Sınıfların Gözünden: Hangi Kürt siyaseti?
İLKER DEMİRER
“İki buçukuncu çözüm süreci” tüm hızıyla sürüyor. Bir yandan çerçeve yasa ile “çözüm süreci” yasal bir zemine yaslanmaya çalışılırken, diğer yandan taraflar pozisyonlarını ve işbirliğini güçlendirme arayışı içerisinde. 2009 Oslo Görüşmeleri, 2013-15 1.Çözüm Süreci’nin ardından, son aylarda yaşananları “2.5.Çözüm Süreci” olarak kodlamak abartı sayılmaz. Tarafların pozisyonlarını daha az belli ettiği, ancak arka kapı üzerinden yürüyen diplomasinin daha etkin hale geldiği bir süreci yaşıyoruz.
Bu durumda, 2023 sonrasında Ortadoğu’da değişen politik güç eksenlerinde yaşanan değişikliklerin payı çok büyük. ABD’nin Ortadoğu’da vekil güç olarak tayin ettiği İsrail’in Gazze’den başlayarak sırasıyla Suriye, Lübnan ve İran üzerinden yürüttüğü operasyonların yarattığı “güç değişimi”, Kürt siyaseti ile AKP’yi süreci “hassas bir cerrahi operasyon” edasında yürütümesine yol açtı. Gerek Suriye’de, gerekse de Türkiye’de eş zamanlı olarak başlayan sürecin mantıksal olarak varacağı yerin sonuçları giderek daha belirgin hale geliyor. Kürt siyasetinin bölgede düzene tam entegrasyonu ve Türkiye’nin Ortadoğu’da emperyalizmin diğer bir vekil gücü olarak askeri ve siyasal operasyonlarda alacağı görevler, bu sürecin sonucunda ortaya çıkacak temel iki sonuçtur. Bununla birlikte, düzen siyasetinde ve Türkiye-Kürt siyaseti-emperyalizm ekseninde yaşanan değişimi incelerken, Kürt coğrafyasında yaşanan “ekonomi-politik” değişimin yansımalarının da izini sürmek gerekiyor.
Anlatacağımız hikaye, bugünkü Kürt siyasetinin toplumsal tabanı ve önderliği arasındaki ilişkinin nereye doğru evrilmek zorunda olduğunun izini sürmemizi sağlayacaktır. Zira bugüne kadar reel politik eksende değerlendirilen Kürt siyaseti ile düzen arasında kurulan ilişkinin, bir de ekonomi-politik düzlemini ıskalamak “kör bir bakış” açısına neden oluyor. Elbette kör bakış açısının etkilerini Türkiye’nin sosyalist birikiminden silmek için, “devlerin omzunda yükselmek” gerekiyor. Devlerin omuzunda yükselmek için ise sınıfsal perspektifi bir kez daha ortaya çıkartmak gerekir.
Söz konusu hikayenin eksik kalan yanını ortaya sererken, verilerin bize gösterdiğini ortaya sermek gerekir. Okuyucu veri okyanusunda boğmaya niyetimiz yok. Ancak bazı politik olguları ortaya çıkarmak için, Kürtlerin Türkiye’de yoğun olarak yaşadıkları, politik temsiliyetlerini daha yüksek bir biçimde örgütleyebildikleri coğrafyadaki değişimi anlamak gerekir. Söz konusu “değişim” son 20 yıllık bir periyodu ifade etmesi, hem politik açıdan daha gerçekçi, hem de söz konusu “çözüm süreçlerinin” hangi güçler ekseninde yorumlamak gerektiğini anlamak için önemli bir “alet-edavat takımı” sunmaktadır.
