Bu el, kimin eli?

Uyum, reform söylemleriyle "Cumhur-Zillet" söylemleri aynı anda havada uçuşmakta. Seçimler sonrasında AKP cenahında Davutoğlu'nun çıkışı ve ardından gelen "Türkiye ittifakı" söylemiyle bu eylemin "zıt güçlerin" harekete geçtiğini gösteriyor.

Irmak Ildır

Bir fotoğraf karesinin anlattıklarını yazmak her zaman için etkileyici olmuştur. Birçok önemli sosyal ve siyasal gelişmede bir fotoğraf karesinin anlattıkları, bazen bir paragraf yazıdan fazladır. Elbette o fotoğraf karesine bakan gözün ne gördüğünü de anlatım için önemsemek gerekiyor.

Elimizdeki fotoğraf karesi bir saldırıya ait. 65 yaşlarında, uzun yıllarını belirsiz işlerde geçirmekten yamru yumru hale gelmiş bir el var fotoğrafta. Yamru yumru, çatlaklarla dolu bu el yumruk haline gelmiş, hedefine var olan tüm gücüyle vuruyor.  Yumruğun çarpmasının yarattığı etkiyle, saldırıya uğrayan kişi, saldırının geldiği yöne doğru savruluyor.

Doğa yasalarının en çok bilineni etkisini gösteriyor. Saldırıya uğrayan kişi yumruğun etkisiyle ve şaşkınlıkla yüzünde acı dolu bir ifade ile yakalanıyor. Doğal olarak herkesin aklında ise tek bir soru geliyor; bu el, kimin eli?

***

Kılıçdaroğlu’na Ankara’da yapılan saldırının özeti olan bu fotoğraf karesi, nedenleri ve sonuçlarıyla fazlasıyla tartışıldı. Bu fotoğraf karesinde cevap aranan soruya iki çerçevede cevap verilmiş durumda. İlki, saldırganın elinin “tepkili vatandaşın” ait olduğu cevabıdır. İkincisi ise bu saldırganın elinin, kendinden daha büyük bir gücün, faşizm, derin devlet, emperyalizm vs.., sadece bir uzantısı olduğudur.

İlk tezin dayanak noktası toplumun hassasiyet noktaları üzerine kurulu. Öyle ya; ana muhalefet partisi bu hassasiyet noktalarına, milli ve dini değerler olabilir, dikkatli davranmamaktadır. Hatta çoğu zaman, dikkatli davranmak bir kenara, bilhassa düşmanlık üretmektedir. Dolayısıyla, vatandaşın tepki göstermesi doğal bir haktır. Hatta daha da ileri gitmek gerekirse, bu tepki sosyal bir köken tepkisidir. [1]

İktidar tarafından ileriye sürülen bu tezin herhangi bir gerçeklikle bağı yok. Her türlü değerin ayaklar altına alındığı, geçişkenliğin fazlaca olduğu bir atmosferde “hassas” zeminin tepki üretmesinin imkanı yok. Dahası tepkinin sınıfsal bir öfke taşımadığı da açık. Eğer böyle bir tepki olsaydı yumruğun sahibinin öncelikli olarak başkasına tepkiyi yöneltmesi gerekirdi ki; bu durumda iktidarın tepkisinin ne olduğunu Soma’dan net bir biçimde hatırlıyoruz.

Tepkiye karşı tekme!

Dolayısıyla bu tezin işlediği “halk tepkisi” temasının sadece meşruiyet arayışı ile ilgili sonucuna rahatlıkla varabiliriz. Bu arayışın, failin eyleminin ne denli haksız bir zeminde olduğunu rahatlıkla kanıtlıyor. Bu haksızlığı haklılığa çevirebilecek bir “propaganda makinesi” bulunmuyor.

İkinci olarak işlenen genel tez ise Ankara’da kalkan elin “bilinçli” bir eylemin ürünü olduğu. Bir başka deyişle herhangi bir odağın önceden kurguladığı ve sonuçları itibarıyla “sindirme” ve “mesaj verme” amacı taşıdığı düşünülüyor. Bunun siyasetteki karşılığı provokasyon olmasıdır. Mesajı verenin faşizmin temsilcilerinin olduğuna ilişkin genel kanı bu yaklaşımın ana çerçevesini oluşturuyor.

