CHP son kale mi?
24 yıldır AKP eliyle sürdürülen karşı-devrim, gücünün zirvesindeyken aynı zamanda en zayıf dönemine girmiş bulunuyor. Çelişki gibi gözükse de bugün içinde bulunduğumuz durumu bu zıtlık açıklıyor gibi.
Gücünün zirvesinde olduğu, kurduğu baskı rejimiyle ortada. Belediyeler gibi şirketlere de kayyum atıyor. Rahatsız olduğu gazetecileri, aydınları, sanatçıları tutuklamaktan çekinmiyor, fırsatını bulur bulmaz hapse gönderiyor. Sokaklarda gösteri, yürüyüş, basın açıklaması mı? NATO zirvesi sırasında Ankara’da yaşananlar herkes için ibretlik. 12 Eylül günlerini aratmayan yasaklamalar AKP’nin karşı-devrimci yüzünü fazlasıyla gösteriyor. Gözaltılar, ev baskınları, tutuklamalar artık olağanlaşmış durumda. Belediye başkanları hapiste, seçilmiş milletvekili AYM kararına rağmen hapiste tutuluyor. Ana muhalefet partisini tasfiye etmeye girişmiş; ana muhalefet liderinin de tutuklanması artık hesap meselesi. İstibdat, yüzündeki demokrasi maskesini çıkarıp atmış durumda.
Peki neden? Büyük bir toplumsal desteğin verdiği güç mü yoksa büyük bir sıkışma mı?
Ekonomik krizi çözemeyen AKP-MHP iktidar bloku büyük bir siyasal kriz riskiyle karşı karşıya. “Yeni rejimin” kurucu partisi AKP, bir devlet partisi haline gelirken, iktidarını sürdürememe riskini görüyor. Toplumsal tepkinin birikmesi ve bu tepkinin ana muhalefet partisinde cisimleşmesi karşısında baskıya, zora, hukuksuzluğa başvuruyor. Zayıf yanını burası oluşturuyor.
Türkiye, önümüzdeki süreçte ciddi bir yol ayrımında. Bir yandan toplumsal çoğunluktan ve meşruiyetten yoksun AKP, iktidarını sürdürmek için daha fazla baskıya başvuracak. “İslamcı faşist diktatörlük” söyleminin altında yatan gerçek bu. Türkiye’nin böylesi bir elbiseye sığıp sığmayacağı, dünya konjonktüründe Türkiye’nin böylesi bir rejimle yönetilip yönetilmeyeceği ise ayrı bir tartışma konusu.
Ancak AKP, yıktığı Cumhuriyet’in yerine yeni bir “cumhuriyet” kuramıyor. “Yeni rejimin” ideolojik krizi, burayla ilgi. Yeniden seçilememe, yitirdiği toplumsal desteğin seçimlerle tescillenme sorunu ise AKP’nin değil, rejimin siyasal krizine denk geliyor. Kurucu parti olarak AKP’nin iktidardan inmesi, rejimin siyasal krizidir. Tıpkı 1950’lerdeki Demokrat Parti benzeri bir durumu çağrıştırıyor. “Saray”ın sınıf ve tarih bilinci, bu tehlikeyi bertaraf etmek için muhalefeti bölme, parçalama, tasfiye etme planını devreye sokuyor. Kürt siyasi hareketini yanına almak da aslında böylesi bir planın parçası.
‘Karşı-devrim partisi AKP’ye karşı mücadelenin ilk talebi AKP’nin iktidarına son demek olmalı. Bunda şüphe yok. Ancak sonrası tartışmalı bir başlık olarak mutlaka masaya yatırılmak durumunda: 25 yıllık AKP karşı-devrim sürecinin tersine çevrilmesi için bugün düzen siyasetinde aday bir aktör var mıdır?
AKP’nin iktidardan inmesi için ana muhalefet partisine biçilen rolü, sanırız, karşı-devrimin tersine çevrilmesi noktasında kimse CHP’ye veremiyor. O yüzden şu masum tez öne sürülüyor: AKP bir iktidardan gitsin, sonrasına bakarız.
