Hürriyet yazarı Ahmet Hakan, Rus Büyükelçi Andrey Karlov’u öldürdüğü ve polis olduğu belirtilen saldırgana ‘radikal islamcı’ denmesine itiraz ettiğini belirterek, “Ne Allahu ekber deyişi bir şeye benziyor ne de Arapça telaffuzu…” ifadelerini kullandı.
Hakan, saldırganın davranışlarından yola çıkarak ‘radikal islamcı’ olamayacağını, ancak ‘radikal islamcı taklidi’ yapması için görevlendirildiğini öne sürdü.
Hakan, AKP cenahının ’emin’ bir şekilde hep bir ağızdan dile getirdiği ‘FETÖ’ iddiasına kendisinin de inandığını dile getirerek, “Her taşın altında FETÖ’cü arayanlara ben de fena halde kıl oluyorum ama bu sefer bu taşın altında gerçekten bir FETÖ’cü var gibi” dedi.
Hakan’ın Hürriyet’te “Alçak katile dair sekiz saptama” başlığıyla yayımlanan (21 Aralık 2016) yazısından bir bölüm şöyle:
BİR: Haşhaş çekmişlere özgü bir donukluğu, körü körüne inanmışlara özgü bir özgüveni, arkadan vuranlara özgü bir sinsiliği var.
İKİ: Halep konusunda kafası bozulmuş bir radikal İslamcıdan ziyade… Halep konusunda kafası bozulmuş bir radikal İslamcı taklidi yapıyor gibi.
ÜÇ: Kullandığı terminolojiyi kesinlikle içselleştirmemiş: Ne Allahu ekber deyişi bir şeye benziyor ne de Arapça telaffuzu…
DÖRT: Her taşın altında FETÖ’cü arayanlara ben de fena halde kıl oluyorum ama bu sefer bu taşın altında gerçekten bir FETÖ’cü var gibi…
BEŞ: Ağababaları tarafından “Öyle bir davran ki herkes seni radikal İslamcı sansın” diye tembihlenmiş gibi… O derece rolcü ve pozcu.
ALTI: Türk polis teşkilatında görev almış herhangi bir polisi, intihar eylemine göndermeye motive edebilecek tek örgütün mensubu olduğuna inancım tam.
YEDİ: Öldürülmeseydi ve konuşturulsaydı… Kesinlikle “Ben bir radikal İslamcıyım, Halep’teki katliamın intikamını aldım” diyecekti.
SEKİZ: İnsanın aklına “Çevik Kuvvet’te bundan kaç tane daha var acaba” şeklinde çok uğursuz bir soruyu getirmektedir
Bu haber en son değiştirildi 23 Aralık 2016 19:40 19:40
Çünkü, birçok mağduriyetler yaratan hukuksuzluk ve adaletsizliklerin ortada olduğu bir durumda Adalet Bakanlığı’nın varlığı bile…
Bu haftaki pusulamızda tek adam rejimi ile saltanat ilişkisini ele aldık. 1 Kasım 1922, saltanatın…
Söz konusu olan; millete saltanatını, egemenliğini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız? Meselesi değildir. Mesele zaten olupbitti…
Anayasa tartışmalarının ekseni "demokrasi", "barış", "milli egemenlik" gibi soyut ama kullanışlı hedeflerin etrafında şekillenemez. Ortada…
Türkiye de siyasal tartışmaların merkezinde uzun bir süre seçilmişlerin sınırsız yetkisi ile atanmışların vesayeti konusu…
Türkiye’de de 1919, 1923 ve sonrasındaki devrimci hamleler tarihsel gerçekliği içerisinde anlamlandırılarak, ileriye doğru bir…