Reklam
Kategoriler: Köşe Yazıları

Yargıç ve savcıların meslek ilkeleri var mıdır?

Reklam

Ülkemizde son dönemde, belki de en çok eleştirilen ve tartışılan kararları veren kamu görevlileri Yargıç ve Savcılardır denebilir mi acaba ? Tartışılır olsa da, bu düşüncenin belli bir gerçekliği ortaya koyduğu söylenebilir diye düşünüyorum. Siyaset tartışmaları ve siyasal gelişmelere paralel olarak pek çok olay ve konunun, bu meslek grubu mensuplarının kararlarına gereksinim duyulması sonucunu verdiğinden pek çok yargıç ve savcı kararı üretiliyor ve sonrasında bunların önemli bir kısmı tartışılıyor. Tabii, özellikle yasal sınırlama ve kayıtlama uygulanması yolundaki kararlar daha da fazla eleştiri ve tartışma konusu yapılıyor. Kararlara konu olan kişiliklerin iktidar veya muhalefet partilerinin mensubu ya da yanlısı olmaları da bu eleştiri ve tartışma düzeyini doğrudan etkiliyor. İktidar ya da muhalefet yanlıları olmalarına bağlı olarak bu tartışmaları yapan siyasiler, basın mensupları, akademisyenler, bilim insanları ve hatta halktan kişiler karşılıklı ve yüksek perdeden, hatta kimi zaman hakarete varan düzeyde suçlama, eleştiri ve kınama şeklinde görüş ifade ediyorlar. Kaçınılmaz olarak tüm bunların hedefi, ilgili kararları veren kamu görevlileri oluyor : Yani yargıç ve savcılar.! Peki ama ciddi ve ağır sorumluluk gerektiren bu kararları veren kişiler, mesleğin kural ve ilkeleri çerçevesinde mi davranıyorlar, yoksa keyfi bir şekilde mi ? Kısacası, hukukçu olmaları doğrultusunda kendi meslek ilkeleri var mıdır, bu ilkelere uygun davranmaları mı, yoksa kural ve ilkeleri boş verip hatta bunları çiğneyerek davranmaları mı söz konusudur ? Kuşkusuz, evrensel ve ülkeye özgü kural ve ilkeler bulunmaktadır. Bunların bir bütünlük içinde uygulanması ideal olandır belki, ama bunun her durumda gerçekleştiğini söylemek oldukça güçtür.

Öncelikle, Anayasa ve Hakimler ve Savcılar Yasası’nda mesleğin tanımı, koşulları, kuralları ve uygulamaya dönük ilke ve düzenlemeleri yer almaktadır. Sonrasında, meslek mensuplarının atama, nakil ve görevlendirme şekillerini belirleyen Yönetmelik ile birlikte soruşturmayı gerektiren eylemler ve soruşturma yöntemlerine dair Disiplin Yönetmeliği bulunmaktadır. Bunların yanında, Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun belirlediği ve mesleğin uygulamaları ile ilgililerin terfilerine dönük İlke Kararları da söz konusudur. Yargıda etik ilkelerin benimsenmesi ve uygulanması yönünden Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından 27.06.2006 tarihinde kabul edilen Birleşmiş Milletler Yargı Etiği Bildirgesi ile, Savcılar için Yüksek Kurul tarafından 10.10.2016 tarihinde kabul edilen Budapeşte İlkeleri’ne dair Bildirge ve son olarak, Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından 06.03.2019 tarihinde benimsenen Türk Yargı Etiği Bildirgesi meslek içinde uygulanacak kural, ilke ve düzenlemeleri aktaran temel metinlerdir. Yargıç ve Savcıların mesleğe başlamalarından meslekten ayrılmalarına kadar olan tüm görev sürelerince bu temel kural ve ilkeleri içeren mevzuata uymaları gerekli ve zorunludur. Mesleki ihmal veya kötüye kullanma ile, disipline aykırı eylemler yönünden bu mevzuat çerçevesinde, gerek disiplin ve gerekse adli yönden soruşturulmaları da ayni kapsamda gerçekleşecektir.

