Oradan buradan

Çünkü, birçok mağduriyetler yaratan hukuksuzluk ve adaletsizliklerin ortada olduğu bir durumda Adalet Bakanlığı’nın varlığı bile tartışma konusu yapılabilir. Hukukun egemen ve adaletin gerçekten var olduğu günleri görmek dileğiyle.   

– Fon skandalı, daha doğru deyişi ile fon rezaleti soruşturmasında tutuklu şüpheli sayısı 115’e ulaşmış. Bence bu rakam oldukça az.! Çünkü, Hazine ve Maliye Bakanı ile Bakanlık bürokratları, SPK, BDDK, Masak ve İstanbul Borsası yetkilileri halen yerlerinde duruyorlar. Aylar önce yapılan spekülasyonlardan haberdar olmalarına rağmen, başta Bakan Şimşek olmak üzere, ilgili Bakanlık bürokratları, sisteme tüm giriş ve çıkışları anında görebilme olanağına sahip SPK ve İstanbul Borsası yetkilileri, sonrasında BDDK başkan ve üyeleri, öte yandan, biz sade yurttaşların yaptığı mütevazı para transferlerinin kaynaklarını mutlaka açıklamamızı isteyen Masak Başkanlığı’nın, yurt dışına milyonlarca dolar ve Euro transferleri yapılmasına ses çıkarmamasına ne demeli? AKP’li siyasiler, partili denebilecek bürokratlar ve kimi iş adamlarının işin içinde oldukları dikkate alındığında, yukarılardan birilerinin istek ya da ricaları mı devreye girmiştir? Yoksa, tüm bu kuruluş yetkili ve sorumluları, birbirlerinin müdahale etmesini mi beklemişlerdir? Sorumlulukları bu kadar ortada olmasına rağmen bir kısım yetkili hariç hemen hepsinin yerlerinde oturmalarını normal kabul etmemiz mi isteniyor? Siyasal sonuçları olacak bu rezaletin olabildiğince dar bir çerçevede tutularak kapatılması, herhalde en çok siyasi iktidarın işine yarayacak.

– Geçen hafta yapılan İstanbul Barosu Genel Kurulu’nda Başkan adaylarından olan sayın Profesör Osman Korkut Kanadoğlu, yaptığı konuşmasının bir bölümünde, kamuoyunda tepki gösterilen ve çok tartışılan kararları veren hâkim ve savcıların isimlerinin not edildiğini, kararlarının kayda alındığını, raporlandığını, yurttaşlara ve avukatlara eziyet eden bu meslek mensuplarından zamanı geldiğinde hesap sorulacağını belirtti. Bu açıklamaları sonrasında, olasılıkla muhbir vatandaşlar (veya iktidarı çok seven kimi avukatlar!) tarafından Adalet Bakanlığı’na ihbar edildi ve bu pası kaçırmayan (!!) Bakanlık tarafından hakkında soruşturma açıldığı duyuruldu. Sonrasında, yurt çapında 76 İl Baro Başkanlığı tarafından yapılan basın açıklamasında, avukat sıfatı ile genel kurulda konuşma yapan sayın Kanadoğlu’nun ifade özgürlüğünü kullandığı, açıklama içeriğinin hiç bir suç unsuru taşımadığı, aksine meslek adına herkesin yararlanacağı bir eleştiri açıklaması olduğu, bu nedenle soruşturmanın kapatılması gerektiği vurgulandı. Bu açıklamaya karşı Bakanlık kaynaklarından herhangi bir tepki gelmedi ve soruşturma ile ilgili başka bir bilgi verilmedi. Ancak, hukuksuz ve dayanaksız gözaltı, tutuklama, tutukluluk halinin devamı, elkoyma, iletişim engeli, müsadere gibi sınırlayıcı kararları adeta pervasızca oluşturan savcı ve hakimlerin eleştirilmeleri bir yana, haklarında yasal işlem yapılması gereğine değinen kimse çıkmadı. Anlaşılan hâkim ve savcıların kararlarının, ne kadar hukukun temel ilkelerine aykırı olursa olsun, hiç tartışılmaması isteniyor. Sayın Kanadoğlu’nun yerinde eleştiri ve tepkisinin sonuçlarını birlikte göreceğiz.

