Reklam
Kategoriler: Köşe Yazıları

Lekelenmeme hakkı ve masumiyet karinesi mi, o da ne ?!

Reklam

Ülkede hukuk düzeninin ( ya da düzensizliğinin mi demeli? ) geldiği aşama itibariyle üzerinde hemen hiç durulmayan, aksine çok durulması gereken kavramlardan bazıları da lekelenmeme hakkı ile masumiyet karinesidir. Yazılı ve görüntülü basın, idari makamlar, özellikle görevli ve yetkili adli makamlar tarafından yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda, yani davaların tüm aşamalarında söz konusu iki kavramın kesin şekilde dikkate alınması ve uygulanması evrensel hukukun zorunlu kıldığı alanlardan biridir. Peki bizde öyle mi oluyor, ne gezer !. Bir şüpheli hakkında bir suçtan dolayı soruşturmaya geçildiğinde, en kısa sürede kişinin kimliği, işlediği ileri sürülen suçla ilgili ayrıntılar, deliller, tutanaklar, ifadeler ve diğer soruşturma belgeleri çoğunlukla basın aracılığıyla bir anda ortaya sürülüyor. Böylece, soruşturma ve yargılama yapmakla görevli makamların suç ve şüpheli hakkındaki düşünce ve yaklaşımları bir yana, topluma suçluluğu veya suçsuzluğu hakkında yaygın ve sağlıksız bir izlenim aktarılmış oluyor. Önyargı oluşturan bu yaklaşımın sakıncaları ise, çoğunlukla yargılama aşamasında görülüyor. Olayın mağdur tarafında adeta hüküm verilmiş düşüncesi egemen olduğu gibi, şüpheli ya da sanık yönünden de kapsamlı bir suçluluk/suçsuzluk yargısı dış aleme yansıyor. İlgili kişinin kimliğinin açığa çıkması bir yana, kuşkulu bir masumiyet inancı var olduğundan lekelenmesi gündeme geliyor. Yazılı ve sözlü basının olayı sürekli olarak işlemesi sonucu kişi hakkında çoğunlukla önyargıya dayalı bir hüküm verilmiş oluyor. Böylelikle, evrensel hukukun en temel kavramlarından ikisi çiğneniyor. O zaman, öncelikle, lekelenmeme hakkı ve masumiyet karinesi kavramlarını açıklamakta yarar var.

Lekelenmek, sözlük anlamında , kirlenmek, leke oluşmak, kötü tanınmak gibi anlamlar içeriyor ; bu durumda lekelenmemek ise, kirlenmemek, lekesiz olmak ve kötü tanınmamak anlamına geliyor. İnsanların normal olarak, lekelenmek gibi bir tercihleri olamayacağına göre, lekelenmemenin bir hak olarak varlığını kabul etmekte anormal bir şey yoktur. Bu açıdan kavramın, doğrudan ilişkili olduğu masumiyet karinesi kavramı ile bağlantısını vurgulayarak, tanımlamaya geçmek gerekirse, önceliği masumiyet karinesine verirsek, bu kavramın, bir kişinin suçluluğu yasal olarak kesinleşene kadar herkes tarafından suçsuz kabul edilmesi ile bunun evrensel bir ilke olarak benimsenmesidir. Yani, kişinin hakkında yapılan yargılama sonucu suçluluğunun sabit olması ile bu konudaki kararın kesinleşmesine kadar masum kabul edilmesi anlamındadır. Şüpheli ya da sanık, hakkındaki mahkumiyet hükmü kesinleşmedikçe masum olarak kabul edilecektir. Bunu doğal saymak gerekir, çünkü geçerli ve kesinleşmiş bir mahkumiyet hükmü olmadan bir kimsenin suçlu olduğu kabul edilemez. Öte yandan, lekelenmeme hakkı kavramına gelirsek, bunun ,masumiyet karinesinin bir tür tamamlayıcısı olduğu gözetilerek, bireyin sadece bir soruşturmaya maruz kaldığı için toplum nezdinde damgalanmaması, onurunun korunmasının güvence altına alınması, telafisi olanaksız bir zarara uğramamasının sağlanması anlamına geldiğini belirtmek gerekir.. Bu iki kavram,demokratik hukuk devleti ve adil yargılanma hakkının temel unsurlarını içerir.