Verilerin dünyasına dalıp, bu coğrafyadaki değişimin ekonomi-politik düzlemini ele alırken, özellikle 10 il üzerinde duracağımızı baştan söylemek gerekir. Neden bu 10 il özellikle seçildi? İki sebeple… Birincisi: Bu iller Kürt siyaseti açısından son 20 yılda önemli sayılacak politik örgütlülüğü yansıtmaktadır. Bu illerde Kürt siyaseti belirli bir sosyolojik tabana, tarihsel ilişkilere ve dahası politik iddiaya sahip. Elbette Kürt sorununu anlamak açısından coğrafya, nüfus ve demografik özellikler sınırlı bir etki yaratmaktadır. Ancak bu verileri ele almadan işlenecek tüm siyasal önermeler bir yanıyla eksik kalmaktadır. O nedenle seçtiğimiz 10 il, aynı zamanda Kürt siyasetinin toplumsal fotoğrafını çekmek açısından da önemlidir. Kürt toplumunun tamamını anlamak için hem bölgenin, ama daha da önemlisi İstanbul, İzmir, Antalya, Adana, Mersin gibi şehirlerin de anlaşılması gerekmektedir. Ortaya koyacağımız fotoğraf, belirli bir coğrafyanın özgün değişimi ile ilişkilidir. Ancak Kürt sorunu açısından “sosyolojik” bir zemin sunmaktadır. İkincisi: seçilen şehirler “istatistiki” olarak da belirli veri toplama kolaylığını sunmaktadır. Söz konusu 10 il, ekonomik sınıflandırma açısından ortak özellikler taşımaktadır.
Daha fazla uzatmadan on ili tek tek yazalım: Van, Muş, Bitlis, Hakkari, Şanlıurfa, Diyarbakır, Mardin, Batman, Şırnak, Siirt. Bu on il haricinde Kürt siyasetinin göreli güçlü olduğu Ağrı, Kars, Tunceli, Bingöl gibi şehirler ekonomik sınıflandırma verileri açısından başka şehirlerle karışık bir görünüm sunduğu için özellikle tercih edilmediler. Tablo-1 TÜİK’in İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırmasını (İBBS) bize vermektedir. Bu illerin haricinde Gaziantep ise bir karşılaştırma şehri olarak en son düşünülecektir.
Tablo 1.’de inceleyeceğimizi şehirlerin son 20 yıldaki verilerini 2004-2013-2024 yılları olarak ele alınmıştır. Araştırmayı 2024 ile sonlandırmamızın sebebi 2025 yılındaki bazı verilerin iç içe geçmiş olması ile ilgili. 2024 yılı en son görünümü verdiği için bu tarihten 20 yıl öncesi, 2004 yılı, başlangıç noktası olarak seçilmiştir. Son olarak 2013 yılının verilere dahil edilmesinin sebebi 2014 yılında TÜİK verilerinde yapılan metodolojik değişikliktir. Bu yıldan itibaren veri toplama mantığı değişmiş, yıl içinde iki farklı veri oluşmuştur. O nedenle 2013 yılı daha tutarlı sonuçlar vermektedir.
İncelememizin ilk ana odak noktası, bu 10 şehrin yıllar içerisinde Türkiye ekonomisinden aldığı payın incelenmesidir. Tablo 2. 10 ilin Gayrisafi Yurtiçi Hasılasını, Türkiye’nin toplam Gayrisafi Yurtiçi Hasılası üzerinden yorumlamaktadır. Veriler, cari fiyatlar üzerinden verileri değerlendirmektedir. 10 ilin ekonomik faaliyetlerindeki büyüme ile Türkiye ekonomisindeki büyümenin temposu yıllara göre bakıldığında benzer bir hızda olduğu görülüyor. Tablo 2 ayrıca ekonomik pay üstüne de yorum yapabilmemizi sağlıyor. Bölgenin ekonomik payı 20 yıl içerisinde ciddi bir değişim sergilememiş, alınan pay yüzde 50 büyümesine rağmen pay yüzde 4,6 düzeyinde kalmıştır.
