Tacir liderlerin al-ver düzeni

Siyaset ve diplomasi halkların ortak çıkarlarından giderek uzaklaşıp tacir liderlerin al-ver düzenine teslim oluyor.

Donald Trump, pazarlıkçı iş insanı kimliğiyle az verip çok almayı hedefleyen bir siyasi anlayışa sahip. Kasım ayında yapılacak ara seçimlerde Cumhuriyetçilerin çoğunluğunu koruması koşuluyla her yetişkin Amerikan vatandaşına 5.000 dolar ödeme yapacağı yönündeki açıklaması bu savı destekliyor (1). Temsilciler Meclisi Başkanı, ödemenin Kongre onayı gerektirdiğini söylese de önemli olan vaadin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği değil, siyasetin “oyunu ver, paranı al” pazarlığı üzerinden kurulmak istenmesi. Seçmenin oyuyla maddi bir karşılık arasında doğrudan bağ kuran bu tür vaatler, yurttaşın değersizleştirilmesinin tipik bir göstergesi.

Trump’ın dış politikadaki tavrı da aynı. Zaman zaman müttefiklerini acımasızca eleştiriyor, ittifak ilişkilerini pazarlık konusu yapıyor, bazı ülkelerin liderleriyle sert polemiklere giriyor. Bu yaklaşımın iletişim alanındaki yansıması da dikkat çekici: Amerikalı gazeteci Peter Baker’ın aktardığına göre Trump, 6 Eylül Pazar günü yaklaşık on saat kırk bir dakika içinde altmış adet (!) gönderi paylaşmış  (2). Yapay zekâ desteğiyle hazırladığı videolarda İran’ı dev bir çekiçle parçaladığı, Kanada başbakanını hokey sopasıyla tehdit ettiği ve gezegeni bombalayan bir uzay aracını kullandığı görülüyormuş. Dahası Kanada, Meksika, Grönland, İzlanda, Küba gibi çok sayıda ülkenin ABD’ye ait olduğunu gösteren bir harita paylaşmış. Bu paylaşımlar, Trump’ın üstünlük mesajı vererek muhatabını psikolojik açıdan zaafa uğratmaya çalıştığını düşündürüyor. Böylesi bir siyasi karakterin Erdoğan söz konusu olduğunda “muhteşem bir insan”, “harika bir lider” ve “çok çetin biri” gibi olumlu nitelemeler yapması ilginç görülebilir. Ancak iki lider arasındaki ilişkinin hiyerarşik doğasını anlamak için Trump’ın “Şimdiye kadar ondan istediğim her şeyi yaptı” söylemini akıldan çıkarmamak gerekiyor. Geçtiğimiz günlerde gerçekleşen BM Genel Kurulu öncesinde Türkiye’deki bir İran bankasının faaliyet izninin iptal edilmesi, İran’a yapılan uçuşların durdurulması gibi hamlelerle Trump’ın beklentileri karşılanmış oldu. Bunlara ek olarak yüz adet Boeing için sipariş verildiğinin, doğal gaz tedarik anlaşması imzalandığının da altını çizmeliyiz. Öyleyse Trump ile Erdoğan arasındaki “dostluk” ilişkisinin talep, tehdit, icra, övgü örüntüsüne göre işlediği ileri sürülebilir. Diplomasi, kişisel ilişkiler ve gizli pazarlıklar üzerinden yürütüldüğünde yurttaş, ülkesini ve dolaylı olarak da kendi geleceğini ilgilendiren konularda sınırlı bilgiyle yetinmek zorunda kalıyor.

Seçmenle, diplomatik muhataplarla ve hatta muhalif aktörlerle al-ver pazarlığına dayalı ilişki kurmak sermaye düzeninin çıkarcı doğasıyla örtüşüyor. Şirket gibi yönetilen günümüz dünyasında siyasi elitlerin kamu yararını gözeterek ortak iyiyi araması beklenemez. Küresel kapitalizm kısa vadeli kazançların peşindeyken iklim krizi, göç, ekonomik adaletsizlik gibi insanlığın temel sorunlarını yok sayıyor. Siyaseti ve diplomasiyi, CEO gibi davranan liderlerin çıkar pazarlıklarından arındırıp eşitlik ve dayanışma ilkeleri doğrultusunda, dünya halklarının gereksinimlerine yanıt verecek biçimde yeniden kurmak ancak kapitalist düzenin aşılmasıyla mümkündür.

 

NOTLAR

1) https://theconversation.com/there-is-a-long-history-of-bribery-in-us-politics-is-donald-trump-continuing-it-291699

2) https://www.nytimes.com/2026/09/13/world/trump-ai-social-media-celine-dion.html