Muhalefetin sefaleti
Butlan kararına hayır deyip bugün CHP MYK’sında görev alanların nesine güvenilmeli? Bahçelievler Katliamı’nın faili Kırcı’yla aynı masada poz verenleri bugün CHP Genel Merkezi’nde görev veren Kılıçdaroğlu ve MYK’sının hangi muhalefeti temsil ettiği sorusunun yanıtı nedir? 100 yıllık parti CHP’ye çökenlerin sefaleti karşısında muhalefet beklemek mümkün mü?
Bir siyasi partide bölünme ve ayrışmalar siyasi mücadelenin doğasında vardır. Politik nedenlerin yanı sıra örgütsel konular da ayrışma ve bölünmelerin gerekçesi olabilir. Ancak düzen siyasetinin ana muhalefet partisinde yaşanan bölünme, “siyasetin doğasında var” denilerek normal sayılamayacak nitelikte.
Son yerel seçimlerde büyük bir başarı kazanan CHP’nin -bu başarısını genel seçimlere taşıması beklenirken- birdenbire ve olaylı şekilde bölünmesi, herkes için şaşırtıcı, aynı zamanda umudunu CHP’ye bağlayanlar açısından tam bir hayal kırıklığı oldu. Asıl hayal kırıklığı ise cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oy verdikleri Kılıçdaroğlu’ydu.
Çünkü doğrudan AKP’nin yargı operasyonlarının âleti olduğu için. Atatürk, İnönü ve Ecevit’in koltuğunda oturan bir ismin Cumhuriyet düşmanlığı tescilli AKP’nin siyasi operasyonuna meze olacağı kimin aklına gelebilirdi ki? Ama aslında Kılıçdaroğlu başından beri hep operasyon ismi olmamış mıydı? CHP’nin başına paraşütle getirilmiş, sonra CHP’nin siyasi eksenini sağa kaydırma görevini yerine getirmişti. Gelir gelmez ilk icraatı “yeni CHP” idi: Hem CHP’nin siyasi söyleminin hem ideolojik ekseninin hem de örgütsel yapısının değişimi anlamında! “Yeni CHP” ile kasıt aslında “altı ok” ilkelerinden taviz ve farklılıktı. Sonrasında bu siyasetini “helalleşme” siyasetiyle devam ettirdi. “Helalleşme” özünde Atatürk döneminde yapılanların yanlışlığının üstü örtülü kabulüydü. Türbana anayasal koruma almanın yolunu açmaya çalıştı. Altılı Masa ile “sağa karşı sağ” siyasetini hayata geçirdi. Ergenekon, Balyoz gibi kumpas davalarının Adalet Bakanı’nı CHP listelerinden Ankara’nın Çankaya ilçesinden milletvekili seçtirdi. Sadece bu değil, CHP listelerinden milletvekili olanlar soluğu AKP’de aldı. Amerikan ve Alman istihbaratı için çalışan, FETÖ’nün üst aklı olduğu söylenen ve bugün hapiste bulunan Enver Altaylı ile irtibatı olanların Kılıçdaroğlu’na danışmanlık yapmalarına ne demeli? Özgür Özel’in başkanlığını yaptığı CHP genel merkez binası polisler tarafından basılmış, Ankara’da mafya elemanlarıyla birlikte genel merkez binasına girilmiş, şimdi burada Kılıçdaroğlu başkanlık koltuğunda oturuyor. Yanına kadına şiddet görüntüleri yayınlanan ve makam şoförünün sigortasını bile başka şirkete ödeten Berhan Şimşek’le ve salonu doldurmak için bir oyuncu ajansından ücretli figüran getiren Gürsel Tekin’le birlikte muhalefet yapıyor! Bütün seçimlerde Erdoğan’ın seçilmesi için “muhalefet yapan” başka bir muhalefet lideri görülmüş müdür? Ekmeleddin vakasını bu ülkenin ilericilerine reva gören Kılıçdaroğlu, kendi adaylığı için “artık bunu ben bile engelleyemem” diyecek kadar siyasi şuurunu kaybetmesi karşısında ne söylenebilir ki? Komedyen Deniz Göktaş ile istememesine rağmen yüzsüzce görüştürülerek buradan siyasi rant peşinde koşan Kılıçdaroğlu’nun yüzüne söylenen “CHP’yi salın” sözünü bile inkâr edecek utanmazlığı karşısında ne düşünmeli?