Anayasa’nın 138 ve 139 maddelerinde mahkemelerin bağımsızlığı yanında, yargıçlara hiç bir organ, makam, merci veya kişi tarafından yargı yetkisinin kullanılmasında emir ve talimat verilemeyeceği, ayrıca yasama , yürütme organları ve idarenin mahkeme kararlarına uymak zorunda oldukları şeklinde kesin bir hüküm bulunmaktadır. 140.maddede, yargıçların mahkemelerin bağımsızlığı

ve yargıçlık teminatı esaslarına göre görev yapacakları vurgulanmıştır. Ayrıca Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay gibi yüksek mahkemeler ve bunlarda görev alacak yargıç ve savcılar için de benzer hükümler bulunmaktadır.

Konumuz yönünden önem taşıyan uluslararası belgeler ve kurallardan söz etmek gerekirse, önceliği Birleşmiş Milletler organları tarafından oluşturulan ve 2000-2002 yılları arasında Hindistan’ın Bangalor kentinde yapılan toplantılar sonucu kesin şekli verilen Bangalor Yargı Etiği Bildirgesi’nden başlamak uygun olacaktır. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu’nun 23.04.2003 tarihli oturumunda “Birleşmiş Milletler Bangalor Yargı Etiği İlkeleri” olarak kabul edilmiştir. Yargıçlara yönelik etik davranış standartlarının oluşturulması için belirlenen 6 adet değer saptanarak bildirgeye aktarılmış , uygulamaya alınmış ve Birleşmiş Milletlere üye olan tüm devletlerde geçerli oldukları açıklanmıştır. Buna göre. saptanan değerler, Bağımsızlık İlkesi, Tarafsızlık İlkesi, Doğruluk İlkesi, Dürüstlük İlkesi, Eşitlik İlkesi ve son olarak Ehliyet ve Liyakat İlkesidir. Bu ilkelerden kısaca söz etmek gerekirse :
-Bağımsızlık İlkesi, Yargıçların görevlerini, dış etki ve baskılardan uzak, yasama ve yürütme organlarından ya da dava taraflarından tümüyle bağımsız olarak yerine getirmesidir.
– Tarafsızlık İlkesi, yargıçların davayı ve davanın taraflarını tamamen önyargısız, hiç bir kuşkuya neden olmayacak ve tümüyle adil bir şekilde ele alarak karar vermesi anlamına gelir.
-Doğruluk İlkesi, Yargıcın mesleki ve özel yaşamında her türlü kuşku ve lekeden uzak, saygın ve onurlu bir görüntü içinde bulunmasıdır.
– Dürüstlük İlkesi, Yargıcın davranışlarının tarafsız ve makul bir gözlemcinin gözünde kabul edilebilir, dürüst ve etik standartlara uygun olmasıdır.
– Eşitlik İlkesi, Yargıcın yurttaşların din, dil, ırk, yaş, cinsiyet ,sosyal ve ekonomik durum farklılığını gözetmeden herkese eşit davranması, herhangi bir surette ayrımcı bir tavır içinde bulunmamasıdır. -Ehliyet ve Liyakat İlkesi ise, Yargıcın hukuksal bilgisini en üst düzeyde ve güncel gelişmelere açık tutarak, görevini yüksek bir yetkinlik, titizlik ve mesleki özenle yerine getirmesi anlamına gelmektedir.

Savcılar için benzer nitelikteki standartlar ise, Budapeşte İlkeleri ile belirlenmiştir. Avrupa Konseyi’nin 2005 yılında Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de düzenlediği Avrupa Savcılar Konferansında uygulamaya dönük ilke ve etik değerler kabul edilmiş ve Konsey’e üye ülkelerin bunları yasal mevzuatın parçası haline getirerek uygulamaları istenmiştir. Söz konusu ilke ve değerlerin kısa bir özeti yapılmak gerekirse :

-Savcıların dava açma görevi dahil, her zaman ilgili ulusal ve uluslararası hukuka uygun olarak görevlerini icra etmeleri ;
-Görevlerini adil, tarafsız, tutarlı ve süratli olarak yerine getirmeleri ;
-İnsan onuru ve insan haklarına saygı duyarak, bu değerleri koruyarak ve destekleyerek görev yapmaları ;
-Toplum adına ve kamu yararına davrandıklarını dikkate almaları ;
-Toplumun genel çıkarı ile birey hakları ve çıkarları arasındaki dengeyi bulmaya çalışarak görevlerini yapmaları, şeklinde açıklanabilir.

