Türban neyi örttü?
Siyasal İslamcılığın mağduriyet simgesi olan türban, aslında kullanışlı bir siyasal araçtı. Türban; Amerikancılığı, baskıyı, hukuksuzluğu, sansürü ve gericiliği örtüyordu.
1997 yılında türban, üniversitelerin en başat gündemi haline gelmişti. Konu sadece İslamcıları ilgilendirmemiş, dönemin üniversite gençliğinin kucağına bu gündem pat diye düşmüştü. Ancak mesele basitçe bir üniversite gündemi değildi; İslamcı siyasetin 12 Eylül faşist darbesinden sonra edindiği gücün doğrudan dönemin iktidarını tehdit etmesi nedeniyle yaşanan bir bilek güreşinin yansımasıydı. Yoksa 1990 yılında üniversitelerde kılık kıyafet serbestisi uygulanıyordu. 28 Şubat süreciyle birlikte YÖK yeni bir süreç başlatmıştı.
Devlette kavga büyüktü. Sovyetler dağılmış, Türkiye’ye yeni bir rol biçiyorlardı. Komünizme karşı büyütülen İslamcılık, 12 Eylül cuntasının açtığı yoldan güçlenerek ilerlemiş; emperyalizmin yeni planlarındaki ‘Uyumlu İslam’ senaryosunda birer aktöre dönüştürülmüştü. AKP ve FETÖ ortaklığının iktidara gelmesi, ’28 Şubat’ olarak adlandırılan dönemin basit bir vesayet meselesinden ibaret olmadığını bugün çok daha net gösteriyor. 15 Temmuz kanlı İslamcı darbe girişiminden AKP’nin tek adam rejimine kadar siyasal İslamcılığın ülkemize nasıl bir bedel ödettiği bugün çok net bir şekilde ortaya çıkmış bulunuyor.
“28 Şubat süreci” bugün hâlâ İslamcıların mağduriyet siyasetinin ya da vesayet nakaratının en önemli dayanağı olmaya devam ediyor. Ancak 28 Şubat sürecinde alınan kararların özünde FETÖ tehlikesine yönelik olmadığını bugün kim iddia edebilir?
Beyazıt Meydanı’nda Cuma namazı çıkışı yapılan eylemler sadece İslamcıların katıldığı eylemler değildi. Bugün unutulmuş olabilir; dönemin bir dizi sol hareketi de İslamcıların bu eylemlerine katılım göstermiş, meseleyi özgürlük bağlamında ele almış ve siyasal İslamcıların “türban mağduriyetine” destek olmuştu.
Bugünden bakıldığında, dünün mağdurlarının bugünün zalimleri olacağını kim söyleyebilirdi?
Biz destek olmamıştık. Dönemin Sosyalist İktidar Partili öğrencileri olarak üniversitelerde türban gündemine yönelik net bir tutum geliştirmiştik. Meselenin kılık kıyafet serbestisi olmadığını, türbanın siyasal bir simge olduğunu ve gerici siyasal kalkışmanın aracı haline getirildiğini savunduk. Siyasal İslamcıların Beyazıt Meydanı’ndaki eylemlerine karşılık biz de Beyazıt Meydanı’nda gericiliğe karşı bir basın açıklaması yapmak istedik.
Yapamadık, gözaltına alındık.
Dönemin gençlik mücadelesi içinde dağıttığımız ve çok ses getiren bir broşür kaleme alarak siyasal İslamcıların türbana yükledikleri anlamı deşifre etmeye çalışmıştık. ‘Türban Neyi Örtüyor?’ başlığıyla yayımladığımız bu metinde, türban simgesi üzerinden aslında neyin hedeflendiğini açıkça yazmıştık.
Çok uzun zaman geçti, neredeyse 30 yıl… Dün yaptığımız uyarıların bugün tek tek gerçekleştiğini görmek can sıkıcı. Engelleyemedik. Siyasal İslamcılığın karşı-devrim sürecini ise hep birlikte yaşadık, yaşıyoruz. Cumhuriyet tasfiye edilmiş, anayasa rafa kalkmış, Meclis tasdik kurumuna indirgenerek işlevsizleşmiş, yargı iktidarın sopasına dönüşmüş; baskıcı, hukuksuz ve gerici bir istibdat rejimi kurulmuş durumda. Tek adam rejimi, siyasal İslamcılığın yüzündeki maskeyi düşürdü: Dış siyasette Amerikancılık işin bel kemiğini oluştururken, Siyonist İsrail’e payandalık etmek de bu zihniyetin payına düşen esas rol oldu.
Siyasal İslamcılık buydu: Emperyalizmle uyumlu İslam. Büyük Ortadoğu Projesi’nde kendisine verilen misyonu yerine getirmişti. İşgalci İsrail’e boyun eğmeyen Suriye’yi cihatçı çetelerle yıkıma sürükleyerek İsrail’e büyük hizmetlerde bulundular. Gazze’yi yakıp yıkan, yetmiş binden fazla Filistinliyi katleden İsrail’le ticareti sürdüren bir siyasal İslamcılık…
Siyasal İslamcılık özünde buydu: Siyonist İslamcılık!
Siyasal İslam, ülkenin çıkarlarına değil emperyalizme hizmet etmek için iktidara taşındı. Bugün de iktidarını korumanın tek yolunun buradan geçtiğini çok iyi biliyor.
Siyasal İslamcılığın mağduriyet simgesi olan türban, aslında kullanışlı bir siyasal araçtı. Türban; Amerikancılığı, baskıyı, hukuksuzluğu, sansürü ve gericiliği örtüyordu.
Örttüğü olgular bununla sınırlı değildi. Yoksulluk ve işsizlik halkın belini büküyor; bedeli emekçilere ödetilen ekonomik kriz, yoğun sömürü ve iş cinayetleri… Türban, tam da bu kanlı sınıf savaşının üzerini örtüyordu.
Yoksulluk kadar yolsuzluk da 24 yıllık AKP iktidarında aslında süreklilik kazanmış bir gerçekliğiydi. Sıkı bir çetele sunulabilir; ancak son fon yolsuzluğu derdimizi anlatmaya yeter de artar bile.
Meselenin türbanla ilgisi mi dediniz? Taşkesenlioğlu ile Fatma Betül Sayan isimleri yeterince açık değil mi? Ya da fon yolsuzluğunda ismi geçen AKP’li erkeklerin türbanla ilgisi olmadığını söyleyebilir miyiz?
“Türban neyi örtüyor?” diye sormuştuk. 30 yıl sonra yanıtını aldık: En başta yolsuzluğu örtüyormuş!
Sömürüyü ve rejimi nasıl örttüğü de açık olsa gerek.
Laikliği öcü gibi gösterip türban mağduriyetine sığınanların örttüğü sömürü ve yolsuzluk gerçeği karşısında gür bir sesle söylenmeli: Laiklik, sınıfsaldır!