Bölgenin ekonomik büyüklüğündeki değişim ile istihdam oranındaki değişim incelendiğinde, bölgelere odaklanmamız gerekiyor. TRB2, Van-Muş-Bitlis, hattında istihdam düzeyi 2004’den 2024’e göre yüzde 3,4’lük bir artış sergiliyor. TRC2’de, Şanlıurfa-Diyarbakır, hattında istihdam yüzde 8,3’lük bir değişim sergilemiş. TRC3, Mardin, Batman, Şırnak,Siirt, hattında ise istihdam oranı sadece 1,8 oranında artmış. Aynı dönem tüm Türkiye’de istihdam oranı yüzde 8,2’lik bir artış sergilemiş. Bölgenin bütünü açısından değerlendirildiğinde ekonomik büyümeye istihdam artışı çok az olduğu görülüyor. Üstelik istihdama katılım düzeyleri Türkiye’nin en geri noktasında kalıyor. Dolayısıyla da bölgede sermaye birikiminin hızı, Türkiye’nin diğer bölgelerine göre kıylasla, daha yavaş kalıyor.
Şimdi bu noktada konuyu biraz daha ilginç bir yere çekelim ve sınıflaşmanın ana dinamiklerine odaklanalım. Bölgede istihdam oranlarının sınırlı düzeyde kalmasına karşın, istihdam yapısının inanılmaz bir değişikliğe uğradığını görüyoruz. Tarım sektörü yarı yarıya küçülüp yüzde 45,7’den yüzde 21,3’e gerilirken, sanayi ve inşaat sektörleri toplamının iki kat artarak yüzde 11,3’ten yüzde 23,3’e yükseldiği, hizmetler sektörünün de yüzde 54,2’ye yükseldiği görülüyor. Bu veriler, Türkiye’nin genel ortalamalarına yakınsayan, hala altında olsa bile makası kapatan bir istihdam yapısının olduğunu söz konusu 10 ilde göstermektedir.
Tarım, Türkiye’deki diğer bölgelerde olduğu gibi, iktidarın ekonomi-politik tercihleri sonucu büyük bir erimeye uğramış, hizmetler sektörü istihdamın önemli bir çoğunluğunu üstlenirken, sanayi ve inşaat sektörü kendi içinde önemli bir değişim yaşamıştır.
KAPİTALİZMİN “MEZAR KAZICISI ORTAYA ÇIKARKEN
Öte yandan sadece sektörel değişiklikler ile sınıflaşmanın aynasını tam olarak görmek mümkün değil. İstihdamın yapısı gibi, üretim ilişkilerindeki konumlar da değişiklik göstermektedir. Tablo 5.’de emeğin, burjuvazinin, küçük burjuvazinin ve ücretsiz aile içi emeğin toplam düzeyini ortaya koyulmaktadır. Tablo 5’e göre yaklaşık olarak 2004’de emeğin toplam istihdam içindeki payı toplam 10 ilde yüzde 39 iken, 2024 yılında bu düzey yüzde 71 ile en yüksek düzeyine çıkmıştır. Burjuvazi ve küçük burjuvaziyi oluşturan kesim yüzde 35 düzeyinden yüzde 19’a gerilerken, ücretsiz aile içi emeğin durumu da yarı yarıdan fazla azalarak yüzde 26’dan yüzde 10’a gerilemiştir.
Bölgede tarımdan kaynaklı ücretsiz aile işçisi ağırlığı hızla erimiştir.Tablo 5’teki veriler ile Tablo 4’deki sektör verileri birbirine yakın sonuçları göstermektedir. 20 yıl içerisinde bölgede çok büyük sayıda işçi kitlesi oluşmuş, ağırlığını arttırmıştır. Ayrıca küçük iş sahipliğinin de tarımdaki azalma ile birlikte azaldığı gözlemlenmektedir. İşveren ve kendi hesabına çalışanların eriyen önemli bir çoğunluğunun “küçük burjuvaziyi” oluşturduğunu not etmekte fayda var.
Söz konusu değişiklikler de 2008’den itibaren SGK sisteminin yenilenmesinin bir payının olduğunu da not düşmek gerekiyor. Bölgede kayıtdışı çalışma biçimi giderek azalırken, tarımsal çözülüşe ek olarak kayıt içi çalışmanın da önemli bir eğilim haline geldiğini ara bir not olarak belirtmek gerekir.