– Başka bir ilginç olay da Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’i istifaya çağıran bir pankartı astıkları için iki üniversite öğrencisinin tutuklanmaları idi. “Bize gelecek yoksa size huzur yok.Yusuf Tekin istifa “ yazılı pankartın asılması sonrasında, geceleyin öğrencilerin evleri basılarak gözaltına alınmaları ile ertesi gün tutuklanmaları hızla gerçekleşti.

Resmî açıklama olmadığı için, iki kız öğrencinin hangi suçtan ve hangi gerekçe ile tutuklandıklarını bilmiyoruz, ancak kamuoyunda gelişen tepkilerin etkisiyle midir bilinmez, iki gün sonra öğrenciler bir anda tahliye edildi. Yukarıdaki paragrafta sayın Prof.Kanadoğlu hakkında yazdıklarımızı doğrulayan ve destekleyen bir olay bu. Şimdi, sorgularsak, öğrencilerin astıkları pankartta yazılı olan ifadelerden hangisi veya hangileri suç oluşturuyor? Suç varsa hangisidir, suç yoksa bu iki öğrenci neden ve hangi yasal gerekçe ile tutuklanmışlardır.? Sorguya sevk işlemi yapan C.Savcısı ile tutuklama kararını veren Sulh Ceza Hakimi, bu ifadelerin suç oluşturmayacağını anlamamış olabilirler mi ? Yoksa, bilgileri mi yetersizdir, öyleyse mesleğe nasıl kabul edilmişlerdir? Ya da öğrenciler birilerini memnun etme adına mı tutuklanmışlardır? Tutuklama kararından iki gün sonra, bu öğrencilerin avukatları henüz itiraz etmeden, neden ve nasıl tahliye edilmişlerdir? Özgürlükleri yasal olmayan şekilde sınırlanan öğrencilerin bu mağduriyetleri nedeniyle, söz konusu hukuka aykırı tutuklama kararının sorumluları olan C.Savcısı ve Sulh Ceza Hakimi hakkında yasal işlem yapılacak mıdır ? Yoksa, “olur böyle şeyler “denilerek yine üstü örtülecek midir? Sayın Prof.Kanadoğlu hakkında derhal soruşturma açan Adalet Bakanlığı, bu olayla ilgili soruşturma açacak mıdır? İşte, size bir sürü soru, fakat yanıtlanacağına dair pek umudum yok.

-İstanbul Barosu Genel Kurulu’nda toplam 9 farklı grup ve başkan adayı yarıştı ve sonuçta, milliyetçi avukat grubu ile ittifak yapan sayın Prof.Ümit Kocasakal, en çok oyu alarak yönetime geldi. Kendisi, İstanbul Milliyetçi Avukatlar grubunun desteği ile seçildi. Ancak, seçime katılan başka bir grup ise, Türk Milliyetçisi Avukatlar grubu idi. Burada bir sorun var diyemeyiz, fakat Türk Milliyetçisi Avukatlar ile İstanbul Milliyetçi Avukatlar grubunun farkı neydi acaba, doğrusu ister istemez merak konusu oldu. Gerçi siyasette, şu anda birden epeyce fazla milliyetçi olduğunu söyleyen partiler var ve bu partilerin hemen tümünün milliyetçi yapılarını vurguladıkları da bir gerçek. Örneğin, Milliyetçi Hareket Partisi’nin milliyetçi yapısının tartışılmaz olduğunu söyleyecek isek, İyi Parti’nin milliyetçi olmadığını söylemek de olası değil. Ayrıca yine milliyetçi olduklarını sürekli vurgulayan Büyük Birlik Partisi, Zafer Partisi, Milli Yol Partisi ve son dönemde kurulan Anahtar Parti de bulunuyor. Yani, “milliyetçi “tanımlaması aralarındaki farkları ve bunun nedenlerini açıklamaya yetmiyor. Bu yüzden de sayın Kocasakal’ı destekleyen milliyetçilerin kimliği benim için meçhul durumunda. Zaten fazla milliyetçi sayılmadığım (sosyalizmi benimseyen biri olmam nedeniyle!) için üstünde durmanın gereği yok. İstanbul Barosu’nun seçimlerinde kazanan tüm adaylar, programlarında meslek için çok şeyler yapacaklarını söylerler, fakat genellikle dikkate değer hiçbir şey yapılmaz. Aynı sözler ve vaatler her seçimde tekrarlanır. Onun için, zaten daha çok “siyaseten “ gelmiş gibi görünen sayın Kocasakal’a başarılar dilemekle yetinelim.

