Reklam
Kategoriler: PusulaPUSULA 221

Cumhuriyet’ten geriye kalan…

Reklam

Umut Kuruç

“103. yılında Cumhuriyet’ten kalan nedir?” sorusuna cevap vermek için, yakın tarihe göz atmakta fayda var.

1980’lerle başlayan bir tasfiye sürecinden bahsetmek zorundayız, bıktırıcı olsa da… 24 Ocak 1980, 12 Eylül 1980… 24 Ocak kritiktir. Sermayenin tam boy egemenliğinin altına imza atan Türkiye, bunu uygulamaya ancak 12 Eylül darbesiyle geçirebilecektir. Cumhuriyet’in iktisadi birikiminin tasfiyesi için başta işçi sınıfı olmak üzere, toplumsal örgütlenmeler dağıtılacaktır. Kamu mülkiyetinin talanı hükümet programlarında “Türkiye, coğrafi bölgesindeki son sosyalist devlet olmuştu. Biz onu yıktık!” sözleriyle başa yazılacak, dış politikada Cumhuriyet’in ilkelerinin aksine, “bir verip üç almak” üzere emperyalizmin plan ve hedefleri doğrultusunda bir dönüşüm hayata geçirilecektir. Bütün bunlar “ceberut devlet”e karşı özgürlükler olarak pazarlanırken Cumhuriyet’in kurumları tasfiye edilecek, Türkiye yeni bir rejimin inşa süreciyle birlikte her anlamda parçalanmaya doğru yol alacaktır. Bütün bunlar olurken, özüne dönen kapitalizmi görmemekte ısrar ederek, kendinden menkul bir mefhummuş gibi “neoliberal politikalar” söylemini itirazın merkezine yerleştirmek, bütün bu tasfiyenin en hafif tabirle, özünü de ıskalamak olacaktır.

2000’lere gelindiğinde bu süreç önemli ölçüde yol kat etmiş, zemin hazır hale getirilmiştir. 2000’lerle birlikte artık geriye bu zemin üzerinde uluslararası sermaye ile ona ülke içinde eklemlenme hedefi taşıyan kesimler için tam tasfiyeyi sağlayacak siyasi aktör de piyasaya çıkmıştır. Artık direnç potansiyeli taşıyan her tür yapı bu tasfiyeden nasibini alacaktır.

Kamu nosyonunun ortadan kalkması ancak kurumlarının tasfiyesiyle mümkündür. Ona sahip çıkacak toplumsal kesimlerin tutunacak herhangi bir referansı bırakılmamalıdır. Kamu/devlet mülkiyeti, ülkenin bütün KİT’leri, ormanları, suları, hizmetleri “babalar gibi” hızla satışa çıkarılır. “Devlet bez mi üretir?” ile başlayıp, “Ben ülkemi pazarlamakla mükellefim” sözleriyle devam eden bu talan sürecini, Ergenekon ve Balyoz gibi tasfiye operasyonları izler. Buna “sonuna kadar gidilsin” diyerek tuzlukla koşanların söylemlerine her niyete yenen “demokrasi” çağrıları eşlik eder. Ardından yargı ve hukukun tasfiyesi gelir. Her şeyin çaresini “demokrasi” diye kendinden menkul havada asılı bir mefhuma bağlayanlar bugün yargı sopası haline gelen hukukun tasfiyesini hala algılamış sayılmazlar.

Bütün bu süre boyunca, siyasi örgütlenme kavramı ortadan kaldırılmış bir işçi sınıfı ve toplum oluşturulmuştur. Yurttaşlık bilinci aşındırılırken, toplum din ile kuşatılmıştır. Yoksulluk ve çalışma koşullarının giderek 19. Yüzyıl İngiltere Sanayi Devrimi görüntüsüne hızla sürüklendiğini söylemeye gerek yok sanırım.