Butlan kararına hayır deyip bugün CHP MYK’sında görev alanların nesine güvenilmeli? Bahçelievler Katliamı’nın faili Kırcı’yla aynı masada poz verenleri bugün CHP Genel Merkezi’nde görev veren Kılıçdaroğlu ve MYK’sının hangi muhalefeti temsil ettiği sorusunun yanıtı nedir? 100 yıllık parti CHP’ye çökenlerin sefaleti karşısında muhalefet beklemek mümkün mü?
CHP’nin önüne ek getirip “yeni CHP” yapan Kılıçdaroğlu’nun yakın arkadaşlarının Atatürk’ün partisini hiç duraksamadan terk ederek kurdukları Yeni Parti’nin de bu sefil durumu karşısında sessiz kalmak hakkaniyetli olmazdı.
AKP saldırıyordu; tutukluyor, susturuyor, korkutuyor, kapatıyordu. CHP’ye operasyona başlayan AKP faşizmine karşı durulmalıydı. “CHP son kaleydi”. CHP kalesi de ele geçirilirse artık İslamcı faşist rejimin önünde kimse duramazdı. Ancak “CHP son kale, CHP’yi savunmak gerekir” diyenler, kaleyi ilk önce terk edip yeni bir parti kurdular, CHP’yi ise butlancı Kılıçdaroğlu’na teslim ettiler. Kurdukları partinin ne isminde ne de logosunda Altı Ok’un esamesi vardı. ANAP’a özendiler, dört eğilimi birleştiren parti olmayı seçtiler. Muhafazakâr, milliyetçi, liberal, Kürt, sosyal bütün demokratları çağırarak merkez parti olma yolunu seçtiler: Çizgisi belirsiz bir siyasetle şekillenen çorba bir muhalefetin sefaleti!
İster eskisi ister yenisi, ister Y-CHP ister Y-Parti olsun her iki partinin de yönetici kurullarında bulunan ya da seçilen üyelerinin patır patır dökülüp AKP saflarına geçmesine ne demeli? İster havuçla ister sopayla yola getirmeye çalışan AKP’nin karşısında dik duramayan üyelerden oluşan bu muhalefetin neresine güvenmeli? Adalar, Üsküdar, Beykoz gibi belediyelerde saf değiştiren belediye meclis üyelerine sahip bir partiye kim güvenebilir ki? İster korkudan ister koltuk için saf değiştirenlerin yüzü kızarmıyor belki ama onları o koltuklara atayanların yüzünün niye kızarmadığını sorgulamamak namuslu bir davranış olabilir mi?
Delege satın alınmasına itiraz eden CHP, delegelik sistemine devam ediyor. Delegeleri satın almakla suçlanan Yeni Parti ise delegelik sistemini kaldırırken, düzenlediği ilçe seçimlerinde yumruklar havada uçuşuyor, silahlar çekiliyor, parti içi çekişmeler devam ediyor. Oysa yeni bir parti kurmuşlardı. Faşist MHP’nin mafyatik kongrelerini aratmayan muhalefetten medet ummak bu ülkenin cumhuriyetçilerinin kaderi sayılabilir mi?
Ankara’nın başına getirdikleri ve müstakbel cumhurbaşkanı adayı diye lanse ettikleri Mansur Yavaş’ın Erdoğan’la Saray’da görüşüp poz vermesine ve yeni rejimin yeni hesaplarında kendisine rol verilirken her iki partiye de “bay bay” demesine ne demeli?
Bir tarafta “NATO demokrasinin güvencesidir” diyen Kılıçdaroğlu. Diğer tarafta batı medyasına NATO’yu öven yazılar yazmayı alışkanlık hâline getirmiş Özgür Özel. Helalleşme siyasetinin mimarı Kılıçdaroğlu Y-CHP’nin, normalleşme siyasetinin mühendisi Özel ise Y-Parti’nin başında.
Düzen muhalefetinin bu sefaleti karşısında tepki duymamak mümkün mü?
Muhalefetin hal-i pürmelâli budur!