil edeceğini emperyalist odakların önünde resmen ilan etmesidir.

Özel’in yazıda kurduğu ana izlek, Türkiye’deki demokratik gerilemenin uluslararası sistem açısından bir “güvenlik riski” doğurduğu tezine dayanıyor. NATO’nun ikinci büyük askeri gücü ve göç yollarının denetleyicisi olan bir ülkenin siyasal krizi, Batı dünyası için bir istikrarsızlık kaynağı olarak sunuluyor. Burada ilk kuramsal saptamamızı yapalım: Bu metnin muhatabı, Türkiye’de somut sömürü ilişkileri altında ezilen kitleler değildir. Muhatap; uluslararası finans kapitalin karar alıcıları, Brüksel bürokrasisi ve Washington’daki strateji merkezleridir.

Dolayısıyla karşımızda duran şey, toplumsal bir sözleşme arayışı değildir. Küresel sisteme sunulmuş bir “öngörülebilirlik ve rasyonalite” taahhüdüdür. Egemen kutba verilen mesajın özeti şudur: “Mevcut iktidar yapısı, nevi şahsına münhasır krizleriyle çıkarlarınızı tehlikeye atıyor, biz ise bu kitle dinamiğini sistem içi sınırlarda tutarak çarkların uluslararası hiyerarşiye daha pürüzsüz bağlanmasını sağlayacak daha yetenekli bir aktörüz.”
Buradaki asıl epistemolojik tıkanıklık, siyasal krizi toplumsal-ekonomik temelinden bütünüyle yalıtmaktır. Sorunu biçimsel-hukuki bir düzleme indirgemektir. Doğan Avcıoğlu’nun geçmişte “cici demokrasi” olarak kavramsallaştırdığı bu yaklaşım, özü itibarıyla sömürü ilişkilerine dokunmayan bir restorasyon projesidir. Siyaseti sadece kuralların tıkır tıkır işlediği steril bir vitrin oyununa çevirir. Oysa geniş emekçi kitlelerin bugün deneyimlediği derin güvencesizlik ve sınıfsal uçurumlar, arızi bir “kötü yönetim” sorunu değildir. Sadece yönetim dilinin “medenileştirilmesiyle” de ortadan kaldırılamaz.
Tam da bu noktada, kitle mobilizasyonunun bu strateji içindeki yerine bakmak gerekiyor. Makalede sözü edilen milyonluk kitle mitingleri, halkın kendi kaderini tayin eden tarihsel birer “özne” olarak kabul edildiği alanlar değildir. Bu muazzam enerji, Batılı muhataplara “Masaya otururken arkamızda ne kadar büyük bir rıza lojistiği var” mesajı vermek için araçsallaştırılıyor. Rakamlara dayalı birer referans noktasına dönüştürülüyor. İşçilerin, gençlerin ve kadınların sınıfsal talepleri metnin dışına itiliyor. Siyaset ise aktörlerin bireysel mağduriyetlerine ve kurumsal risklere sıkıştırılıyor. Elbette bu mağduriyetler gerçektir ve hukuk dışıdır. Ancak “cici demokratik” hak mücadelelerini jeopolitik birer “güvenlik” iddiasına tahvil etmek, siyasetin toplumsal zeminini bütünüyle tasfiye eder.

Bu süreçte iktidarın, muhalif belediyelere ve siyasetçilere yönelik gerçekleştirdiği ve anayasal düzlemi baypas eden “mutlak butlan” hamleleri, cici demokrasi alanını daralttıkça haklı bir toplumsal refleks doğurmaktadır. Bu olağanüstü baskı ortamı, normalde CHP’nin sistem içi çizgisine mesafeli duran sosyalist yapıları da kurumsal hakları savunmak ve toplumsal muhalefetin sesini korumak adına bu kitle eylemlerine destek vermeye yöneltmektedir. Bu siyasi tercih ve stratejik okuma, somut dönemin ağır dayatmaları çerçevesinde kuşkusuz anlaşılır bir zemine oturuyor. Burada ne kimseye akıl verecek ne de siyasal öznelerin pratik tercihlerini yukarıdan bir dille yargılama niyetinde olmadığımız bilinmelidir. Amacımız yalnızca önümüzde duran tablonun nesnel bir durum saptamasını yapabilmektir.

Ancak konunun, bu pratik tercihlerin sınırlarını aşan nesnel boyutları olduğu da gözden kaçırılmamalı. Marksist bir analizin kalkış noktasını öznelerin iyi niyetleri oluşturmadığı için, buradaki tartışma daha çok niyetlerden bağımsız olarak şekillenen nesnel sonuçlarla ilgili kalıyor. Yürütülen bu geniş tabanlı dayanışma pratik düzeyde ne kadar değerli olursa olsun, sosyalistlerin kendi bağımsız sınıf siyasetini ve alternatif programını görünür kılmasını nesnel olarak güçleştiren bir iklim yaratıyor. Toplumsal muhalefetin sokaktaki dinamik enerjisi, egemen siyasetin basıncıyla ister istemez meclis, sandık ve kurumsal hukuk eksenli o “cici demokrasi” çerçevesine kilitlenme eğilimi gösteriyor. Yani bu tablonun, Özgür Özel’in yazısında dış dünyaya vaat ettiği o “kitlelerin öfkesini demokratik sınırlar içinde tutma ve emniyet supabı olma” taahhüdünü, solun bu iyi niyetli desteğiyle birlikte pratik olarak tahkim ettiği düşünülebilir.