Emperyalizm ve sermaye açısından bu mekanizma, 1923’le kurulmaya başlanan bir yapıda işleyemezdi; bazılarının çok sevdiği ifadeyle “sürdürülebilir” değildi! Emperyalizmin ve sermayenin ihtiyaçlarının hızla karşılanabilmesi, yasama, yürütme, yargının tek elde toplanmasını gerektiriyordu. “OHAL’i iş dünyası daha rahat çalışsın diye” uygulayan, “grev tehdidi olan yere OHAL’den istifade ederek anında müdahale eden” ve bunlara itirazı da anında ezen bir yapı gerekiyordu. Dolayısıyla, bu yapının kurulabilmesi için Cumhuriyet’in bütün kazanımları tasfiye edilmeli, Cumhuriyet, “90 yıllık parantezin” ardından “Yeni Türkiye”yle ikame edilmeliydi. Bu da ancak, bir avuç beyaz Türk’ün “halkın değerlerini yasakladığı vesayet rejimi” ile “katı laikliğe” karşı “özgürlük”, “demokrasi” söylemi ve “inançlara saygılı/özgürlükçü laiklik” ile yapılabilirdi. Laiklik ilkesi, sağdan sola, iktidardan muhalefete, tıpkı Cumhuriyet’in kurumları ve iktisadi birikimi gibi elbirliği ile tasfiye edildi.

Bugün, siyasi iktidar, inşa ettiği emperyalizm destekli yeni rejimi tüm kurumlarıyla oturtmak ve kalıcı hale getirmek istiyor. Bunun olmazsa olmazlarından biri de Cumhuriyet’in tasfiyesinde önemli bir başlık olan dış politikadır. “Yurtta sulh, cihanda sulh”, hem ülke içine, hem dış ilişkilere göndermedir; yayılmacılık karşıtıdır. Ülkenin sınırları içerisinde bütünlüklü bir yapıyla saldırı olmadan, savaşı reddeder. Bu politika tasfiye edilmiştir. Emperyalizmin planlarına eklemlenmeye çalışan, komşu ülkeleri kan gölüne çeviren politikaların uygulayıcısı bir konuma sokulan Türk dış politikası, bugün de ülkemizi içine alan bir parçalanmanın taşlarını döşemektedir.

Saltanatın kaldırılmasının ardından emperyalizmi de hüsrana uğratarak, Ekim 1923’ün ilk adımı olan Lozan’ı, 29 Ekim’in laiklik ile taçlanmasını ve Devrim Yasaları takip eder. Bu devrimci atılımla 1924 yılında Hilafet kaldırılırken, eğitim birleştirilir, tekke ve zaviyeler kapatılır. Az zamanda çok işler yapılır aslında; kapitülasyonların kaldırılmasının ardından 26 Şubat 1925’te çıkarılan yasayla yabancı sermayenin elinde bulunan (Reji Şirketi) tütün idaresi devlet tarafından satın alınır. 1924’te kararı alınan demiryollarının devletleştirilmesi, 1925-1928 döneminde hızlandırılır. 1930’larda hızlanacak olan planlı sanayi hamlesi ile iktisadi bağımsızlık hedeflenir. Köylüyü topraklandırma kanunu ile bağlantılı Köy Enstitüleri, aydınlanma hamlesinin kökü olacak üreten bağımsız çiftçi ile Anadolu’da şeyhlerin, aşiret ve toprak ağalarının egemenliğini kırmayı amaçlar…

Saltanatın kaldırılmasının 104. Cumhuriyet’in 103. yıldönümünde karşı karşıya olunan tasfiye tablosunda, Saltanat adeta geri çağrılırken, Cumhuriyet bütün kurumlarıyla tasfiye edilmiştir.  Bu karşı devrim süreciyle sermayenin, emperyalizm destekli yeni rejiminin sahipleri, yeni bir tarih yazımıyla, bu tasfiyeyi kutlamaktadır. Geriye ne Cumhuriyet’in iktisadi yapısı, ne kurumları, ne, dış politika ilkesi, ne laiklik, ne de yurttaşlık kalmıştır. Bunun karşısında, “muhalif” siyaset topluluğunun cevabı ise “İkinci yüzyılında Cumhuriyet’in demokrasi ile taçlandırılması”dır!

