Temcit Pilavı: CHP çatısı altında muhalefet cephesi
*Bu yazı, Özgür Özel grubu CHP’den ayrılmadan önce kaleme alınmıştır.
Türkiye sosyalist hareketinin neredeyse bütün tarihine sinen bir tartışmadır, birleşik muhalefet ya da demokrasi cephesi tartışması.
Başta her seçim arifesinde ama sadece seçimlerle sınırlı da olmayan bu tartışma, Türkiye solunun özellikle 12 Eylül sonrasında neredeyse gündeminden hiç düşmedi. Düşmemesi hem iyi hem kötü.
Kötü tarafı, solun ve sosyalistlerin ittifak, birlik, ortaklık, cephe kurmada pek maharetli olmadığını gösteriyor. Böyle olmasaydı her dönem farklı adlarla benzer bir tartışma yapılmazdı.
İyi tarafı ise, sosyalist hareketin bugün önündeki en önemli görev olarak bu karanlık ve emek düşmanı rejime karşı güçlü bir mücadele için göstermiş olduğu sağduyulu ve doğru siyaset!
Evet bugün, AKP-MHP’nin ördüğü gerici-faşist iktidar blokuna karşı güçlü bir mücadele hattının örülmesi şart.
Böylesi bir hattın, güçlü bir şekilde kurulmasının yolu ise devrimci bir odağın yaratılmasından geçiyor. Bununla birlikte, Türkiye sosyalist hareketinin görece geri çekilmiş haline son verecek en önemli siyasal hamle için de devrimci bir ortak program etrafında sosyalistlerin bağımsız siyasal odağının şekillenmesi başta gelmektedir.
Biraz daha sade bir anlatımla ifade etmek gerekirse, bir yandan sosyalistlerin toplumsal zeminde siyasal bir güç haline gelmesi diğer yandan gerici-faşist iktidara karşı güçlü bir mücadele odağının şekillenmesi büyük bir ihtiyaçtır.
Ancak her iki görev birbirinin karşısına konmadan bütünlüklü olarak ele alınmak yerine bu bütünlük deyim yerindeyse özde değil sözde dile getirilmektedir. Karanlığa ve faşizme karşı güçlü bir direnç odağının olmazsa olmazı bağımsız bir devrimci siyasal odak gerçeği, yukarıda ifade ettiğimiz ikili görevin bütünlüğünün temel koşuluyken, bu bütünlük ne yazık ki ayrıştırılarak ele alınmaktadır. Sonuç olarak ortaya çıkan ise sol-sosyalist-devrimci bir güç birliği yerine düzen siyasetinin gölgesinde muhalefetin bir parçası olmak, “bugünün en reel siyaseti” olarak vaaz ediliyor. Geriye kalan ise sol siyasetin 40 yıldır yaşadığı halay kırıklığı oluyor.
Sosyalist hareketin kendi makus talihini neden kıramadığı sorusunun yanıtı tam da burada var. Ancak kırk yıldır düzen siyasetinin gölgesinde siyaset yaparak, düzen muhalefetine eklemlenerek edinilen “deneyim” bilince çıkarılmak yerine, ne yazık ki bir kez daha tersinden “eleştiri” konusu haline getiriliyor. “Bağımsız devrimci odak”ı ikame eden “düzen muhalefetiyle birlik”e mesafeli duran sosyalistler, bu kesimler tarafından, siyaset yapmamakla, cici elbiselerini kirletmemekle, faşizm tehlikesini görmemekle, marjinal olmakla, ideolojik olmakla ya da cesaretsiz olmakla eleştiriliyor.
Sosyalist hareketin toplumsal bir güç olacağının yolu buradan geçseydi, kırk yıllık tarih başka bir şeyi gösterirdi. Düzen muhalefetine verilen her destek ne solu büyüttü ne de Türkiye’de sağın yükselişini engelledi. Öte yandan bu sağcılaşma süreci aynı zamanda CHP başta olmak üzere düzen aktörlerini de sağa çekti. Sadece CHP değil örneğin HDP-DEM Parti örneği de Türkiye solu açısından bugün gelinen nokta itibarıyla yeterince öğretici bir pratiktir.