NATO’nun kritik toplantılarını Ankara’da gerçekleştirme kararları, tam da Özgür Özel’in Newsweek yazısında dış dünyaya ve küresel aktörlere vaat ettiği o “güvenlik, istikrar ve rasyonalite” lojistiğinin pratik sahneye tahvil edilmesidir. Burjuva klikleri, egemen düzenin uluslararası kurumlarıyla olan bu pürüzsüz eklemlenme sahnelerini iç siyasette birer “prestij ve meşruiyet” unsuru olarak pazarlamaya çalışırken, sosyalist sol açısından bu durum kuramsal ve pratik bir test alanına dönüşmektedir.

Siyasal alanın güncel dayatmaları karşısında, emperyalizmin ve onun kurumsal mekanizmalarının Türkiye’ye yönelik hamlelerine karşı kesin ve ikirciksiz bir reddiye örgütlemek, sosyalist siyaset açısından yalnızca asgari ve tartışmasız bir kalkış noktası değil, aynı zamanda yeni bir sol yükselişin en temel ideolojik ve toplumsal maniveladır. Günümüz koşullarında NATO karşıtlığını ve anti-emperyalist ekseni önemsizleştiren, buralarda gedikler açılmasına göz yuman hiçbir siyasal hattın nesnel olarak kitlesel ve devrimci bir çekim merkezi yaratması mümkün görünmemektedir. Kuşkusuz, buradaki asıl kuramsal ve pratik hüner, bu tarihsel karşıtlığı soyut birer şiar olarak tekrarlamakla yetinmeyip geniş emekçi kitlelerin deneyimlediği o derin güvencesizlik ve sınıfsal uçurumları, ülkeyi emperyalist hiyerarşiye daha pürüzsüz bağlamaya ayarlı bu kurumsal restorasyon projelerinin çıplak gerçekliğiyle doğrudan buluşturabilmektir.

Son tahlilde önümüzdeki metin, egemen sistemin hırpalanan kurumsal meşruiyetini yeniden üretme arayışından başka bir şey değildir. Tepedeki kliklerin-saray bürokrasisi ile muhalif burjuva seçkinlerinin- sermaye düzeninin özüne halel getirmeden yürüttüğü bu hegemonya kavgasının kitlelere “rejim krizi” ambalajıyla sunulması, dar grup çıkarlarının genel toplumsal çıkarmış gibi pazarlanmasıdır. Sömürü ilişkilerinin yapısal köklerini ve emperyalist bağımlılık ilişkilerini tartışmayan bir muhalefet çizgisi, nesnel bir tıkanıklıkla maluldür. Buradaki temel isteklendirme, mevcut sermaye birikim modelinin uluslararası finans kapitalle daha uyumlu ve daha rasyonel bir temelde sürdürülmesidir. Dolayısıyla önümüzdeki metin, sömürünün devamlılığını “hukuki” bir çerçeveyle güvenceye almayı hedefleyen, özü itibarıyla sistem adına rıza üretmeye ayarlı bir restorasyon belgesidir.

Sorulması gereken o can alıcı “NATO ve AB eksenli bu restorasyon, sömürülen kitleler için nesnel olarak neyi değiştirecek?” sorusunun yanıtı ise makalede yoktur ve bu yokluk, metindeki en kuramsal, en anlamlı veri olarak önümüzde durmaktadır.

Reklam

Önceki Haberler

Kurultay bildirisine imza atmayan Oğuz Kaan Salıcı’dan açıklama: İçeriğini uygun bulmadım

CHP’de olağanüstü kurultay çağrısına 111 milletvekili destek verirken, bildiriyi imzalamayan 27 isim arasında yer alan…

2 Haziran 2026 09:55

Milyonluk ihale yine yandaşa verildi

AKP'li Sultangazi Belediyesinin yaklaşık 53 milyon liralık park yapım ihalesini, Erdoğan'ın İBB Başkanlığı döneminde üst…

2 Haziran 2026 09:50

Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne devredilen Yerebatan Sarnıcı tahliye ediliyor

İBB’nin restore ederek turizme kazandırdığı Yerebatan Sarnıcı’nın, Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne devri kapsamında bugün saat 10.00’da…

2 Haziran 2026 09:40

Hüseyin Cevahir katledilişinin yıldönümünde mezarı başında anıldı

68 kuşağının önder isimlerinden Hüseyin Cevahir, ölümünün 55. yılında Dersim’de anıldı. Anmada “Bu gün önümüzde…

2 Haziran 2026 09:33

Halkın parasıyla 6 milyon TL’lik ‘huzur’ hakkı

TRT'nin 2025 yılı faaliyet raporuna göre dokuz kişilik yönetim kuruluna toplam 6 milyon 48 bin…

2 Haziran 2026 09:28

Yandaş gazeteci açıkladı: CHP 1 hafta içinde Özgür Özel’i ihraç edecek

CHP'de mutlak butlan tartışmaları devam ederken iktidara yakınlığıyla bilinen gazeteci Sinan Burhan, Özgür Özel ve…

2 Haziran 2026 09:18
Reklam