TÜLİN TANKUT
Yönetmenliğini Leopold Hoesch’nin yaptığı 2025 Alman yapımı, 58 dakikalık UNUTULAN SOYKIRIM/ SIRADAN ADAMLAR adlı belgeselde, Nazi Almanya’sında, soykırım sırasında binlerce Alman yurttaşının neden ve nasıl Nazi polislerine katılarak toplu vahşet suçları işlediği inceleniyor.
Yıl 1942. İşgal altındaki Doğu’da (Polonya) fethedilen topraklarda ülkenin egemenliğinin sağlanması için Alman askerleri görevlerini ifa etmek için burada konuşlanmışlardır. Aldıkları emir, Yahudileri öldürmektir. Belgeselin senaristi anlatmaya başlıyor: “ Öldürmek zorunda değillerdi. Ayrılanlar oldu. Onları patates soymak, tuvalet temizlemek gibi işlerle görevlendirdiler.”
Peki diğerlerini öldürmeye güdüleyen nedir? Neden ateş ettiler?
Bunlar gündelik hayatta rastlanan sıradan, normal insanlardır. ( Esnaf, fırıncı, marangoz. Vb. çalışan kesim.) 1942, savaşın üçüncü yılıdır. Hamburg’da Nazi rejimi, özel bir görev için adam toplar, işgücü ihtiyacı artmaktadır çünkü. Silahlı kuvvetleri takviye etmek gerekmektedir. Toplanan kişiler ne Nazi yandaşıdır, ne de Yahudi düşmanıdır. Aileleriyle vedalaşıp orduya katılırlar. Polonya’ya götürüldüklerinde hiçbir şeyden haberleri yoktur. Tabur komutanı gerçeği itiraf eder. Çoluk, çocuk, kadın, yaşlı ayırt etmeden bin beş yüz Yahudi vurulacaktır. Ateş etmeyi reddeden kesim diğerleri tarafından aşağılanır, hor görülür, korkaklıkla suçlanır.
Seyyar ölüm mangalarının evveliyatı vardır. Polonya 1939’da işgal edildiğinde halkın gözetim altında tutulması için Alman yurttaşları polis olmayı kabul etmişlerdir. İleride askerlik yapmaktan kurtulacaklarını umuyorlardır. Göreve hazırlanmak için kurs görürler. Artık amaçları işgal edilmiş topraklarda Nazi rejimine hizmet etmektir. Nazilerin imha politikalarına uyuluyor ama katliam, gizli tutuluyordur. Ancak 1941 yılında bir hata yapılır ve ölülerin listesi ortaya çıkar, kamuoyu gerçeği öğrenir.
Yıl 1947, savaş bitmiştir. Nürnberg Mahkemesinde savaş suçluları yargılalanmaktadır. Araştırmacı açıklama yapar: ”Liderler, eğitimli kişilerdi. Seyyar ölüm mangasını yöneten Ohlendorf beş çocuk sahibi, özgüvenli, dürüst bir adamdı. Hiç bir suçunu inkâr etmedi. Kurbanlar kamyonlarla ormana götürülüyor. Ateş edenlerle yüz yüze getiriliyorlar. Bazıları sivil hayattan birbirlerini tanıyorlar. Katliam uzun sürerse katillerden bazıları yemek yiyemiyor, kusuyor. Uyuyamıyor, kâbus görüyor. Yüksek rütbeli bir subay merkezden psikolojik destek istiyor. ‘Adamlarım daha çok acı çekti,’ diyor. Suçlularsa Yahudilere acı verici işler yaptıklarında, kendilerini kurban gibi göstermek için psikolojik mekanizmalar arıyorlar.
Ölüm emrini verirken Ohlendorf’u neyin motive ettiği Führer’in belirlediği tasfiye politikalarıdır, diye devam ediyor Araştırmacı. “Nazi propagandalarının etkisiyle, Sovyetler Birliği’ndeki komünizmden Yahudilerin sorumlu olduğuna inanmıştır. Eğitim yıllarında da aşırı milliyetçi fikirlerle beslenmiştir. (Sanıklardan biri, 20 yıl sonra, “Yahudileri insan olarak görmedik” itirafında bulunur.)