Bu yaklaşım bağlamında solun ne yapması gerektiği ayrı bir tartışma konusu. Ancak CHP’nin duruşu, misyonu, geleceği, rolü noktasındaki soru yani karşı-devrimi tersine çevirecek aktör CHP midir sorusu yanıtlanmak zorunda.
Çünkü “her koşul ve şart altında CHP desteklenmeli” tezinin iki ana gerekçesi var. Birincisi son viraj tezi. İkincisi ise “CHP son kaledir. Eğer CHP’yi de tasfiye ederse, AKP karşı-devriminin geri dönüşü olmayacaktır.” tezi.
“Son viraj” tezinin altından çok sular aktı. AKP, 1923 Cumhuriyeti’nin temel paradigmalarını çoktan değiştirdi, devleti ele geçirdi, yeni bir rejim kurdu. (Bu rejimin oturup oturmadığı, Türkiye’nin sığıp sığmadığı, ideolojik olarak yaşadığı boşluk ayrı). Devletin, 12 Eylül faşist cuntasının uydurduğu “Türkçü-İslamcı” yani gerici-faşist bir rejime dönüştüğü somut olarak ortada.
Peki CHP son kale midir?
Eskiden “Cumhuriyet’in bekçisi” askerlerdi. Ne olursa olsun, Kemalist ordu, karşı devrim sürecine geçit vermeyecek diye düşünülürdü. Açıkçası bu köprünün altından da çok sular aktı. Artık Türk Silahlı Kuvvetleri, 1923 Cumhuriyeti’nin temel paradigmalarıyla belirlenen Kemalist bir ordu değil. NATO’cular kazanmış, ulusalcı subaylar tasfiye edilmiştir. Kemalist askerlerin bile tasfiye edildiği bir ortamda CHP’nin bu karşı devrim sürecine direnecek son kale olduğunu iddia etmek ne kadar gerçekçi olabilir?
Baykal, Erdoğan’ın önünü açtı. Kılıçdaroğlu ise, helalleşme siyasetiyle “yeni CHP”yi inşa etti. CHP’nin logosunda bulanan altı ok ile Kılıçdaroğlu’nun dönüştürdüğü CHP arasında büyük bir açı var. CHP, ortanın solundan ortanın sağına geçiş yapan bir parti olarak, AKP eliyle kurulan yeni rejime uyumlu “İkinci Cumhuriyet’in” partisi haline gelmiştir. “Yeni CHP” olmuştur.
Kılıçdaroğlu’nun helalleşme siyaseti Özgür Özel’in normalleşme siyasetiyle devam etmiştir. Mansur Yavaş’ın ya da Ekrem İmamoğlu’nun daha solda durduğunu iddia edebilecek kimse var mı?
CHP kalesi fethedileli çok oldu.
CHP’nin son kale olup olmaması aynı zamanda şu soruyla doğrudan ilişkilidir: Karşı-devrimi tersine döndürecek düzen siyasetinde bir aktör var mıdır?
AKP’nin iktidardan gitmesi için “CHP son kaledir” diyerek CHP ‘nin payandası olmak bu açıdan solun işi olabilir mi?
Peki sol ne yapmalı?
Sol güçsüzken AKP’nin gitmesi için CHP’yi desteklemek dışında başka bir seçeneği olabilir mi? Dün solu Kılıçdaroğlu’nun peşine takmak için söylenen bu söz bir kez daha revaçta.
Ama bizim bir yanıtımız var. O da bir başka yazıya…
Morgan Stanley, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) faiz kararı öncesinde yayımladığı raporda dikkat çeken tespitlerde…
Birleşik Metal-İş Sendikası, Türkiye Toplumsal Tarih Araştırma Vakfı (TÜSTAV) ve Kemal Türkler Eğitim ve Kültür…
Giydiği bisiklet taytı nedeniyle görevden alındığı öne sürülen Vali Çiçekli hakkında yeni iddialar ortaya atıldı.…
CHP'nin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel, TBMM Grup Toplantısı'nda partiye veda etti. Özel, yeni parti…
90 gün tutukluluğunun ardından 21 Mayıs'ta tahliye edilen DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ, gözaltına alındığını…
Almanya'da çocuk istismarı vakalarında rekor artış yaşandı. Federal Kriminal Polis Ofisi (BKA) raporuna göre, 6-13…