– Akın Gürlek’den önceki Adalet Bakanı döneminde başlatılan ve halen sürdürülen bir uygulama uzun süredir dikkatimi çekiyor.

Buna göre, kamuoyunun dikkatini üzerine çeken bir olay ve soruşturma basına yansıdığında, derhal Adalet Bakanlığınca bir açıklama yapılarak, “olayın soruşturulması için bir Başsavcı Vekili ile 3 Cumhuriyet Savcısı görevlendirilmiştir “biçimindeki açıklama ile Adalet Bakanı’nın ne kadar ilgili ve dikkatli olduğu izlenimi yaratılıyor. En son, Kapadokya’da meydana gelen ölüm ve yaralanma olayı ile ilgili olarak da bu çerçevede bir açıklama yapılarak, bir başsavcı vekili ile 2 savcının görevlendirildiği bildirildi.

Bunun ne kadar gereksiz ve saçma olduğu Ceza Yargılama Yöntemi Yasasındaki hükümler ile ortadadır. Çünkü, Ceza Yargılamalarıi Yasası’nın 160.maddesinde aynen; “Cumhuriyet Savcısı, ihbar veya başka bir surette bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hali öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.

Cumhuriyet Savcısı, maddi gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adli kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür” denilmektedir.

Bu hükmün anlamı açık olup Cumhuriyet Savcısının, herhangi bir olayı duyar duymaz ya da kendisine bir şekilde iletilmesi sonrasında, derhal soruşturmayı başlatması, şüpheli kişinin lehinde veya aleyhinde olan delilleri toplayarak koruma altına alması gereğini göstermektedir. Yani, Adalet Bakanının, soruşturma için Cumhuriyet Savcısı görevlendirmesi gibi bir uygulama yoktur, zaten Cumhuriyet Savcısının görevi gereği ya da görevinden dolayı re’sen soruşturmayı başlatması söz konusudur. Anlaşılan AKP iktidarının adalet bakanları, kendilerinin ne kadar çalışkan ve gayretli olduklarını halka gösterme ihtiyacındadır. Aslında bunu, yapılan hukuksuzlukların ve adaletsizliklerin üzerine giderek gerçekleştirseler çok daha iyi olur. Fakat bunu onlardan beklemek gereksiz bir yaklaşım olacaktır. Çünkü, birçok mağduriyetler yaratan hukuksuzluk ve adaletsizliklerin ortada olduğu bir durumda Adalet Bakanlığı’nın varlığı bile tartışma konusu yapılabilir.

Hukukun egemen ve adaletin gerçekten var olduğu günleri görmek dileğiyle.

Yazarın Diğer Yazıları
Oradan buradan 1 Kasım 2026
Neredesin ey liyakat? 11 Ekim 2026
Sorumluluk mu, o da ne ? 27 Eylül 2026
Oradan buradan 12 Eylül 2026