Hukuka saygılı ve demokratik bir toplumda, adil yargılamanın gereği olan masumiyet karinesi ile lekelenmeme hakkının en üst düzeyde gerçekleşmesi bir hedef olarak daima gözetilirken, uluslararası belgelerde de yer alan bu kavramlar, soruşturma ve yargılama aşamalarında titizlikle uygulanır. En basiti, hakkında soruşturma yapılan kişinin kimliğinin gizli tutulmasından, olay ve suçla ilgili ayrıntıların zorunlu bir neden olmadıkça ortaya dökülmesinin önlenmesine, soruşturmaya dair belgelerin basında yer almasının engellenmesinden mağdur kimliğinin gizli tutulmasına, kolluk, savcılık ve diğer soruşturma makamlarının olayla ilgili ve mağduriyet yaratacak şekilde açıklamalar yapmalarına izin verilmemesine kadar çok ve çeşitli sınırlamalar uygulanır. Bunların anlamı, hem masumiyet karinesinin gözetilmesi ve hem de ilgili kişilerin lekelenmeme hakkının korunmasıdır. Diğer yandan, hukuk ile saygı çerçevesinde ilişkisi olmayan, kendini hukuk ve yasalar ile bağlı hissetmeyen, hatta Anayasa’ya aykırı karar ve uygulamalara imza atmakta tereddüt etmeyen düzenlerde, söz konusu iki kavramın yoğun ve yaygın şekilde çiğnendiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Ayrıca belirtmekte yarar var ki, ülkemizde var olan durum tümüyle bunu yansıtmaktadır.

Anayasa’nın 38.maddesinde, “suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz“ denilerek masumiyet karinesi açıkça belirtildiği gibi, Anayasa hükmü olarak düzenlenmesi, yasa koyucunun bu konuya verdiği önemi göstermektedir. Öte yandan, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/2 maddesinde ise, “bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır“ ifadesi ile masumiyet karinesinin önemi vurgulanmıştır. Yasal dayanaklar böyle olunca, soruşturma ve yargılama aşamalarında kamu otoriteleri ve basının, soruşturulan ve yargılanan kişinin suçlu gibi yansıtılması eğiliminden kesinlikle kaçınmaları gerekir. Masumiyet karinesinin doğal sonucu olarak, soruşturma ve kovuşturma aşamalarında ilgili şüpheli veya sanığın adının gereksiz olarak lekelenmemesi, kendisi hakkında gizliliğin esas alınması ve gerçek dışı suçlamalar ile topluma teşhir edilmemesi, yani lekelenmeme hakkının sağlanması da zorunludur. Bu amaçla, 5275 sayılı CMK’nın 157.maddesinde soruşturmanın gizliliği kavramına yer verilmiş ve aynen :“Kanunun başka hüküm koyduğu haller saklı kalmak ve savunma haklarına zarar vermemek koşuluyla soruşturma evresindeki usul işlemleri gizlidir“ şeklinde hüküm konularak ilgililerin mağdur olmaması amaçlanmıştır.

Yasal çerçeve böyle olmakla beraber, ülkemizdeki yaklaşımlara bir göz attığımızda, ne yazık ki, yasallık ve hukuka uygunluktan uzak, sorun ve sakınca yaratan, mağduriyetlere yol açan her türden uygulama ile karşılaşmak kaçınılmaz olmaktadır. İşin başında, bir soruşturma ile ilgili görev yüklenen kolluk makamları ve amirleri soruşturma gizliliğine uymamakta, basına, taraflara ve ilgisiz kişilere bilgi aktarmakta, lekelenmeme hakkına uygun olmayan davranışlar içine girmektedir. Devamında, Savcılık aşamasında da keyfi uygulamalar görülmekte, haklarında işlem yapılan kişilerin neredeyse tüm bilgileri basına ve özellikle iktidar yanlısı basına aktarılmakta, soruşturmaya esas olan şüpheli, sanık ve tanık anlatımları kamuoyuna sızdırılmakta, toplumda kişilerin mağduriyetine yol açacak şekilde ön yargılar oluşturulmakta, adeta peşin peşin suçlu ilan edilen kişiler hedefe konularak aşağılanmaktadır. İktidara yakın basının bu tutumu yansıttığı açıkça görülmektedir. Öte yandan, deyim yerinde ise,“piyasaya saçılan“ ifadeler, tutanaklar ve diğer soruşturma belgeleri, akşam saatlerinde özellikle iktidar destekçisi TV kanallarında açık açık konuşulup tartışılmakta, soruşturmanın gizliliği, soruşturulan ve yargılanan kişilerin lekelenmeme hakkı ve masumiyet karinesi çiğnenerek kişilerin hukuksal durumlarına dair yorum ve eleştiriler yapılarak kamuoyunda suçluluk algısı oluşturulmakta, bu yolla iktidara destek sağlanmaktadır. İktidarın oldukça işine gelen bu duruma sessiz kalması olağan olsa da, soruşturma ve yargılama yapan makamlardan hiç bir tepki gelmemesi, soruşturmanın gizliliğini ihlal eden kamu görevlileri, basın mensupları ve kolluk mensupları hakkında işlem yapılmaması ayrıca dikkat çekmektedir. Başka bir sakıncalı durum da, gözaltına alınan kişilerin toplu halde fotoğraflarının çekilerek ya da görüntülerinin kaydedilerek televizyonlarda yayınlanıp teşhir edilmeleridir. Bu şekilde, soruşturulan kişilerin lekelenmeme hakları ortadan kaldırılmakta ve tüm bunları yapanlara hiç bir şey yapılmamaktdır. Özellikle ana muhalefet partisi belediyelerinin başkanları, belediye görevlileri, muhalif basın mensupları, akademisyenler ve üniversite öğrencilerine yönelik soruşturma ve davalarda bu tutum sürekli uygulama haline dönüşmüş olup bu yöntem ile adeta tüm topluma gözdağı verilmektedir. Masumiyet karinesinin yok sayıldığı son olay ise, Ankara’da yapılacak Nato toplantısı gerekçesi ile, kimi sol parti, dernek ve yasal örgüt mensuplarının eylem yapmalarının önlenmesi bahanesiyle, kişilerin hiç bir suç işlememelerine rağmen, işleyecekleri varsayımı öne sürülerek çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama kararları verilmesidir. Bunlar arasında üniversite öğretim üyesi bir doçent, iki avukat, Tema Vakfı çalışan ve destekçileri, öğrenciler, yaşları 60-70 düzeyinde kişiler de var. Ayrıca, bu kişilerin saptanan hiç bir eylemlerinin bulunmadığı halde farklı terör örgütlerine üye olmakla suçlanmışlar ve sulh ceza hakiminin,“Türkiyeyi terörle anılan bir ülke yapma gayreti içinde terör eylemi gerçekleştirebilecekleri“ gibisinden hiç bir hukuki yönü ve maddi gerçekliği bulunmayan bir gerekçe ile tutuklama kararı vermesi, utanç verici bir görüntü yansıtmaktadır. Emperyalizmin suç örgütü Nato’ya karşı açıklama yapmaya kalkışmak, bir şekilde protesto etmek ve tepki göstermek bile suçtan sayılır oldu. Daha önce Nato toplantılarının yapıldığı herhangi bir ülkede böyle bir uygulama ve bu şekilde bir tutuklama gerekçesine herhalde rastlanmamıştır. Olasılıkla, yukarıdan bir yerlerden gelen emir veya talimat ile, bir polis amirinin operasyonu gibi görünen olay yeterince vahim olduğu gibi, başta savcı ve tutuklama kararını veren hakim olmak üzere, her düzeydeki görevlinin masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkını utanmazca çiğnemeleri olarak değerlendirilebilir.