Şunu açık bir biçimde ortaya koyabiliriz; faşizmin saldırganlıkla ilişkilendirilen tüm eylemleri şiddetin bir amaç değil, araç olarak kullanıldığını göstermektedir. Bu araç, toplumun belirli bir istikamette, egemen sınıfın isteklerine boyun eğdirmeyi amaçlar. [2] Ancak bizim elimizdeki fotoğraf karesindeki elin sahibinin tek başına bunu amaçlamadığı gözlemlenmekte.

Bunun nedeni Türkiye’de egemen sınıfın içinde bulunduğu ekonomik kriz ortamıdır. Her şeyden önce, bu egemen sınıfın kriz ortamında ulaştığı kararsız denge konumu altında birbiriyle zıt olan güçler aynı anda çalışmaktadır. Uyum, reform söylemleriyle “Cumhur-Zillet” söylemleri aynı anda havada uçuşmakta. Seçimler sonrasında AKP cenahında Davutoğlu’nun çıkışı ve ardından gelen “Türkiye ittifakı” söylemiyle bu eylemin “zıt güçlerin” harekete geçtiğini gösteriyor.

Ancak şişeden çıkan cinin henüz etki düzeyinin sınırlı olduğunu kabul etmek gerekiyor. İnsicamı (bütünlüğü) bozulan düzenin kontrolsüz bir saldırganlıkla iş görme isteği duymadığı ortaya çıkmaktadır. Elimizdeki fotoğraf karesindeki yumruğun sahibi sermaye düzeninin ayar koludur. Şimdi bu ayar kolunun etkilerini yavaşça görmeye başlayacağız.

***

Öte yandan, elin sahibi ne denli belirleyici olursa olsun, o elin yerine yenilerini koyabilecekler de var. Düzenin eli karşısında yeni bir el çıkartacak olanların “Emek, Umut, Memleket” çağrısı yapması, bu memlekete dair gelecek planlarının tek yönlü olmadığını gösteriyor. Bu çağrının kendini göstereceği adres şimdiden bellidir; 1 Mayıs alanı.

1 Mayıs alanında hepimizin ellerinde yükselteceği güç, bir başka atmosferin doğmasını da sağlayacak. Bu atmosferde, çocukların en büyük hayalinin başka ülkelerin vatandaşı olmak değil, memleketi yeniden kurma heyecanının yeşerecektir.

Bu umudu yeşertmek, kışı, bahara çevirmek için şimdiden kolları sıvayalım ve yolumuza koyulalım.

Notlar

[1] https://odatv.com/sigir-oldugu-icin-yazdigi-seyin-farkina-varamiyor-23041948.html

Star Gazetesi yazarı Yakup Köse’nin değindiği “sınıfsal tepki” yaklaşımı şaşırtıcı değil, gülünç. Zira Köse’nin dünyasında sınıflar olmadığı gibi, bu sınıfların tepkilerine ilişkin bir kaygı da bulunmuyor. Dahası mevcut olayın sınıfsal öfke anlamı taşımadığı da düşünülürse, Köse’nin çabasının beyhude olduğunu söylemek gerekiyor. Bu beyhude çabanın arka planında gerici düşüne kaynak sağlayan anlayışın, kavramları bir tür kama gibi kullanmasına da son vermek gerekiyor. Bunu nasıl yapacağımız ise başka bir yazının konusu.

[2] Bu konuda detaylı bilgi almak isteyenler Stefan Breuer’in “Milliyetçilikler ve Faşizmler: Fransa, İtalya ve Almanya Örnekleri” adlı kitabın çerçevesinden faydalanabilirler. Ancak kitabın okuyucusu olarak küçük bir not düşmüş olalım. Faşizmin yalnızca söylem ve eylem düzeylerinde ele alınması ile toplumsal ayaklarının zayıf bir biçimde işlenmesi çoğu zaman bu siyasi olguyu azgın bir saldırganlıkla eş değer tutulmasına neden oluyor. Oysa ki amaç-araç farklılığı gözetmek burada önemli bir ayrımı ortaya koymaktadır. Bu notla beraber okuma yapılması faydalı olacak.