İstihdamın yapısı bölgede bu şekilde değişirken, işçi sınıfının durumuna da özel olarak eğilmek gerekir. Tablo 6’da bir kez daha bölgelere göre bir değişimin izi aranmıştır. TRB2, TRB2, Van-Muş-Bitlis, hattında, kayıtlı işçi sayısı 6,1 kat, TRC2, Diyarbakır-Şanlıurfa, hattında kayıtlı işçi sayısı 5,8 kat, TRC3 hattında 10 kat büyüme kat edilmiştir. Özellikle artışın ilk 10 yılda daha büyük olmasının en önemli nedeni sigortalılık kayıtları konusunda hem zorunlulukların gelişmesi, hem de kayıt verilerinin daha sağlıklı hale gelmesinin büyük payı vardır.
Kayıtlı işçi sayısındaki değişiklikler bize istihdamın özel olarak yapısını da incelememizi gerektiriyor. Bu noktada özellikle 2013 ve 2024 arasını incelemek istiyoruz. Zira bu dönemde istihdamdaki değişiklik çok bariz bir şekilde gözlemlenmektedir. Tarımdaki kayıtlı işçi sayısı gerçek işçi sayısından büyük oranda az olsa da, tarımsal yapıda inanılmaz bir kayıtdışılık söz konusu, imalat sanayindeki ciddi artış dikkat çekiyor. İmalat sektörü yüzde 262 artarken, hizmetler sektörü de ciddiye alınır bir sınıf olgusu haline gelmiş durumda.
Söz konusu artışın kaynağı incelendiğinde ise ilginç bir sonuç orataya çıkıyor. İmalat sanayindeki artışın arka planında giyim konfeksiyon sektöründe olduğu görülüyor. Batman, Mardin, Diyarbakır, Bitlis ve Van’da sanayi ordusu adeta yaratılmaktadırç Bölgenin ucuz işgücü potansiyeli sermaye için cennet, işçi sınıfı için ise “var oluş” sebebi haline gelmektedir.
Ancak sadece imalat sanayi değil, miktar olarak hizmetler sektöründe de inanılmaz bir artış var. Başta sağlık, eğitim, güvenlik, büro işleri olmak üzere bölgeye büyük sermaye adeta yığılmaktadır. Söz konusu yığılma işyerlerinin yapısında da gözlemlenmektedir.
Tablo 9’da da görüleceği üzere 250+ kişinin çalıştığı işyerleri sayısındaki artış inanılmazdır. 250+ kişinin çalıştığı işyerlerinde çalışan sayısı 2013’te 59 bin civarındaken, 2024’te 201 bin civarına yükselmiştir. Toplam istihdam içindeki pay da yüzde 12,7’den yüzde 22,7’ye çıkmmıştır. Böylece bölgedeki ortalama büyük işyerinde çalışan sayısı, Türkiye ortalamasının üzerine çıkmıştır. Aynı dönemde Türkiye ortalaması yüzde 72 büyürken, bölge ortalaması yüzde 232 gibi muazzam düzeyde büyümüştür.
Aynı verileri 50+ çalışan şeklinde yeniden dizayn edildiğinde oranlar neredeyse yarı yarıya yakınsıyor. Yani orta ve büyük işletmelerde çalışan işçiler, genel işçilerin neredeyse yarısına yakınlaşmış durumda. Bu tür bir işçi yoğunlaşması bölge için “yeni” bir görünüm sunsa da, Türkiye kapitalizminin gelişim seyri açısından oldukça öğreticidir. Bölgenin sermaye birikimi İstanbul, Ankara, İzmir’den ayrı düşünülecek şekilde gelişmiyor. Tersine, burada yaratılan sermayenin ucuz işgücü deposu olarak bölge rol oynuyor. Bölgenin yerel sermaye birikimi de, burada edindiği birikimi söz konusu merkezlerde yeniden değerlendirmekte ve “sermayeleşme” hızla devam etmektedir.