Elimde şu anda yansıtabileceğim veri yok, ama çok uzak olmayan bir geçmişte, Savcılıklara gelen yıllık soruşturma evraklarının büyük bir kısmının takipsizlik, yani soruşturmaya gerek olmadığı yolunda bir karar ile sonuçlandığını biliyorum. Yerine ve nüfusa göre elbette farklılık olacaktır, fakat çok sayıda soruşturma evrakı arasında, masumiyet karinesi dikkate alınmadan açılan davaların çokluğu da dikkat çekicidir. Sorumluluk yüklenmek istemeyen Savcılar, eldeki evrakı, gerekli ve hukuki olup olmadığına bakmaksızın dava açmak yoluyla mahkemelere göndererek masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkını çiğnemektedirler. Yani, başlıkta denildiği gibi, lekelenmeme hakkı ve masumiyet karinesi hukuk sistemimizde yerleşmiş ve sürekli dikkate alınan kavramlar olamamışlar, gerek ülke hukuku ve gerekse evrensel hukuk normu anlamında değer verilen bir role kavuşamamışlardır. “Onlar da ne ki?“denilerek geçiştirilmektedirler. Şimdilik, gelecekte hak ettikleri değerlere ulaşacaklarını umut etmekten başka çare görünmemektedir.

Reklam

Önceki Haberler

Diyanet Vakfı’nın geliri 20 milyar TL’yi aştı

Sayıştay denetimine tabi olmaması nedeniyle "Diyanet'in kara kutusu" olarak nitelendirilen Türkiye Diyanet Vakfı'nın 2025'te nakdi…

29 Haziran 2026 10:07

Balçova Belediye Başkanı Onur Yiğit hakkında ev hapsi kararı

İzmir merkezli operasyon kapsamında gözaltına alınan Balçova Belediye Başkanı Onur Yiğit hakkında ev hapsi kararı…

29 Haziran 2026 09:28

Netanyahu seçimlere bağımsız listeyle girme sinyali verdi

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, Likud Partisi içindeki liste krizi nedeniyle bir sonraki seçimlere bağımsız listeyle…

29 Haziran 2026 09:12

Sosyalistler, İzmir, İstanbul ve Ankara’da NATO’ya karşı sokağa çıktı

Emperyalizmin savaş aygıtı NATO'nun 7-8 Temmuz tarihinde başkent Ankara'da düzenleyeceği zirvenin protesto edildiği eylemlerde sık…

27 Haziran 2026 18:46

ABD, ateşkesi ihlal etti

İran Dışişleri Bakanlığı, ABD'nin güney kıyılarına düzenlediği saldırıları kınayarak bu saldırıların 18 Haziran tarihli ateşkes…

27 Haziran 2026 17:01

NATO Zirvesi gözaltıları: Tutuklu sayısı 178’e yükseldi

Soruşturma kapsamında 23 Haziran’da çok sayıda adrese eş zamanlı operasyon düzenlenmiş, hakkında yakalama kararı bulunan…

27 Haziran 2026 15:17
Reklam