Senarist, yedek polislerin yaptıkları işe çabucak alışmaları için “şaşırtıcı” yorumunda bulunuyor. “Mahkemedeki sorgular sırasında öldürmeyi rutin bir iş olarak algılamalarına şaşırdık. Burada ikili bir durum söz konusuydu. Binbaşı öldürmeye istekli değildi. Görünüşte güvenilir bir adamdı. Ama onlardan görevden kaçmamalarını istiyordu: “Bu iş halledilmeli. Polis taburu bu işi yapmalı. Zayıf olanlar işi reddedebilir ama bu yoldaşlarının zararına olur.” Bu ikili durum kişi üzerinde baskı yarattığından çoğu yedek polis katliamda yer almıştır. Şerefsiz, dönek, diye aşağılananlar, evlerine dönemezler. “Sosyal bir ceza ”ya katlanamazlar. Onları ilgilendiren Yahudilere yaptıkları değil, başkalarının kendileri hakkında ne düşündükleriydi. İçlerinden biri çok hırslıydı işinde yükselmek istiyordu. Karısını da Polonya’ya operasyon bölgesine getirmişti. Hamile karısına korkunç bir görev verdi. Katliamdan sonra ceset parçalarının kaldırılması. Adam yaptığı işten gurur duyarak kadına hava atıyordu. Kadınsa olup biteni izlemekle yetiniyordu. “
Kadın tarihçinin yorumu: “İnsanların doğuştan katil olduğuna hiç inanmam. Ama aynı koşullarda katil olabileceğimizi düşünüyorum. Birey ve devlet arasındaki ilişkinin ne olduğuna bakmalıyız. Devlet nefret ettiği bir grubun icabına bakmamızı istiyorsa, bu önemli bir ilişkidir. Bu bireylerle aktör ve enstrüman olarak devletin ideolojisini paylaşsalar da devlet artık iktidardan çekildiğinde, hükümet değiştiğinde onların varlık sebepleri kalmamıştır. Devletin şiddetine katılma konusunda artık eylemde bulunmazlar. “
Naziler, Yahudi karşıtı birçok yasa yapmışlar. Yasalar yüzünden bu halk aşağılanır, damgalanır. Ayrıca bu, gizli değil, alenidir. (Kaldırımları fırçayla temizleyenleri filmlerde görmüşüzdür.)İtiraflar da dünyaya duyurulmuştur. “Yerine getirilmesi gereken tarihî bir görev vardı” gibisine sözlerle yaptıklarını aklamaya çalışanlar; öte yandan “bu işte diğer insanlardan daha iyiydim” psikolojisine kapılanlar. Bir suçlunun katliam yapmanın gerekçesiyse kan dondurucu türden: “ Yanımdaki adam anneyi vuruyordu, ben de çocuğu. Çocuk annesiz yaşayamazdı ki. “
Araştırmacı, “bu adamlar her zaman bu işin zorluğunun farkındaydılar. İşlediği korkunç eylemi, bir kurtuluş anlamında ahlaki bir şeye dönüştürüyorlar. Emirleri, kabul edilebilir bir şekilde yorumluyorlar. Mahkemede neden çocuklar da vuruldu, sorusuna üst düzey bir Nazi şu yanıtı veriyor: “ Bu çocuklar büyüyüp ailelerine neler ne yaptıklarımızı öğrenmesinler diye öldürülmeleri gerekiyordu. Vaterland ( Vatanın uzun vadeli iyiliğini düşünüyoruz.” )
Bir başkası Almanya savaşı kaybederse mahvolacaklarının derdindeydi. Taburun içindeki üç gruptan ilki öldürmekten zevk alanlardı. İçki, müzik, toplu halde şarkı söyleyenler… İkincisi pasifistler, üçüncüsü de retçiler. Bunlar taburun meşruiyetini sorgulamıyorlar, direnişçi değillerdi, kaytarmaya bakıyorlardı. İkinci Paylaşım Savaşı sırasında polis taburu sayısı yüz otuzu geçmiştir. “