Bütün bu yazdıklarımız ülkemizin içinden geçtiği karşı-devrim sürecinde ne yapılması gerektiğini gölgelememeli. AKP’nin 24 yıllık iktidarı, 12 Eylül cuntasının yolunu döşediği Türk-İslamcı gerici-faşist bir karşı-devrim sürecidir. 1923 Cumhuriyeti’nin reddiyesi üzerine inşa edilen tek adam rejimi uzun süredir yeni bir ideolojik kimlik örmekte büyük bir zorluk yaşamaktadır. Eskisinin yerine yenisini koyamamaktadır. Bununla birlikte bugün ekonomik krizini aşamayan “yeni rejim”, aynı zamanda ciddi bir siyasal kriz riskiyle karşı karşıyadır. Bu hem AKP’nin kendi iç dinamikleriyle hem de toplumsal tepkinin/direncin varlığıyla ilgilidir. AKP, MHP’nin bütün desteğine rağmen çoğunluğunu kaybetmiş, ciddi bir meşruiyet sorunu yaşarken bu sorunu aşmanın yolunu muhalefet cephesini bölme, etkisizleştirme ve tasfiye etmekte görmektedir. AKP sıkıştıkça, baskıyı daha da artırmakta, devleti kendisine örgütleyen “yeni rejim” tam bir polis devletine dönüşmekteve ülkenin geleceği bugün daha büyük bir tehlikeyle karşı karşıya kalmaktadır.
Böylesi bir kesitte, AKP’nin iktidardan düşmesi büyük bir önem taşırken solun önündeki en acil görevlerin başında AKP’nin düşürülmesi olduğu da açık olmalı. Ancak solun önündeki bu politik görevin düzen siyasetinin restorasyoncu kanadına onay vermekten geçtiğini söylemek mantıksal bir dizge değildir. Hem solun böylesi bir kefalet görevi olmadığı için hem 24 yılın sonunda bu karşı-devrim sürecini tersine döndürecek bir düzen aktörü olmadığı için hem de tek adam rejimine karşı mücadelenin tek yolunun “CHP’yi desteklemekten geçtiği” gibi kesin ve mutlak bir doğru bulunmadığı için.
Evet düzen siyasetinde 24 yıl uzun bir zamandır ve AKP eliyle kurulan bu rejimin geriye döndürülmesi düzen siyaseti, sermaye sınıfı ve devlet açısından ya da başka deyişle düzenin hemen hemen bütün aktörleri açısından pek mümkün değildir. CHP’nin Baykal ile başlayan ve Kılıçdaroğlu ile devam eden, bugün İmamoğlu-Yavaş çizgisiyle de sürdürülen dönüşümü CHP’yi böylesi bir aktör olmaktan çoktan çıkarmıştır. Solun görevi bu açıdan AKP’nin yerine restorasyoncu bir CHP’yi desteklemek değil, bu karşı devrim-sürecini “tersine” döndürecek bir siyasal programı ve siyasal hattı/odağı temsil etmek, güçlendirmek ve örgütlemektir.
Söylenen şudur: “Önce AKP gitmelidir. Sosyalist sol zayıftır, AKP’nin devrilmesi için geniş bir muhalefet cephesine ihtiyaç vardır.”
