Propaganda duvarını yıkan gerçeklik
Macaristan seçimlerinin sonucu, otoriter yönetimlerin en güvendiği silah olan havuz medyasının her koşulda işe yaramadığını kanıtladı. Viktor Orbán, devlet medyasının yanı sıra 2018 yılında kurulan Orta Avrupa Basın ve Medya Vakfı bünyesindeki 470 dolayında yayın kuruluşunu da kontrol ediyordu. Bunların içinde çok sayıda televizyon kanalı, radyo, gazete ve haber portalı yer alıyor (1).
Seçim öncesi tabloya göre medyanın yüzde 80’ini oluşturan iktidar yanlısı yayın kuruluşları ağırlıklı olarak kamu ilanlarından ve ihalelerden beslendiği için pazar gelirinin yüzde 75’inden fazlasına sahipti. Görece bağımsız medya kuruluşları ise yüzde 20’lik temsil gücüyle hayatta kalma mücadelesi veriyordu (2).
Ne var ki Orbán, kullandığı tüm orantısız propaganda gücüne karşın muhalif lider Péter Magyar’ın karşısında büyük bir seçim yenilgisi aldı. Kuşkusuz Magyar’ın başarısında iktidar medyasının örtemediği yolsuzluk skandallarının da payı var.
Günümüz Türkiye’sinin medya yapısı da Orbán dönemini andırıyor. Hatta yandaş medya ile bağımsız medya arasında Macaristan’dakinden çok daha fazla güç ve kaynak dengesizliği var. Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) ve Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) gibi kuruluşlara göre, Türkiye’deki medyanın yüzde 95’inden fazlasının hükümete yakın olduğu değerlendiriliyor. Kamu ilanları ve ihaleler yoluyla bunlara aktarılan kaynak devasa boyutlara ulaşmış durumda. Ayrıca dijital medyadaki trol hesaplar için oluşturulan teknolojik alt yapı ve işletme maliyetlerinin kamu kaynaklarından karşılanması da cabası. Anlaşılan o ki otoriter rejimler açısından halkın algısını yönetmek, halkın sorunlarını çözmekten görünüşte daha ucuza mal oluyor!
Gerçekte orantısız propaganda gücü, algı yönetiminde başarının anahtarı gibi görülmemeli. Ülkemizde 2024 yılında yapılan yerel seçimlerin muhalefet partilerinin lehine sonuçlanması bunun en somut örneği. Seçimlerin ardından TÜİK’in yayımladığı adrese dayalı nüfus kayıt sistemi verileri, nüfusun yüzde 73,59’unun muhalefet belediyeleri tarafından yönetileceğini ortaya koyuyordu. Şimdilerde bu oran, muhalefete dönük kayyım atamaları, transferler ve meclis üyelerinin oylarıyla belirlenen AKP’li başkanlar nedeniyle durmadan geriliyor.
Yargı operasyonları, büyük seçmen kitlesi tarafından tepkiyle karşılansa da iktidar CHP’li belediyeler başta olmak üzere ötekileştirdiği tüm toplumsal kesimlere yönelik baskısını ısrarla sürdürüyor. TRT, havuz medyası ve sosyal medya trolleri aracılığıyla ana muhalefeti hedef alan yoğun karalama kampanyalarına karşın anketlerde operasyonların siyasi olduğunu düşünenlerin oranı, yüzde 54-61 arasında değişiyor.
İktidar, orantısız propaganda gücüyle seçmen çoğunluğu üzerinde istediği algıyı yaratamadığını anladıkça baskıyı daha da artırıyor. Oysa halk, güvenlik, hayat pahalılığı, yoksulluk, işsizlik, adaletsizlik, geleceksizlik gibi yaşamsal bir çok sorunun kronikleştiğinin farkında. Bu yüzden çeşitli anket sonuçlarının ortalamasına göre hemen seçim isteyenlerin oranı yüzde 55’leri buluyor.
Macaristan’daki gibi Türkiye’nin son yerel seçimleri de otoriter bir yönetimin salt orantısız propaganda gücüne dayanarak sandıkta kazanamayacağını gösterdi. Uzun iktidar süreci, zamanla güç sarhoşluğuna ve halkla bağın zayıflamasına yol açıyor.
Dolayısıyla seçmen davranışı yalnızca iktidarın algı yönetimiyle değil doğrudan gündelik yaşam koşullarındaki olumsuz değişimlere bağlı olarak biçimleniyor.
Seçmendeki güven ve meşruiyet kaybını önleyemeyen Cumhur İttifakı, devletin ideolojik aygıtlarıyla rıza üretemiyor; bu yüzden zor aygıtlarını kullanarak iktidara tutunuyor. Halkı karşısına alan bu fütursuz tavır, ülkenin geleceği açısından çok riskli. Macaristan’da koltuğunu kaybeden Orbán, “otoriter liderler seçimle gitmez” savını yadsırcasına iktidarda kalmak için kriz çıkarmaya ya da güvenlik güçlerini kullanmaya yeltenmedi. Türkiye’de ise değişim isteyenler, öncelikle serbest ve adil bir seçim, sonra da sandık sonuçlarına saygı bekliyor.
1- https://statemediamonitor.com/2025/09/kesma/#main
İSİG verilerine göre, 2013 yılından bu yana en az 852 çocuk işçi çalışırken hayatını kaybetti.…
Dersim'de 2020 yılından bu yana kayıp olan üniversite öğrencisi Gülistan Doku'ya ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında…
Kastamonu’da meydana gelen feci trafik kazası, sadece gencecik bir hayatın sönmesine değil, beraberinde çok ağır…
Aziz İhsan Aktaş davasında mütalaasını açıklayan savcılık 3 kişi hakkında tahliye talep etti.
ABD’nin Hürmüz Boğazı’nda başlattığı deniz ablukasına rağmen İran bağlantılı en az 34 tankerin Körfez’e giriş…
Ensar Vakfı'nın Bolu’ şubesinin düzenlediği “Geleneksel Cuma Sohbetleri” programında konuşan eski Karabük İl Müftü Yardımcısı…