Öte yandan, 06.03.2019 tarihinde Hakimler ve Savcılar Genel Kurulu tarafından, Türk Yargı Etiği Bildirgesi adı ile başka bir metin yürürlüğe konulmuş ve tüm yargıç ve savcıların bu metne uygun davranmak zorunda oldukları bildirilmiştir. Bu metnin Bangalor’a benzer hükümler içerse de, oldukça sınırlayıcı bir içeriğe sahip olduğu gözlenmektedir. Daha önce BM Bangalor Yargı Etiği’ni temel alarak yargıç ve savcıların bu etik bildirgeye uygun davranmalarını emreden HSK’nın, neden dolayı Türk Yargıç ve Savcıları için ayrıca başka bir metin yayınlayarak buna uymalarını istemesi anlaşılır değildir. Zira Bangalor Yargı Etiği zaten, Türkiye dahil Birleşmiş Milletlere üye tüm ülkeler tarafından kabul edilmiş ve uygulamaya alınmıştır. Anlaşılan Bangalor’un kimi ilke ve değerleri aşırı demokratik bulunmuş olmalıdır. Çünkü, Türk Yargı Etiği Bildirgesi, Bangalor’a göre daha dar kapsamlı ve sınırlayıcı bir metindir. Fazladan, 08.03.2022 tarihinde Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK), söz konusu Bildirge’yi baz alarak Sosyal Medya Kullanım Rehberi adlı başka bir metin yayınlayarak yargıç ve savcıların sosyal medyayı kullanırken bu metne uygun davranmaları zorunluluğunu getirmiştir. Bu rehberin baştan aşağı kısıtlayıcı hükümler içerdiği, yargıç ve savcılara adeta, “sosyal medyayı kullanmayın” şeklinde bir yaklaşımı ortaya koyduğu görülmektedir. Mesleğin temel ilkeleri ve saygınlığına zarar verici bir tavır olduğu açıktır. Bu durumda Türk yargıç ve savcılarının Bangalor’u dikkate almayarak HSK’nın hazırlayıp yürürlüğe soktuğu “yerli ve milli”(!) Etik Bildirge’ye uygun davranmaları beklenmektedir. Bunlarla yetinmeyen HSK, 15.10.2025 tarihinde bu kez, Türk Yargı Etiği Bildirgesi Rehberi’ni kabul ederek yayınlamıştır. Anlaşılan Türk yargıç ve savcılarının kafalarının karışmış olmasından endişe edilerek bu Rehber sayesinde aydınlatıcı olmak istenmiştir. Bu koşullarda Yargıç ve Savcılarımızın ne kadar aydınlanmış oldukları sorgulanmaya muhtaç bir görüntü vermektedir.

Genel hatları ile özetlediğimiz bu kural ve ilkeler çerçevesinde bir değerlendirme yapmak oldukça güç ve sıkıntılı bir görüntü vermekte ise de, var olan koşullarda ülkenin hukuk düzeninin getirildiği sorunlu yapıda, yargıç ve savcıların işlem ve eylemlerini tartışmak bile yeterince rahatsızlık verici olmaktadır. Yargıç kararlarının, bırakın ulusal ve uluslararası metinlere ve etik ilkelere uygunluğunu en basit hukuk kuralına bile aykırı düşen sayısız kararlardan söz etmek bile olasıdır. Cumhurbaşkanı ve danışmanları ile iktidar partisinin üst düzey (hatta alt düzey!) yetkililerinin söylemleri, Bangalor Yargı Etiği’nin Bağımsızlık ve Tarafsızlık İlkelerini açıkça çiğnediği gibi, bu söylemlerden etkilenen yargıçlar, bu iki temel ilkeyi bir tarafa koyup karar vermeyi, kendi geleceklerini ve görevde yükselmeyi öncelik haline getirerek tercih etmektedirler. Yakın geçmişte, halen Cezaevinde tutulan Can Atalay, Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala ile ilgili olarak verilen kararlar ve özellikle ana muhalefet partisi belediye başkanları ve bazı kamu görevlileri hakkında verilen karar ve yapılan uygulamalar bunun tartışılmaz örnekleridir. İstenmeyen kararları veren yargıçların görev ve yetkileri değiştirilmekte, hatta ulusal ve uluslararası mevzuata aykırı şekilde görev yerleri dahi değiştirilmektedir. Geçtiğimiz günlerde, Cumhurbaşkanı Danışmanı ünvanını taşıyan bir yetkilinin, bir cemaat lideri hakkında tehditvari sözler söylemesi sonrasında bu cemaate yönelik derhal bir operasyon yapılması ve pek çok mensubunun tutuklanması, suç işlendiğine dair ciddi belirtiler bulunsa da, başka bir vahim görüntünün yansımasıdır. Yargıçların tüm bu olaylardaki bağımsızlık görüntüleri ciddi ölçüde tartışılır durumda olduğu gibi, tarafsızlık ilkesini en olumsuz şekilde yansıttıkları da bir gerçektir. Öte yandan, Bangalor’un diğer ilkelerinde de ağır sorunlar olduğunu söylemek olası ise de, Ehliyet Ve Liyakat ilkesinde daha da ciddi sorunlar bulunduğu da açıktır.