Bugün AKP’nin devrilmesi konusunda sosyalist solun sınırları olduğu açıktır. Ya da başka bir deyişle “devrimci durum” yoktur. Türkiye sosyalist hareketinin ve devrimcilerin, AKP’nin gitmesini geciktirecek, engelleyecek ya da yavaşlatacak herhangi bir adım atmayacağı açıkken, solun güçlenmesi yerine düzen soluna eklemlenmesini önermenin mantıksal zorunluluğu nereden çıkmaktadır? Düzen siyasetine meşruiyet vermek solun işi değildir, ancak sağa yatmış siyasal düzenin sola bükülmesinde sola ihtiyaç olduğu gibi, CHP’ye soldan müdahale için de bağımsız ve güçlü bir sosyalist harekete ihtiyaç olduğu açıktır. Sağa yatmış eğik düzlemde CHP sağa kaydığı gibi, CHP’nin parçası haline gelecek bir solun da buradan sağa kayacağı eşyanın tabiatı gereğidir. CHP ile “birleşik muhalefet adıyla” büyüyeceğini düşünmek ise büyük bir yanılgıdır: Türkiye solunun bütün likidasyon süreçleri benzer yollara sapmakla gerçekleşmiştir.
Doğru; İslamcı faşist diktatörlüğe karşı güçlü bir barikat kurulmalıdır. Doğru; AKP’nin iktidardan düşmesi mümkündür. Doğru; bunun için solun cesur olması gerekir. Aynı zamanda, doğru olan bir başka şey de solun güçlenme potansiyeline sahip olduğudur.
“İslamcı-faşist diktatörlüğe dur demenin” tek yolu CHP çatısı altında kurulan muhalefetin sol kanadı olmak değildir. Tersinden düzen siyasetine yedeklenmemiş güçlü bir sol, bugün tek adam rejimine karşı kitlelerin daha dirençli mücadelesinin en önemli dayanağıdır. İslamcı-faşist diktatörlüğe karşı sosyalist solun bağımsız devrimci bir odak haline gelmesi bu açıdan büyük bir ihtiyaçtır.
Temcit pilavı, iftardan kalan pilavın sahurda tekrar ısıtılarak sofraya konmasıdır. Bir kez daha sürekli aynı tartışmaları yapıp duruyoruz. Kılıçdaroğlu’nun işaret edildiği 2023 seçimlerinde gündeme gelen “birleşik muhalefet cephesi” temcit pilavı gibi bir kez daha önümüze getirilip duruyor. Buna solun değil, asıl CHP’nin ihtiyaç duyduğu bir kez daha görülmelidir.
Sosyalist solun ihtiyaç duyduğu şey başaramadığı noktadır: Birleşik Haziran Hareketi ve Sosyalist Güç Birliği, yarı yolda kalan iki deneyim olsa da bugün solun önündeki önemli görevlerden biri hala bağımsız bir sosyalist güç birliğinin örülmesidir.
Türkiye’de geniş bir muhalefet cephesi düzen siyasetinin ihtiyacıdır. Sosyalistlerin ise güçlü bir devrimci siyasi odak olmaya ihtiyacı var! Böylesi bir tercih AKP’ye karşı mücadeleyi zayıflatan değil tersinden güçlendirecek bir objektivizmdir.
Karşı-devrimin geriletildiği her süreç, devrim güçlerinin önünü açacağı açıktır. Bu açıdan AKP-MHP gerici faşist iktidar blokuna karşı solun temel görev ve sorumluluğu bellidir. Ancak bu sorumluluğun düzen muhalefetine karşı hissedilmesi arasında bir ilişki yoktur.
Bu haber en son değiştirildi 22 Temmuz 2026 15:32 15:32
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, İyi Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu ile Meclis'te bir araya geldi.…
İstanbul Valiliği'nin 19 Mart 2025'te aldığı 4 günlük toplantı ve gösteri yasağı, İstanbul Bölge İdare…
New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun kente gelmesi durumunda tutuklanması için…
Ahbap Derneği'ne yönelik soruşturma kapsamında gazeteciler Fatih Portakal ve Ece Üner'in de aralarında bulunduğu beş…
Lübnan Devlet Başkanı Mişel Avn, Hizbullah'ın silahsızlandırılmasının İsrail işgalinin sona ermesine ve Lübnan ordusunun ülke…
Gülistan Doku’nun ailesi, “kızlarının kaybına ilişkin olayın tüm yönleri aydınlatılmadan, doğruluğu teyit edilmemiş bilgi ve…