Nurnberg 10 Nisan 1948’de savaş suçluları asılarak idam edilirler. Yaşlı savcı idamdan önce elebaşıyla görüşmek ister. Ama adam pişman değildir. Vicdan azabı çekmez. “Aynı koşullarda kardeşimi bile öldürürdüm ”der. CNN, yaşlı savcıyla röportaj yapar. Muhabir adamlardan canavar diye söz edince öbürü öfkelenir: “Canavar değillerdi. Hiroşima’ya bomba atan atan kişi canavar mıydı? Onu yapan Başkan Truman’dı. Ohlendorf , bir yurtsever olduğuna, her şeyi ülkesinin çıkarı için yaptığına inanmış. Ama bu normal bir insanın özgürce dolaşması için yeterli bir argüman değil. Savaşta altmış bin polis toplu katliamlarda yer aldı.”
Belgeselin devamını başka filmlerde görmüşüzdür. Yıllar geçti, dünyanın çeşitli yerlerinde soykırımlar yaşandı. (Hâlâ da yapılıyor) Nürnberg’den sonra da mahkemelerin sürdüğü anlatılıyor filmde. Bir tarihçi öfkeyle konuşuyor: “ Belgeler, dosyalar, birçok sağlam kanıt vardı ama kovuşturma felaketti: Suçluları cezalandırma isteği yoktu. “
Senarist, savaş sonrasının kaotik ortamında hem Alman halkının hem de Nazi yandaşı suçluların bozuk bir haletiye içinde olduklarından söz ediyor. Suçlular, hedonisttik yaşantının çekimine kapılıp içgüdülerine teslim oluyorlar. Yeni düzenin kurulması için gereken dayanışma ruhunun tek tek bireylerin birbirlerine güven duymalarıyla oluşturulması gerekir. Belgesel de bu konuda karamsar görünüyor. Milyonlarca insanın ölümüne yol açan faşizme karşı kitle ruhunun üstün gelememesinin nedeni, günümüzde neoliberal politikaların yarattığı eşitsizliklerin derinleşmesini, BM (Birleşmiş Milletler), uluslararası hukuk kuruluşlarını tanımayan ABD başkanı Trump’ın siyaseti güç gösterisine indirgemesini hatırlatıyor. Davos’ta yenidünya düzeni oluşturulmaya çalışılırken halklar ne yapıyor?
Faşizmi yaratan sistemin kendisidir. Şiddeti de sistem üretir. Nazi soykırımından sonrakiler de sistem tarafından yaratılan bölücü politikaların sonucudur. Baskı rejimleri nasıl doğar? İnsanların yaşamlarını sürdürebilmeleri için kullanmaları zorunlu, yasal haklarını arayışlarının engellemesiyle… Laik hukuktan yararlanamayan birey, “yurttaş” değildir artık.
Laiklik Meclisi, SOL Partililere astıkları pankart nedeniyle ev hapsi cezası verilmesine tepki gösterdi. LM'den yapılan…
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, Devrim Muhafızları Ordusunu "terör örgütü" ilan…
Necip Hablemitoğlu davasının tek tutuklu sanığı Nuri Gökhan Bozkır hakkında tahliye kararı verildi. Bozkır, başka…
ABD ve İran arasındaki gerilim devam ederken Suriye ve Irak'ta da dikkat çeken gelişmeler söz…
Karayolları Genel Müdürlüğünce düzenlenen programda konuşan AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan, CHP'yi hedef aldı. Ana muhalefeti ülkeye…
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, SDG ile HTŞ kontrolündeki Suriye Geçici Hükümeti arasında imzalanan…