Yasal koşulları bulunmadığı halde gözaltı kararı veren, kendi isteğiyle gelip teslim olan şüpheliyi, “kaçma kuşkusu bulunduğu” gerekçesiyle tutuklayan, devam eden davanın sonucunun ne olacağını beklemeden müsadere kararı veren, tutuklama yasağı olan suçtan dolayı tutuklama kararı veren yargıçların ehliyet ve liyakat koşullarının sorgulanması kaçınılmazdır. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uyulması Anayasa’nın açık hükmü olmasına rağmen, uymak bir yana uyulması gerektiğini söyleyen meslektaşlarına suç duyurusu yapan mahkemeler ve yüksek yargı mensuplarına ne demeli, doğrusu bilemiyorum. Görevlerinin gereklerine aykırı davrandıkları, hatta kötüye kullandıkları rahatlıkla söylenebilir. Yüzeysel ve dosya içeriğine uymayan kararlarla tutukluluk devamı kararı veren yargıçlarla ilgili olarak, Yargıtay 8.Ceza Dairesi’nin 25.06.2024 tarih ve E.2018/7 K.2024/43 sayılı kararında, haksız ya da hukuka aykırı şekilde verilen tutukluluğun devamı kararının “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturacağı” belirterek bu kararlarda imzası bulunan yargıçların cezalandırılması şeklinde uygulama yapıldığı dikkate alındığında, bu tip kararları veren yargıçların da ehliyet ve liyakat ilkesinden uzak düştükleri rahatlıkla söylenebilir. Zira, çok sayıda tutukluluğun devamına dair karar ciddi hukuksal sorun içermektedir. Ayrıca, görevini kötüye kullanıp rüşvet alarak karar veren kimi yargıçların son dönemde arttığı, adliye içinde meslektaşını tabanca ile yaralayan yargı mensubunun bulunduğu da gözetildiğinde Bangalor’un Doğruluk ve Dürüstlük İlkelerinin de çiğnendiği rahatlıkla görülebilir. Toparlarsak, bırakalım Bangalor Yargı Etiği İlkelerini, yargıçlarımızın Türk Yargı Etiği’nin İlkelerine bile uygun davranışlar içinde olmadıklarını söylemek abartı olmayacaktır.

Savcıların Budapeşte İlkeleri açısından değerlendirilmesinde de ciddi sorunlar bulunduğu kesinlikle söylenebilir. Soruşturmalarda uygulayacakları ulusal ve uluslararası mevzuata uygun olarak görev yaptıkları çok tartışılır olduğu gibi, görevlerini adil, tarafsız ve süratli olarak yerine getirdikleri de söylenemez durumdadır. Bir siyasi partinin yetkilisiyle fotoğraf çektiren ve bu fotoğrafını sosyal medyada paylaşan ya da paylaştıran, bu kişinin, yürüttüğü soruşturmanın tarafı durumunda olan bir şüpheli ya da tanık olmasını umursamayan, soruşturmayı eksik veya yanlış yönlendiren, eksik kanıtlar ile kovuşturmaya yer olmadığına dair karar veren veya dava açan bir savcının görevini layıkı ile yaptığı ileri sürülemez. Soruşturmalarda basına ve kamuoyuna yansıyan olumsuz görüntülere kayıtsız kalan, örneğin İBB soruşturmalarında gözaltına alınan çok sayıda kişinin insanlık onuruna aykırı şekilde sıraya sokulup görüntülerinin televizyonlarda yayınlanmasına tepkisiz kalan, bu tip görüntülerin alınmasına engel olmayan savcıların görevlerini etik ilkelere uygun yaptıkları iddia edilemez. İnsan onuru ve insan haklarına saygı gösteren bir tavır olduğunu ileri sürmek olası değildir. Soruşturmalarda gerçek delil durumunu sağlıklı şekilde değerlendirmeden arama, elkoyma ve gözaltına alma kararları veren savcıların, toplumun genel çıkarı ile bireylerin hakları arasındaki hassas dengeyi gözettikleri ve sağladıkları da söylenemez. Yine tutuklama istemlerinde de, suçun niteliği, delil durumu ve dosyanın gereklerine uygun şekilde davrandıkları, tutuklama yerine adli kontrol kararı verilmesi olası durumlarda da bu yola gitmeyerek mağduriyetler yarattıkları göz ardı edilemeyecek uygulamalardır. Yakın zamanda tutuklanan emekli Amiral Türker Ertürk hakkında 9 gün içinde iddianame düzenlenerek dava açılmış iken, benzer suçlardan yaklaşık 2 aydır tutuklu bulunan Deniz Göktaş hakkında halen iddianame düzenlenmemiş olmasının makul bir açıklaması da bulunmamaktadır.