Bu tabloya bir Gaziantep aralığı da eklenebilir. Gaziantep, Türkiye’nin en büyük 7. sanayi merkezi. TÜİK’e göre neredeyse şehrin yüzde 37,2’si imalat sanayinde rol oynuyor. Üstelik Gaziantep 140 binden fazla imalat işçisi ile bölgedeki tüm şehirlere göre çok daha fazla “sanayileşmiş” durumda. İmalat sanayisinde çalışan işçilerin oranı ile kıyaslandığında bölgedeki diğer 10 ilden çok daha fazlası Gaziantep’te bulunuyor. Demek ki bölgenin motor gücü olarak Gaziantep bir bölge merkezi olarak rol oynamayı sürdürüyor.
Bu aralığı kapattıktan sonra verilerden çıkan sonuçlara odaklanmak gerekmektedir. Bugünkü Kürt siyasetini anlamak için; yukarıda ifade ettiğimiz kapitalistleşme-sınıflaşma-entegrasyon üçlüsünü iyi anlamak lazım. Söz konusu on ilden çıkan sonuçlarla birlikte:
1- Bölgenin ekonomik entegrasyon süreci diğer tüm bölgelere göre çok daha hızlı işlemektedir. Bölgenin sermayesi, diğer yerlerden ayırt edilecek durumda değil, tersine onun tamamlayıcısı konumundadır.
2- Bölgede kapitalistleşme hız kesmeden devam etmektedir. Kapitalistleşme sonucu geri dönüşsüz bir biçimde işçi sınıfı ortaya çıkmış, başat güç haline gelmiştir. Bölgenin ekonomisinde “ücretli emek” artık tartışmasız bir numaradır.
3- Siyasette bu denkleme göre yeniden şekillenmektedir. Köylülüğün çözüldüğü bir coğrafyada, işçi sınıfının farklı kesimlerinin ortaya çıkmaması için hiçbir engel yoktur. Ancak bununla birlikte bölgede sermaye sınıfı da artık eskisine oranla çok daha kapitalist bir formasyona sahiptir.
4- Kürt siyaseti bu toplumsal formasyona göre yeniden şekillenecektir. Siyasi ve ekonomik entegrasyon sonucunda, toplumsal öncülükteki değişim de kaçınılmazdır. Bir evre çoktan kapanmıştır, şimdi yeni bir evrede Kürt siyaseti tam gaz sermaye sınıfının temsilciliğini üstlenmek için büyük bir iştahla saldıracaktır. Aksi durumda, siyaseten çözülüşü kaçınılmazdır.
5- Bölgede işçi sınıfı için yeni bir perde aralanmaktadır. Toplumsal olarak baskın bir güç olarak sahneye çıkan işçi sınıfı, politik olarak da belirleyici olmak zorundadır. Geçmişte yoksul köylülüğün belirleyiciliği altında yürüyen arayışlar, artık işçi sınıfı ve onun temsilcisi tarafından “sosyalizmin bayrağı” altında yürüyecektir.
Türkiye’deki kapitalist sistemi ve emperyalizmin bölgesel yönelimlerini hesaba katmadan ya da ihmal ederek karşımıza çıkan…
TÜİK'in açıkladığı verilere göre enflasyon, ağustosta aylık bazda yüzde 1,84 arttı, yıllık bazda ise yüzde…
Üsküdar Belediyesi Başkanvekilliği seçimiyle ilgili yürütmeyi durdurma kararına yapılan itirazı reddetti. Karara göre Üsküdar Belediye…
İsrail Başbakanı Netanyahu, Gazze’de yayımladığı video mesajda ordunun bölgede kalacağını savundu ve “daha fazlası yolda”…
Edirne Belediyesi’nin imar komisyonunda görev alan CHP’li meclis üyesi avukat Engin Yağcılar, bir müteahhitten imar…
Keçiören Belediyesi'nde çalışanlara yönelik uyuşturucu taramasında 171 personelin testi pozitif çıktı. Bu kişilerden 42'sinin sonraki…