“Geriye hiç mi bir şey kalmadı?” sorusunun cevabına gelince… Geriye, toplumda kök salmış bir irade kalmıştır. Ancak bu irade siyasi olarak sahipsizdir. Bir siyasi temsiliyeti yoktur. Kendini 2013 yılında Haziran Direnişiyle, 2025’in 19 Mart’ında, her yıl 29 Ekim ve 10 Kasım’larda Dolmabahçe ve Anıtkabir’de gösteren bu irade, sadece siyasi iktidar tarafından değil, elbirliğiyle tasfiye ettikleri Cumhuriyet’e “demokrasi” tacını oturtma iddiasındaki siyasi toplam tarafından da farklı yöntemlerle bastırılmak, soğurulmak istenmektedir.

Kiminin “neoliberal politikalar” kavramsallaştırmasıyla, bilerek ya da bilmeyerek, üzerini örttüğü ve aslında özüne dönen kapitalizmin tahribatına son dönemde tarihsel birikimine dayanan Fransız toplumu başta olmak üzere dünyanın birçok yerinde gençlik ve emekçi kitlelerden gelmektedir. Yeni bir Cumhuriyet özlemi, “Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik” sloganıyla Fransa’nın farklı tarihsel meydan ve sokaklarında dile gelmekte, 1789, 1830, 1848 ve 1871’den aldığı tarih bilinciyle, geriye doğru değil, ileriye doğru yeni bir cumhuriyete işaret etmektedir belki de.

Türkiye’de de 1919, 1923 ve sonrasındaki devrimci hamleler tarihsel gerçekliği içerisinde anlamlandırılarak, ileriye doğru bir yeni cumhuriyet hedefi ete kemiğe büründürülmelidir. Bunun yolu, 100 yıl öncesine dönmek değil, yüz yıl öncesindeki devrimci iradeyi, yurttaşlık bilincini, eşitlik ve özgürlük mücadelesini örgütleyerek yeni bir cumhuriyetle taçlandırmaktan geçer. Bu irade, tıpkı Fransa’da olduğu gibi bu topraklarda da mevcuttur. Siyasette görünmese de toplumun ana damarlarında halen atmakta ve akmaktadır. Unuttuklarımız bir yana, Cumhuriyet’ten geriye kalan da budur. Az mı?

Bu haber en son değiştirildi 1 Kasım 2026 11:46 11:46

Reklam

Önceki Haberler

Pusula: Postmodern saltanat

Bu haftaki pusulamızda tek adam rejimi ile saltanat ilişkisini ele aldık. 1 Kasım 1922, saltanatın…

1 Kasım 2026 11:56

Saltanattan cumhuriyete

Söz konusu olan; millete saltanatını, egemenliğini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız? Meselesi değildir. Mesele zaten olupbitti…

1 Kasım 2026 11:51

Türkiye 1’den büyüktür: Yeni cumhuriyet için notlar

Anayasa tartışmalarının ekseni "demokrasi", "barış", "milli egemenlik" gibi soyut ama kullanışlı hedeflerin etrafında şekillenemez. Ortada…

1 Kasım 2026 11:44

Postmodern saltanat: Sandıktan kişisel iktidara

Türkiye de siyasal tartışmaların merkezinde uzun bir süre seçilmişlerin sınırsız yetkisi ile atanmışların vesayeti konusu…

1 Kasım 2026 11:35

TKH İzmir İl Örgütü’nden Smart Solar Direnişi’ne dayanışma ziyareti

Direnişin 25. gününde düzenlenen film gösterimi ve dayanışma etkinliğinde bir araya gelen işçiler, mücadeleyi sürdürme…

31 Ekim 2026 18:43

Polonya’da kriz: Cumhurbaşkanı Nawrocki Anayasa Mahkemesi’ne testereyle girdi

Adalet Bakanı'nın mahkemenin iki üst düzey yargıcı hakkında cezai işlem başlatılmasını istemesinin ardından başkent Varşova'da…

31 Ekim 2026 16:46
Reklam