İktidar partisi ve yetkililerinin isteklerine ciddi ölçüde yer verirken, muhalefet partileri ya da muhalif kişilerin istek ve tavırlarına hoşgörülü ve hukuka uygun bakmamak gibi bir sorun da bulunmaktadır. Yaptıkları haberler, basın açıklamaları ve yasal gösteri haklarını kullanmaları nedeniyle tutuklama istenen çok sayıda gazeteci, öğrenci, sendikacı, işçi bulunduğu gibi, yapılan işlemlerde ağır hukuksal sorunlar bulunduğu da bir gerçektir. Bildirgelerde belirtildiği gibi, Savcıların toplum adına ve kamu yararına uygun davrandıklarını ileri sürmek son derece güçtür.

Ülkede kapitalizmin otoriter bir versiyonunun uygulandığını unutmadan söylemek gerekir ki, bu düzenin sağlayacağı hukuksal koruma ve güvence hiç bir zaman istenen düzeyde olmayacağı bir yana, evrensel hukuk metinleri ile siyasi iktidarın keyfine göre düzenlenen yargı metinleri de bir yere kadar işe yarayacaktır. Ülkede hukuk düzeninin alt üst edildiği, hukuksal ve yargısal güvencelerin en alt düzeye indirgendiği bir konumda, tüm muhalif kesimlerin bu durumu değiştirmek için mücadele etmeleri zorunluluğunu hatırlatarak gelecek adına umutlu olmaktan başka çözüm yolu bulunmadığını belirtme görevini yerine getirmiş olalım.

Bu haber en son değiştirildi 31 Ağustos 2026 07:24 07:24

Reklam

Önceki Haberler

İran, ABD’nin BAE’deki üssünü hedef aldı

İran ordusu, ABD'nin Lark Adası'na düzenlediği saldırıların ardından Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki (BAE) Al Minhad Hava…

31 Ağustos 2026 07:41

Erdoğan imzaladı: Üniversitelerde dikkat çeken değişiklik

AKP'li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla yayımlanan kararla bazı üniversitelerde fakülte ve enstitüler kurulurken, 4 akademik…

31 Ağustos 2026 07:36

Girne’de batan geminin su almaya başladığı anlar kamerada

Mersin'den KKTC'ye giderken Girne açıklarında su alarak batan ve 267 yolcunun tahliye edildiği geminin su…

31 Ağustos 2026 07:33

Devrim, Kürt sorununa sığmıyor!

Ama “devrim”, hangi etnik kökenden gelirse gelsin bütün emekçilerin gerçek kurtuluşu olacak. Hep söyledik, proletarya…

29 Ağustos 2026 01:29

Dem Parti’li Çiftyürek’ten Suriye’deki entegrasyon anlaşmasına tepki

Dem Parti Van Milletvekili Sinan Çiftyürek, Suriye'de yürürlüğe giren entegrasyon anlaşmasına tepki gösterdi. Çiftyürek, Mazlum…

28 Ağustos 2026 17:57

Özgür Özel duyurdu: İmamoğlu’nun savunma kitabı basılmadan toplatıldı

Kocaeli'deki saha çalışması kapsamında Derince'de düzenlenen açılışta konuşan Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Ekrem…

28 Ağustos 2026 17:49
Reklam